TEKÂSUR SURESİ

Ayet Getir

أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ

Elhâkumut tekâsur(tekâsuru).

Bayraktar Bayraklı

(1-2) Ta ki ölüp kabre gelinceye kadar, çoklukla övünmek sizi oyaladı.


Cemal Külünkoğlu

(1-2) Çocukla böbürlenmek sizi kabirleri ziyarete kadar oyaladı. (Öyle ki ölülerinizi bile sayarak onlarla övünmeye kalktınız.)


Diyanet İşleri (eski)

(1-2) Çoğunluk olmak iddianız sizi o kadar meşgul etti ki, mezarları ziyaretle oradakileri de sayacak kadar oldunuz.


Diyanet Vakfi

(1-2) Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.


Edip Yüksel

Çoğaltma yarışı sizi alabildiğine meşgul etti;


Elmalılı Hamdi Yazır

Oyaladı o çokluk kuruntusu sizleri


Muhammed Esed

Bir açgözlülük saplantısı içindesiniz,


Mustafa İslamoğlu

Çoğaltma tutkusu sizi oyalayıp durdu,


Seyyid Kutub

Mal ve evlat çoğaltma yarışı sizi oyaladı.


Süleyman Ateş

Çokluk yarışı, sizi oyaladı,


Süleymaniye Vakfı

Çoğaltma yarışı sizi oyaladı;


Tefhim-ul Kuran

(Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp kendinizden geçirdi.'


Yaşar Nuri Öztürk

Aldatıp oyaladı o çokluk yarışı sizleri,


حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ

Hattâ zurtumul mekâbir(mekâbira).

Bayraktar Bayraklı

(1-2) Ta ki ölüp kabre gelinceye kadar, çoklukla övünmek sizi oyaladı.


Cemal Külünkoğlu

(1-2) Çocukla böbürlenmek sizi kabirleri ziyarete kadar oyaladı. (Öyle ki ölülerinizi bile sayarak onlarla övünmeye kalktınız.)


Diyanet İşleri (eski)

(1-2) Çoğunluk olmak iddianız sizi o kadar meşgul etti ki, mezarları ziyaretle oradakileri de sayacak kadar oldunuz.


Diyanet Vakfi

(1-2) Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.


Edip Yüksel

Mezarlara varıncaya (ölünceye) kadar…


Elmalılı Hamdi Yazır

Ta.. ziyaret edişinize kadar kabirleri


Muhammed Esed

mezarlarınıza girinceye dek (süren).


Mustafa İslamoğlu

ta ki siz mezarlıklara varıncaya dek.


Seyyid Kutub

Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.


Süleyman Ateş

Nihâyet kabirleri ziyaret ettiniz (kabre girinceye kadar mal artırmağa çalıştınız).


Süleymaniye Vakfı

Kabirlere kadar gittiniz.


Tefhim-ul Kuran

Öyle ki (bu) mezarı ziyaretinize (Kabire gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü.


Yaşar Nuri Öztürk

Öyle ki, ziyaret edip saydınız kabirleri.


كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

Kellâ sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).

Bayraktar Bayraklı

(3-4) Hayır! Yakında bileceksiniz! Yine hayır! Yakında bileceksiniz.!


Cemal Külünkoğlu

(Bundan) sakının! (Bunun doğru olmadığını) yakında bileceksiniz!


Diyanet İşleri (eski)

Hayır; öyle olmayın; yakında bileceksiniz.


Diyanet Vakfi

(3-4) Hayır! Yakında bileceksiniz! Elbette yakında bileceksiniz!


Edip Yüksel

Doğrusu, yakında bileceksiniz.


Elmalılı Hamdi Yazır

Öyle değil, ilerde bileceksiniz


Muhammed Esed

Ama, zamanı geldiğinde anlayacaksınız!


Mustafa İslamoğlu

Ama hayır! Vakti gelince, gerçeği (burada) öğreneceksiniz;


Seyyid Kutub

Hayır yakında bileceksiniz.


Süleyman Ateş

Hayır (olmaz bu), yakında bileceksiniz (hatânızı)!


