YÂSÎN SURESİ

Ayet Getir

يس

Yâ sîn.

Bayraktar Bayraklı

Yâ, sîn.


Cemal Külünkoğlu

Yâ, Sin.


Diyanet İşleri (eski)

Ya, Sin.


Diyanet Vakfi

Yâsîn,


Edip Yüksel

Y10S60


Elmalılı Hamdi Yazır

Yâsîn.


Muhammed Esed

Sen ey insanoğlu!


Mustafa İslamoğlu

Ey insan!


Seyyid Kutub

Yasin.


Süleyman Ateş

Yâsin


Süleymaniye Vakfı

YA! SİN!


Tefhim-ul Kuran

Yâsin.


Yaşar Nuri Öztürk

Yâ, Sîn.


وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ

Vel kur’ânil hakîm(hakîmi).

Bayraktar Bayraklı

Hikmetlerle dolu Kur'ân'a yemin olsun.


Cemal Külünkoğlu

(2-4) (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a yemin olsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilen (peygamber)lerdensin.


Diyanet İşleri (eski)

(2-4) Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.


Diyanet Vakfi

Hikmet dolu Kur'an hakkı için,


Edip Yüksel

Bilge Kuran’a and olsun.


Elmalılı Hamdi Yazır

Hikmetli Kur'anın hakkı için


Muhammed Esed

Düşün bu hikmetle dolu Kuran'ı:


Mustafa İslamoğlu

Hikmetle (muhatabını inşa eden) bu Kur'an'a andolsun


Seyyid Kutub

Hikmetli Kur'an'a andolsun.


Süleyman Ateş

Hikmetli Kur'ân'a andolsun.


Süleymaniye Vakfı

Doğru hükümler[*] içeren Kur’an’a yemin olsun ki, [*] Doğru hüküm, hikmet demektir. Allah Teâlâ Kur’ân ile beraber hikmeti de indirmiştir. Bkz. Nisa 4/113


Tefhim-ul Kuran

Andolsun hikmetli Kur'an'a,


Yaşar Nuri Öztürk

Yemin olsun o hikmetlerle dolu Kur'an'a ki,


إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

İnneke leminel murselîn(murselîne).

Bayraktar Bayraklı

Kesinlikle sen gönderilmiş peygamberlerdensin.


Cemal Külünkoğlu

(2-4) (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a yemin olsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilen (peygamber)lerdensin.


Diyanet İşleri (eski)

(2-4) Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.


Diyanet Vakfi

Sen şüphesiz peygamberlerdensin.


Edip Yüksel

Sen elbette elçilerden birisin.


Elmalılı Hamdi Yazır

Emîn ol ki sen o risaletle gönderilen Peygamberlerdensin


Muhammed Esed

Gerçek şu ki, sen Allah'ın elçilerinden birisin,


Mustafa İslamoğlu

ki sen elbette gönderilen elçilerden birisin.


Seyyid Kutub

Sen elbette gönderilmiş peygamberlerdensin.


Süleyman Ateş

Kuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin.


Süleymaniye Vakfı

Sen Allah’ın elçilerindensin,


Tefhim-ul Kuran

Gerçekten sen, gönderilen (peygamber)lerdensin.


Yaşar Nuri Öztürk

Hiç kuşkusuz, sen, gönderilen elçilerdensin;


عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Alâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).

Bayraktar Bayraklı

Dosdoğru bir yol üzerindesin.


Cemal Külünkoğlu

(2-4) (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a yemin olsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilen (peygamber)lerdensin.


Diyanet İşleri (eski)

(2-4) Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.


Diyanet Vakfi

Doğru yol üzerindesin.


Edip Yüksel

Dosdoğru bir yol üzerinde.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bir sıratı müstakîm üzerindesin


Muhammed Esed

dosdoğru bir yol üzeresin,


Mustafa İslamoğlu

Dosdoğru bir yol üzeresin.


Seyyid Kutub

Dosdoğru bir yol üzerinde.


Süleyman Ateş

Dosdoğru bir yol üzerinde,


Süleymaniye Vakfı

Doğru yoldasın.


Tefhim-ul Kuran

Dosdoğru olan bir yol üzerinde.


Yaşar Nuri Öztürk

Dosdoğru bir yol üzerindesin.


تَنزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ

Tenzîlel azîzir rahîm(rahîmi).

Bayraktar Bayraklı

Bu Kur'ân, güçlü ve merhamet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.