Süleymaniye Vakfı

Yok… İlerisinde öğrenirsiniz[*]. [*] “Yanlışlar içinde olanlardan birine ölüm gelince der ki: “Rabbim! Beni geri çeviriniz. Belki terk ettiğim dünyada iyi bir iş yaparım. Hayır; bu onun söylediği sözdür. Arkalarında yeniden dirilecekleri güne kadar berzah (engel) vardır.” (Müminun 23/99-100) “Onlar uyarıların gerçekleşmesinden başkasını mı bekliyorlar? Uyarıların gerçekleştiği gün evvelce onu unutmuş olanlar şöyle derler: “Rabbimizin elçileri gerçekten doğruyu getirmişler. Bize şefaat edecek kimseler var mı ki şefaat etsinler. Ya da geri gönderilsek de yapıp ettiğimiz işlerden başkasını yapsak?” Onlar kendilerini tüketmiş kimselerdir. Uydurdukları şeyler de kaybolmuş olacaktır.” (Araf 7/52)


Tefhim-ul Kuran

Hayır; ileride bileceksiniz,


Yaşar Nuri Öztürk

Ama iş öyle değil; yakında bileceksiniz!


ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

Summe kellâ sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).

Bayraktar Bayraklı

(3-4) Hayır! Yakında bileceksiniz! Yine hayır! Yakında bileceksiniz.!


Cemal Külünkoğlu

Yine sakının ki siz, (bunun ne kadar kötü bir şey olduğunu) yakında (ahirette) bileceksiniz!


Diyanet İşleri (eski)

Hayır; gözünüzü açın; yakında bileceksiniz.


Diyanet Vakfi

(3-4) Hayır! Yakında bileceksiniz! Elbette yakında bileceksiniz!


Edip Yüksel

Elbette, yakında bileceksiniz.


Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra öyle değil, ilerde bileceksiniz


Muhammed Esed

Evet, evet! Zamanı geldiğinde anlayacaksınız!


Mustafa İslamoğlu

o da olmadı, o zaman vakti gelince gerçeği (orada) öğreneceksiniz.


Seyyid Kutub

Yine hayır yakında bileceksiniz.


Süleyman Ateş

Yine hayır, yakında bileceksiniz (hatânızı)!


Süleymaniye Vakfı

Yok yok… İlerisinde bunu bir kez daha[*] öğrenirsiniz. [*] Buradaki bir kez daha ifadesi, ثم edatından dolayı kullanılmıştır.


Tefhim-ul Kuran

Yine hayır; ileride bileceksiniz.


Yaşar Nuri Öztürk

Hayır, hayır! İş öyle değil! Yakında bileceksiniz.


كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ

Kellâ lev ta’lemûne ilmel yakîn(yakîni).

Bayraktar Bayraklı

Hayır! Gerçeği kesin bilgi ile bilseydiniz.


Cemal Külünkoğlu

Hayır, eğer siz kesin bir bilgiyle (hakikati) bilseydiniz (böyle yapmaz, mal, servet ve evlat gibi dünyalıklarla övünmezdiniz).


Diyanet İşleri (eski)

Dikkat edin, şayet yaptığınızın sonucunu kesin olarak bir bilseniz!


Diyanet Vakfi

(5-8) Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız, (orada) mutlaka cehennem ateşini görürdünüz. Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz. Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.


Edip Yüksel

Doğrusu, kesin olarak bilseydiniz.


Elmalılı Hamdi Yazır

Öyle değil, ilmel yakîn bilseniz


Muhammed Esed

Hayır, (onu) tartışılmaz bir kesinlikle anlasaydınız,


Mustafa İslamoğlu

Yoo, eğer bu (tutkunun neye mal olduğunu) tam kavramış olsaydınız,


Seyyid Kutub

Hayır gerçeği kesin bilgi ile bilseydiniz,


Süleyman Ateş

Hayır, (gerçeği) kesin bilgi ile bilseydiniz;


Süleymaniye Vakfı

Yok; eğer kesin olarak öğrenseniz


Tefhim-ul Kuran

Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız,


Yaşar Nuri Öztürk

İş, sizin bildiğiniz gibi değil! Ne olurdu, şaşmaz ve aldatmaz bir bilgiyle bilseydiniz!


لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ

Le teravunnel cahîm(cahîme).