Cemal Külünkoğlu

(5-6) Bu (Kur'an), ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de doğru ile eğrinin ne olduğundan habersiz kalmış bir toplumu uyarman için, mutlak güç sahibi, rahmeti bol olan (Allah tarafından) sana indirilmiştir.


Diyanet İşleri (eski)

(5-6) Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.


Diyanet Vakfi

(Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.


Edip Yüksel

Bu, Üstün ve Rahim olanın indirdiği bir vahiydir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Tenziliyle o azîz rahîmin


Muhammed Esed

Kudret Sahibi ve Rahmet Kaynağı'ndan indirilmiş olan(ın sayesinde),


Mustafa İslamoğlu

(Çünkü bu vahiy) her işinde mükemmel olanın, en merhametli olanın katından indirilmiştir:


Seyyid Kutub

Bu Kur'an üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.


Süleyman Ateş

Yani üstün ve çok esirgeyen Allâh'ın indirdiği (Kur'ân yolu) üzerindesin.


Süleymaniye Vakfı

Bu, güçlü ve ikramı bol Allah’ın indirdiği kitaptır.


Tefhim-ul Kuran

(Kur'an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah') ın indirmesidir.


Yaşar Nuri Öztürk

Azîz ve Rahîm'in indirdiği üzeresin.


لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّا أُنذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

Li tunzire kavmen mâ unzire âbâuhum fe hum gâfilûn(gâfilûne).

Bayraktar Bayraklı

Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir/Ataları uyarıldıkları halde gaflet içinde olan bir toplumu uyarman için indirilmiştir.


Cemal Külünkoğlu

(5-6) Bu (Kur'an), ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de doğru ile eğrinin ne olduğundan habersiz kalmış bir toplumu uyarman için, mutlak güç sahibi, rahmeti bol olan (Allah tarafından) sana indirilmiştir.


Diyanet İşleri (eski)

(5-6) Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.


Diyanet Vakfi

Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.


Edip Yüksel

Ataları uyarılmadığından tümüyle habersiz kalmış bir toplumu uyarman için…


Elmalılı Hamdi Yazır

İnzar edesin, vehameti haber veresin diye bir kavme. Babalar inzar edilmedi de haberleri de yok gafiller


Muhammed Esed

ataları uyarılmamış ve bu nedenle kendileri (doğru ile eğrinin ne olduğundan) habersiz kalmış bulunan insanları uyarasın diye (sana indirilmiş olanın) (sayesinde).


Mustafa İslamoğlu

bu sayede ataları uyarılmamış, dolayısıyla haktan gafil kalmış bir topluluğu uyarabilesin.


Seyyid Kutub

O Kitap, sana, ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.


Süleyman Ateş

Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik).


Süleymaniye Vakfı

Ataları uyarılmamış bir kavmi uyarman için indirilmiştir. Çünkü onlar bundan habersizdirler.


Tefhim-ul Kuran

Babaları uyarılıp korkutulmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarıp korkutman için (gönderildin).


Yaşar Nuri Öztürk

Babaları uyarılmamış, tam gaflet içinde bir toplumu uyarman için gönderildin.


لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Lekad hakkal kavlu alâ ekserihim fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki, onların çoğu gafletlerinin cezasını hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.


Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki, onların çoğu üzerine (inkâr ve isyanlarından dolayı) o söz (azap emri) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.


Diyanet İşleri (eski)

And olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar.


Diyanet Vakfi

Andolsun ki onların çoğu cezayı hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.


Edip Yüksel

Çoklarının gerçeği onaylamayacağına dair söz gerçekleşmiştir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Celâlim hakkı için daha çoklarına karşı söz hakkolmuştur da onlar iymana gelmezler


Muhammed Esed

Onların çoğuna karşı (Allah'ın gazap) sözü mutlaka gerçekleşecektir; çünkü onlar iman etmezler.


Mustafa İslamoğlu

Doğrusu, onlardan bir çoğu hakkındaki söz tahakkuk etmiştir: artık asla iman etmeyecekler.


Seyyid Kutub

Andolsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar.


Süleyman Ateş

Andolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar.


Süleymaniye Vakfı

Onlardan çoğu, bunun gerçek anlamda Allah’ın sözü olduğunu anladıkları halde inanmıyorlar[*]. [*] Tıpkı şu ayette olan durum meydana gelmişti: النمل (27) وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ  14} Burada fa, önceki cümleyi, sonraki cümlenin hali yapar. Bkz. Muhamme İsbir, Bilal Cüneydî, eş-Şamil, Mucem fî ulum’il-luğa’l-arabiyye ve mustalahatiha, Ahkâm’ul-fâ,  Beyrut 1985, ikinci baskı. Daha geniş bilgi kitabın sonundadır. (Kn.ile ilg. Bkz. Ennahvü-l vâfi c. 3 s. 575) Kur’ân’ın Allah’ın sözü olduğunu anlayınca ona önce inanırlar ama hayat tarzlarını değiştirmek istemezlerse görmezlikten gelmeye başlar kâfir olurlar. Zaten inanmadan kâfir olunmaz.. Allah Teâlâ şöyle buyurur: O gün nice yüzler ak çıkar, nice yüzler de kararır. Yüzleri kararanlara şöyle denir: “Siz inandıktan sonra kâfir oldunuz, değil mi? Kâfir olmanıza karşılık, tadın şu azabı!”(Al-i İmran 3/106)


Tefhim-ul Kuran

Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık onlar inanmazlar.


Yaşar Nuri Öztürk

Yemin olsun ki, onların çoğuna söz hak olmuştur, artık onlar iman etmezler.


إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ

İnnâ cealnâ fî a’nâkıhim aglâlen fe hiye ilel ezkâni fe hum mukmehûn(mukmehûne).

Bayraktar Bayraklı

Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanacak olan demir halkalar geçirdik. Bu yüzden başları yukarı kalkıktır.


Cemal Külünkoğlu

Biz, (kötü niyetlerinden ve isyanlarından dolayı) onların boyunlarına çenelere kadar dayanan halkalar geçirdik. Bu sebeple başları (ve burunları) yukarıya kalkıktır (hakka boyun eğmezler).


Diyanet İşleri (eski)

Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır.


Diyanet Vakfi

Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır.


Edip Yüksel

Boyunlarına, çenelerine kadar varan prangalar taktık da kafaları yukarıya dikilmiştir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü biz onların boyunlarına kelepçekler geçirmişiz, onlar çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı gözleri aşağı somurtmaktadırlar


Muhammed Esed

Onların boyunlarına çenelerine kadar uzayan demir halkalar geçirdik ki kafalarını dik tutmak zorunda kalsınlar;


Mustafa İslamoğlu

Zira (sanki) Biz onların boyunlarına, çenelerine kadar uzanan demir halkalar geçirmişizdir de, başlarını bir türlü eğememektedirler.


Seyyid Kutub

Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır.


Süleyman Ateş

Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır.


Süleymaniye Vakfı

Sanki boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar takmışız da, başlarını eğemiyorlar.


Tefhim-ul Kuran

Gerçekten biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.


Yaşar Nuri Öztürk

Biz onların boyunlarına bukağılar geçirdik. Bukağılar çenelere dayanmıştır da bu yüzden onların kafaları yukarı kalkıktır.


وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ

Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn(yubsırûne).

Bayraktar Bayraklı

Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları çepeçevre kuşattık. Artık göremezler.


Cemal Külünkoğlu

Biz, onların hem önlerine bir set, hem de arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık onlar görmezler.


Diyanet İşleri (eski)

Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.


Diyanet Vakfi

Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler.


Edip Yüksel

Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çekerek onları perdeledik; artık göremezler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Hem önlerinden bir sedd ve arkalarından bir sedd çekmişiz, kendilerini sarmışızdır da baksalar da görmezler


Muhammed Esed

önlerine ve arkalarına setler çektik ve göremesinler diye üzerlerine perdeler geçirdik:


Mustafa İslamoğlu

Yine (adeta) önlerinden ve arkalarından birer set çekmiş ve gözlerini perdelemişizdir de, artık görememektedirler.


Seyyid Kutub

Önlerine ve arkalarına set çektik. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.


Süleyman Ateş

Önlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler.