Bayraktar Bayraklı

(6-7) “Elbette cehennemi önceden görecektiniz. Evet onu çıplak gözle göreceksiniz.”


Cemal Külünkoğlu

Andolsun ki (siz bu kötü tavrınızdan dolayı) cehennemi göreceksiniz!


Diyanet İşleri (eski)

And olsun ki, cehennemi göreceksiniz.


Diyanet Vakfi

(5-8) Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız, (orada) mutlaka cehennem ateşini görürdünüz. Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz. Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.


Edip Yüksel

Cehennemi görürdünüz.


Elmalılı Hamdi Yazır

Kasem olsun o Cahimi çaresiz göreceksiniz


Muhammed Esed

(cehennemin) yakıcı ateşini mutlaka görürdünüz!


Mustafa İslamoğlu

elbet (dünyayı) cehenneme (çevirdiğinizi) de görürdünüz;


Seyyid Kutub

Andolsun ki cehennemi göreceksiniz.


Süleyman Ateş

Mutlaka cehennemi görür (onun varlığını gözle görmüş gibi kabul eder)diniz.


Süleymaniye Vakfı

O alevli ateşi şimdiden görürsünüz[*]. [*] Buradaki لَوْ normal şart edatı sayılmıştır.


Tefhim-ul Kuran

Andolsun, o çılgınca yanan ateşi de elbette görecektiniz.


Yaşar Nuri Öztürk

Yemin olsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz!


ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ

Summe le teravunnehâ aynel yakîn(yakîni).

Bayraktar Bayraklı

(6-7) “Elbette cehennemi önceden görecektiniz. Evet onu çıplak gözle göreceksiniz.”


Cemal Külünkoğlu

Yine andolsun ki, onu kendi gözünüzle kesin olarak göreceksiniz!


Diyanet İşleri (eski)

And olsun ki, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.


Diyanet Vakfi

(5-8) Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız, (orada) mutlaka cehennem ateşini görürdünüz. Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz. Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.


Edip Yüksel

Zaten, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.


Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra kasem olsun onu çaresiz aynel yakîn göreceksiniz


Muhammed Esed

Sonunda onu keskin bir gözle mutlaka göreceksiniz:


Mustafa İslamoğlu

(Tutun ki burada göremediniz), ama daha sonra (ahirette) onu zaten gözlerinizle göreceksiniz;


Seyyid Kutub

Andolsun ki onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.


Süleyman Ateş

Sonra onu kesin olarak gözle göreceksiniz.


Süleymaniye Vakfı

Sonra onu çıplak gözle zaten göreceksiniz.


Tefhim-ul Kuran

Sonra onu, hiç tartışmasız yakîn gözüyle (Ayne'l Yakîn) görmüş olacaksınız.


Yaşar Nuri Öztürk

Yine yemin olsun, onu gözünüzle apaçık göreceksiniz!


ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

Summe le tus’elunne yevmeizin anin naîm(naîmi).

Bayraktar Bayraklı

“Nihayet o gün nimetlerden elbette hesaba çekileceksiniz.”


Cemal Külünkoğlu

Sonra o gün size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz!


Diyanet İşleri (eski)

Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.


Diyanet Vakfi

(5-8) Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız, (orada) mutlaka cehennem ateşini görürdünüz. Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz. Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.


Edip Yüksel

Sonra, o gün (size verilen) nimetlerden sorulacaksınız.


Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra kasem olsun o gün o naîmden muhakkak sorulacaksınız


Muhammed Esed

ve o Gün hayatın nimetleri(ne karşı yaptıklarınız) için mutlaka sorguya çekileceksiniz!


Mustafa İslamoğlu

nihayet o gün, ebedi nimetlerden vaz geçip (geçici nimetlere yönelmenizden) dolayı hesaba çekileceksiniz.


Seyyid Kutub

Sonra o gün size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz


Süleyman Ateş

Sonra o gün, (size verilen) ni'metten sorulacaksınız.


Süleymaniye Vakfı

Size verilen nimetlerden işte o gün sorguya çekileceksiniz.


Tefhim-ul Kuran

Sonra o gün, nimetten sorguya çekileceksiniz.


Yaşar Nuri Öztürk

Sonra o gün, nimetten kesinlikle sorguya çekileceksiniz!