Süleymaniye Vakfı

Sanki önlerine bir engel, arkalarına da bir engel koyup onları kuşatmışız da göremiyorlar[*]. [*] Bu iki ayette, benzetme yapma yerine doğrudan benzetilecek anlam kümesi kullanılarak Mekkelilerin, Kur’an karşısındaki tavırları canlandırılmıştır. Bu tür anlatıma istiare-i temsiliyye denir. Bu tıpkı, “işini saman altından su yürütür gibi yapıyorsun” yerine “saman altından su yürütüyorsun” demek gibidir. İstiarede benzetme gizlenir ve gerçek anlamı kast etme ihtimali olmaz. Bu iki ayette de gerçek anlamı kast etme ihtimali yoktur. Öyle olsa bu insanlar sorumlu tutulamazlar. Çünkü “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez” (Bakara 2/286) İstiarede benzetme edatı gizlenir ama bu ayetlerdeki ifadeler mecaz değil, gerçek sanıldığı için onlarda gizlenen “sanki” kelimesini açığa çıkarmamız bir zorunluluk olmuştur.


Tefhim-ul Kuran

Biz onların önlerinde bir sed, arkalarında da bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler.


Yaşar Nuri Öztürk

Önlerine bir set, arkalarına da başka bir set çektik. Böylece onları kuşatıp sardık; artık onlar görmezler.


وَسَوَاء عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

Ve sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).

Bayraktar Bayraklı

Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.


Cemal Külünkoğlu

Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.


Diyanet İşleri (eski)

Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.


Diyanet Vakfi

Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.


Edip Yüksel

Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; gerçeği onaylamazlar.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onlarca müsavidir, ha inzar etmişin kendilerini ha etmemişin; inanmazlar


Muhammed Esed

artık onları uyarsan da uyarmasan da onlarca birdir, inanmazlar.


Mustafa İslamoğlu

Şu halde sen onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için fark etmez: iman etmezler.


Seyyid Kutub

Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.


Süleyman Ateş

Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.


Süleymaniye Vakfı

Onları uyarsan da bir, uyarmasan da: inanmıyorlar.


Tefhim-ul Kuran

Kendilerini uyarıp korkutsan da, uyarmayıp korkutmasan da onlar için birdir; onlar iman etmezler.


Yaşar Nuri Öztürk

Sen ha uyarmışsın onları ha uyarmamışsın, fark etmez onlar için; inanmazlar.


إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ

İnnemâ tunziru menittebeaz zikre ve haşiyer rahmâne bil gayb(gaybi), fe beşşirhu bi magfiretin ve ecrin kerîm(kerîmin).

Bayraktar Bayraklı

Sen ancak, Kur'ân'a uyan ve görmeden Rahmân'a saygı duyan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini bir af ve güzel bir ödülle müjdele.


Cemal Külünkoğlu

Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve insan kavrayışının ötesinde bulunmasına rağmen Rahman (olan Allah')a yürekten saygı besleyen kişiyi uyarabilirsin. İşte o kimseyi bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele!


Diyanet İşleri (eski)

Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele.


Diyanet Vakfi

Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele.


Edip Yüksel

Sen ancak, mesaja uyan ve yalnız başına iken Rahman’a karşı saygılı olan bir kimseyi uyarabilirsin. Onu bağışlanma ve bol bir ödülle müjdele.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ancak zikri ta'kıyb eden ve gaybde rahmana haşyet besliyen kimseyi sakındırırsın, işte onu hem bir mağfiretle hem bir ecri kerîm ile müjdele


Muhammed Esed

Sen ancak (ilahi) uyarıyı can kulağıyla dinleyen ve insan kavrayışının ötesinde bulunmasına rağmen Rahman'dan korkan kişiyi uyarabilirsin, işte böylelerine (Allah'ın) mağfiretini ve en güzel ödülü müjdele!


Mustafa İslamoğlu

Ne ki sen, sadece ilahi uyarıya tabi olan ve idraki aşan bir hakikat olmasına rağmen O rahmet kaynağına derin bir ürpertiyle saygı duyan kimseyi uyarabilirsin: o halde bu gibileri sınırsız bir mağfiret ve tarifsiz güzellikte bir ödülle müjdele!


Seyyid Kutub

Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele.


Süleyman Ateş

Sen ancak zikre uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükâfâtla müjdele.


Süleymaniye Vakfı

Sen ancak içten içe Rahman’dan çekinerek bu zikre[*] uyanı uyarabilirsin. Onlara, bağışlanacaklarını müjdele. Yaptıklarının karşılığının ikramiyeli olarak verileceğini de. [*] Kur’an’a.


Tefhim-ul Kuran

Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarıp korkutursun. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele!


Yaşar Nuri Öztürk

Sen ancak o zikire/Kur'an'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın. Böylesini, bir bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele!