SAFF SURESİ

Ayet Getir

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve huvel âzîzul hakîm(hakîmu).

Bayraktar Bayraklı

Göklerde ve yerde bulunanların tümü Allah'ı tesbih etmektedir/anmaktadır. O güçlüdür; hikmet sahibidir.


Cemal Külünkoğlu

Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ın sınırsız şanını yüceltir. O, mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.


Diyanet İşleri (eski)

Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. O, güçlüdür, Hakim'dir.


Diyanet Vakfi

Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir.


Edip Yüksel

Göklerde ve yerde olanlar ALLAH’ı yüceltir. O, Üstündür, Bilgedir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Tesbih etmekte Allah için Göklerdeki ve Yerdeki, o öyle azîz öyle hakîm


Muhammed Esed

Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ın sınırsız şanını yüceltir çünkü yalnız O'dur kudret ve hikmet sahibi.


Mustafa İslamoğlu

Göklerde olan her şey ve yerde olan her şey Allah adına hareket ettiler (de, bu kozmik düzen öyle oluştu): zira O'dur her işinde tek mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden O'dur.


Seyyid Kutub

Göklerde ve yerde bulunanların hepsi Allah'ı tesbih etmiştir. O üstündür, hikmet sahibidir.


Süleyman Ateş

Göklerde ve yerde bulunanların hepsi Allâh'ı tesbih etmiştir. O üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.


Süleymaniye Vakfı

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’a boyun eğer. Daima üstün ve bütün kararları doğru olan O’dur.


Tefhim-ul Kuran

Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.


Yaşar Nuri Öztürk

Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ı tespih etmiştir. Azîz'dir O, Hakîm'dir.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef’alûn(tef’alûne).

Bayraktar Bayraklı

(2-3) Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.


Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?


Diyanet İşleri (eski)

Ey inananlar! Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz?


Diyanet Vakfi

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?


Edip Yüksel

Ey gerçeği onaylayanlar, neden yapmadığınız veya yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?


Elmalılı Hamdi Yazır

Ey o iyman edenler! Niçin yapmıyacağınız şeyi söylersiniz?


Muhammed Esed

Siz ey imana ermiş olanlar! Niçin bir türlü söylüyor, başka türlü yapıyorsunuz;


Mustafa İslamoğlu

Siz ey iman edenler! Niçin söylemlerinizle eylemleriniz birbirine uymuyor!


Seyyid Kutub

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?


Süleyman Ateş

Ey inananlar niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz?


Süleymaniye Vakfı

Ey inanıp güvenenler! Yapmayacağınız şeyleri, niçin yaparız diyorsunuz?


Tefhim-ul Kuran

Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?


Yaşar Nuri Öztürk

Ey iman sahipleri! Yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz?


كَبُرَ مَقْتًا عِندَ اللَّهِ أَن تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ

Kebure makten indallâhi en tekûlû mâ lâ tef’alûn(tef’alûne).

Bayraktar Bayraklı

(2-3) Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.


Cemal Külünkoğlu

Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah nazarında en tiksinti verici şeydir!


Diyanet İşleri (eski)

Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük gazaba sebep olur.


Diyanet Vakfi

Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.


Edip Yüksel

Yapmadığınız şeyi söylemeniz, ALLAH katında en sevilmeyen davranışlardandır.


Elmalılı Hamdi Yazır

Yapmıyacağınız şeyi söylemeniz, Allah yanında çok mebguzdur.


Muhammed Esed

yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah nazarında en tiksinti verici şeydir!


Mustafa İslamoğlu

Yapmadığınız/yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında ağır (sonuçları) olan nahoş bir davranıştır.


Seyyid Kutub

Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında büyük gazaba sebep olur.


Süleyman Ateş

Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allâh katında en sevilmeyen bir şeydir.


Süleymaniye Vakfı

Yapmayacağınız iş için yaparım demeniz, Allah katında ne büyük öfke oluşturur!.


Tefhim-ul Kuran

Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında bir gazab (konusu olması) bakımından (büyüdükçe) büyüdü (büyük bir suç teşkil etti).


Yaşar Nuri Öztürk

Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir günahtır.


إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفًّا كَأَنَّهُم بُنيَانٌ مَّرْصُوصٌ

İnnallâhe yuhıbbullezîne yukâtilûne fî sebîlihî saffen ke ennehum bunyânun mersûs(mersûsun).

Bayraktar Bayraklı

Allah, kendi yolunda, malzemesi birbirine kaynamış binalar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.”


Cemal Külünkoğlu

Doğrusu Allah, kendi yolunda duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak savaşanları sever.


Diyanet İşleri (eski)

Doğrusu Allah, kendi uğrunda, kenetlenmiş bir duvar gibi, saf halinde çarpışanları sever.


Diyanet Vakfi

Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.


Edip Yüksel

ALLAH kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi düzenli birlikler halinde savaşanları sever.


Elmalılı Hamdi Yazır

Haberiniz olsun ki Allah kendi yolunda kurşunlu bir bina gibi saf bağlıyarak çarpışanları sever


Muhammed Esed

Gerçek şu ki Allah (yalnızca) kendi davası uğrunda, sağlam ve yekpare bir bina gibi, kenetlenmiş saflar halinde savaşanları sever.


Mustafa İslamoğlu

Şüphesiz Allah, davası uğrunda sanki yekpare çelikten bir bina gibi saf disiplini içerisinde savaşanları sever.


Seyyid Kutub

Doğrusu Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlıyarak savaşanları sever.


Süleyman Ateş

Allâh, kendi yolunda kenetlenmiş binâlar gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.


Süleymaniye Vakfı

Allah, kendi yolunda kurşunla kenetlenmiş bir yapı[*] gibi kenetlenerek savaşanları sever. [*] Eski ve yakın dönem inşaat tekniği olarak, büyük kütlelerin birbirine kilitlenmesinde kullanılan ve malzemenin içinde açılmış oluklara erimiş kurşun madeni akıtılarak yapılan lehim yöntemi. Hem esnek hem de dayanıklı ve uzun ömürlü olan bu yöntem çimento ve demirin yaygınlaşması ile terk edilmiştir. Mimar Sinan eserlerinde sıkça görülür, bilinen örneklerinden birisi Bosna’daki Mostar Köprüsüdür.


Tefhim-ul Kuran

Hiç şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.


Yaşar Nuri Öztürk

Allah kendi yolunda, duvarları birbine perçinlenmiş bir bina gibi, saf bağlıyarak çarpışanları sever.


وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَنِي وَقَد تَّعْلَمُونَ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ فَلَمَّا زَاغُوا أَزَاغَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

"Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmi lime tû'zûnenî ve kad ta'lemûne ennî resûlullâhi ileykum, fe lemmâ zâgû ezâgallâhu kulûbehum, vallâhu lâ yehdîl kavmel fâsikîn(fâsikîne)."

Bayraktar Bayraklı

Bir zamanlar Mûsâ, halkına şöyle demişti: “Ey kavmim! Niçin beni üzüyorsunuz? Oysa, siz benim Allah'ın size gönderdiği peygamber olduğumu biliyorsunuz.” Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı. Allah günaha gömülüp giden bir toplumu doğru yola iletmez.


Cemal Külünkoğlu

Hani Musa kavmine: “Ey kavmim! Allah'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde neden bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, hakkın sınırlarını çiğneyen toplumu doğru yola iletmez.


Diyanet İşleri (eski)

Musa milletine: 'Ey milletim! Beni niçin incitirsiniz? Oysa, benim size gönderilmiş Allah'ın bir peygamberi olduğumu biliyorsunuz' demişti. Ama onlar yoldan sapınca, Allah da onların kalblerini saptırmıştı. Allah, yoldan çıkan milleti doğru yola eriştirmez.


Diyanet Vakfi

Bir zaman Musa kavmine: Ey kavmim! Benim, Allah'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz? demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı. Allah, fâsıklar topluluğunu doğru yola iletmez.


Edip Yüksel

Hani Musa, halkına: “Ey halkım, benim, ALLAH’ın bir elçisi olarak size geldiğimi bildiğiniz halde neden beni incitiyorsunuz?“ demişti. Onlar eğrilince, ALLAH da kalplerini eğriltti. ALLAH yoldan çıkmış toplulukları doğruya ulaştırmaz.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve hani bir vakıt Musâ kavmına şöyle demişti: Ey kavmim! Benim size Allahın Resulü olduğumu bildiğiniz halde niçin bana ezâ ediyorsunuz? Sonra vakta ki yamıklık ettiler Allah da kalblerini yamılttı, öyle ya Allah fasıklar güruhunu doğru yola çıkarmaz.


Muhammed Esed

Vaktiyle Musa, kavmine: "Size Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğumu bildiğiniz halde neden beni üzüyorsunuz?" dedi(ğinde kasdettiği şey işte bu gerçekti). Böylece onlar doğru yoldan saptıklarında Allah da kalplerinin hakikatten sapmasına izin verdi; çünkü Allah günaha gömülüp gitmiş bir toplumu doğru yola çıkarmaz.


Mustafa İslamoğlu

(Sizin bu durumunuz), Musa'nın kavmine "Ey kavmim! Benim Allah'ın elçisi olduğumu çok iyi bildiğiniz halde niçin beni üzüyorsunuz?" (dediği) zaman ki durumu hatırlatıyor. Ve onlar ne zaman yoldan saptılarsa, Allah da onların kalplerinin sapmasına izin verdi: zira Allah, yoldan sapmış bir topluluğu (onun iradesi hilafına) asla rehberliğini bahşetmez.


Seyyid Kutub

Musa kavmine: «Ey kavmim! Benim Allah'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz?» demişti. Onlar yoldan sapınca Allah da kalplerini saptırmıştı. Allah, yoldan çıkan milleti doğru yola eriştirmez.


Süleyman Ateş

Bir zaman Mûsâ, kavmine: "Ey kavmim, benim, Allâh'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz?" demişti. Onlar eğrilince Allâh da kalblerini eğriltti. Allâh, yoldan çıkanları doğru yola iletmez.


Süleymaniye Vakfı

Bir gün Musa halkına şöyle demişti: “Ey halkım! Ne diye beni üzüyorsunuz; çok iyi biliyorsunuz ki ben, Allah’ın size gönderdiği elçiyim.” Onlar yoldan çıkınca Allah da onların kalplerini kaydırdı. Yoldan çıkan bir topluluğu Allah yola getirmez.


Tefhim-ul Kuran

Hani Musa, kendi kavmine demişti ki: «Ey kavmim, gerçekten benim sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçi olduğumu bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?» İşte onlar eğrilip sapınca Allah da onların kalplerini eğriltip saptırmış oldu. Allah, fasık olan bir kavmi hidayete erdirmez.


Yaşar Nuri Öztürk

Hani, Mûsa, toplumuna şöyle demişti: "Ey toplumum! Benim size gönderilen Allah elçisi olduğumu bilip durduğunuz halde, beni neden incitiyorsunuz?" Onlar bozulup sapınca Allah da onların kalplerini eğriltti. Çünkü Allah, sapıklardan oluşmuş bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.


وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Ve iz kâle îsebnu meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan li mâ beyne yedeyye minet tevrâti ve mubeşşiren bi resûlin ye’tî min bagdîsmuhû ahmed(ahmedu), fe lemmâ câehum bil beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn(mubînun).

Bayraktar Bayraklı

Meryem oğlu İsâ da, “Ey İsrâiloğulları! Ben, Allah'ın size gönderilmiş peygamberiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak gönderildim.” Fakat İsa'nın müjdelediği peygamber onlara apaçık kanıtlar getirince, “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.


Cemal Külünkoğlu

Hani, Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince: “Bu, apaçık bir sihirdir” demişlerdi.


Diyanet İşleri (eski)

Meryem oğlu İsa: 'Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah'ın size gönderilmiş bir peygamberiyim' demişti. Ama o elçi, kendilerine belgelerle geldiği zaman: 'Bu, apaçık bir sihirdir' demişlerdi.


Diyanet Vakfi

Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler.


Edip Yüksel

Hani İsa, halkına: “Ey İsrailoğulları, ben, size gönderilmiş ALLAH’ın bir elçisiyim. Benden önceki Tevrat’ı onaylayıcı ve benden sonra gelecek ve ismi daha çok öven bir elçiyi müjdeliyorum.” Sonra kendilerine apaçık delilleri gösterdiğinde, “Bu apaçık bir büyüdür“ dediler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bir vakıt da Meryemin oğlu İsâ şöyle dedi: Ey İsraîl oğulları! Ben size Allahın Resulüyüm, önümdeki Tevratın musaddıkı ve benden sonra gelecek bir Resulün müjdecisi olarak geldim ki onun ismi Ahmeddir, sonra o onlara beyyinelerle gelince «bu apaçık bir sihir» dediler.


Muhammed Esed

Ve vaktiyle Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz, ben, Tevrat'tan geriye kalmış hakikat adına ne varsa hepsini doğrulamak ve benden sonra gelecek olan Ahmed adındaki bir elçiyi müjdelemek için size gönderilmiş olan Allah'ın elçisiyim" dedi(ğinde de aynı şey geçerliydi.) Ama, (gelişini İsa'nın önceden haber verdiği) elçi hakikatin bütün kanıtlarıyla onlara geldiğinde: "Bu (doğruluğunu iddia ettiğin mesaj), göz boyayan bir büyü(den başka bir şey değil)!" demişlerdi.


Mustafa İslamoğlu

Yine bir zamanlar Meryem oğlu İsa'nın; "Ey İsrailoğulları! Elbet ben, Tevrat'tan bana kadar gelen tüm hakikatleri doğrulamak ve benden sonra gelecek Ahmet adındaki bir elçiyi müjdelemek için size gönderilen Allah elçisiyim" dediğini hatırlatıyor. O onlara hakikatin apaçık belgeleriyle geldiğinde, "Bu ayan açık bir sihirdir!" dediler.


Seyyid Kutub

Meryem oğlu İsa da: «Ey İsrailoğulları! Ben size gönderilmiş Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim» demişti. Fakat o kendilerine açık deliller getirince, «Bu apaçık bir büyüdür» dediler.


Süleyman Ateş

Meryem oğlu Îsâ da: "Ey İsrâil oğulları, ben size Allâh'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrât'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim" demişti. Fakat (Îsâ'nın müjdelediği elçi) onlara apaçık deliller getirince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.


Süleymaniye Vakfı

Meryem oğlu İsa da şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Ben, Allah’ın elçisiyim; size, önümde bulunan Tevrat’tan olanıı onaylamak ve benden sonra gelecek ve ayırıcı özelliği[1*] Ahmed[2*] olan elçiyi müjdelemek için geldim.” İsa onlara açık belgelerle gelince: “Bu, açık bir büyüdür” demişlerdi. [1*] Ayet metninde geçen isim kelimesi varlıkları birbirinden ayırmaya yarayan kelime anlamında olduğu ve Nebîmiz adı Muhammed olduğu için kelimeye bu anlam verilmiştir. [2*] Ahmed, hamd kökünden ism-i tafdil’dir; işini daha iyi yapan demektir. 


Tefhim-ul Kuran

Bir zamanlar Meryem oğlu İsa da: «ey İsrail Oğulları, ben size gönderilmiş Allah elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim» demişti. Fakat onlara apaçık deliller gelince: «Bu apaçık bir kandırmacadır» dediler.


Yaşar Nuri Öztürk

Meryem oğlu İsa'nın da şöyle dediğini hatırla: "Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim. Benden önce Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir elçiyi müjdeleyici olarak gönderildim." Fakat İsa'nın müjdelediği elçi onlara apaçık deliller getirdiğinde: "Bu, katıksız bir büyüdür!" dediler.


وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُوَ يُدْعَى إِلَى الْإِسْلَامِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhil kezibe ve huve yud’â ilel islâm, vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).

Bayraktar Bayraklı

İslâm'a çağrıldığı halde Allah hakkında asılsız şeyler uydurandan daha zâlim kimdir? Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.


Cemal Külünkoğlu

İslâm'a çağrıldığı halde, Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah, zalimler topluluğunu (kötü niyetlerinden dolayı) doğru yola erdirmez.


Diyanet İşleri (eski)

Müslüman olmağa çağırılmışken gelmeyip Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir? Allah, zalim olan milleti doğru yola eriştirmez.


Diyanet Vakfi

İslâm'a çağırıldığı halde Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.


Edip Yüksel

İslam’a çağrıldığı halde ALLAH hakkında yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? ALLAH zalim topluluğu doğruya iletmez.


Elmalılı Hamdi Yazır

İslâm'a dâvet edilirken Allah'a karşı yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir? Allah zâlimler gürûhunu hidayete erdirmez.


Muhammed Esed

(Yalnızca) Allah'a teslim olması istendiği halde Allah(ın mesajı) hakkında (böyle) yalanlar uydurandan daha zalim kim olabilir? Ama Allah zalim halka rehberliğini bağışlamaz.


Mustafa İslamoğlu

İslam'a davet edildiği halde, uydurduğu yalanı Allah'a isnat edenden daha zalim biri olabilir mi? Zaten Allah, zulme gömülmüş bir topluluğa asla rehberliğini bahşetmez.


Seyyid Kutub

İslâma çağırıldığı halde, Allâh'ın üstüne yalan atandan daha zâlim kim olabilir? Allâh zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.


Süleyman Ateş

İslâma çağırıldığı halde, Allâh'ın üstüne yalan atandan daha zâlim kim olabilir? Allâh zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.


Süleymaniye Vakfı

İslam’a[1] çağrıldığı halde Allah’a yalanlar yakıştırandan daha büyük yanlışı kim yapabilir? Yanlışlar içindeki bir topluluğu Allah yola getirmez. [*] Kayıtsız şartsız Allah’a teslim olmaya.


Tefhim-ul Kuran

Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Ki o İslam'a (Allah'a itaat etmeye) davet olunmuştu. Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez.


Yaşar Nuri Öztürk

İslam'a/Allah'a teslim olmaya çağrılıp durduğu halde, yalanlar düzerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim vardır? Allah, zulme bulaşmış kişiler topluluğunu doğruya ve güzele iletmez.


يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

Yurîdûne li yutfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).

Bayraktar Bayraklı

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar; oysa kâfirler hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır.


Cemal Külünkoğlu

Onlar Allah'ın nurunu ağızlarıyla (boş laflarıyla) söndürmek isterler. Hâlbuki inkârcılar istemese de Allah, nurunu tamamlayacaktır.


Diyanet İşleri (eski)

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek isterler. İnkarcılar ne kadar istemeseler de, Allah nurunu, dinini tamamlayacaktır.


Diyanet Vakfi

Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.


Edip Yüksel

ALLAH’ın ışığını ağızlarıyla söndürmek isterler. İnkarcılar hoşlanmasa da ALLAH ışığını tamamlayacaktır.


Elmalılı Hamdi Yazır

İstiyorlar ki Allahın nûrunu ağızlariyle söndürsünler, Allah ise nûrunu tamamlıyacaktır, isterse kâfirler hoşlanmasınlar.


Muhammed Esed

Onlar Allah'ın nurunu boş laflarıyla söndürmek isterler ama Allah, hakikati inkar edenler ne kadar öfkelenseler de, nurunu bütün parlaklığıyla yaymaya devam edecektir.


Mustafa İslamoğlu

Onlar Allah'ın (hidayet) nurunu üfürükleriyle söndürmek için can atıyorlar; kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.


Seyyid Kutub

Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki zalimler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.


Süleyman Ateş

Ağızlarıyle Allâh'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasa da Allâh, nurunu tamamlayacaktır.


Süleymaniye Vakfı

Bunlar, Allah’ın nurunu (Kur’an’ı) ağızları ile söndürmek isterler[*]. Kafirler hoşlanmasa da Allah, nurunu tamamlayacaktır. [*] Nur, üflemeyle sönmeyeceği için bunlar kendilerini o nurdan mahrum eder. 


Tefhim-ul Kuran

Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kâfirler hoş görmese bile.


Yaşar Nuri Öztürk

İstiyorlar ki, ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürsünler. Ama Allah, küfre batanlar hoş görmeseler de nurunu tamamlayacaktır.


هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ

Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikû(muşrikûne).

Bayraktar Bayraklı

Müşrikler istemeseler de, dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen Allah'tır.


Cemal Külünkoğlu

Müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur.


Diyanet İşleri (eski)

Ortak koşanlar istemese de, dinini bütün dinlerden üstün kılmak için, Peygamberini, doğruluk rehberi Kuran ve gerçek dinle gönderen O'dur.


Diyanet Vakfi

Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O'dur.


Edip Yüksel

O, elçisini hidayet ve gerçek din ile gönderdi ki onu tüm dinlere üstün kılsın, ortak koşanlar hoşlanmasa da…


Elmalılı Hamdi Yazır

O Allahdır ki Resulünü hidayet kanunu ve hak dini ile gönderdi, onu her dinin üstüne çıkarmak için, isterse müşrikler hoşlanmasınlar.


Muhammed Esed

Allah'tan başka şeylere ilahlık yakıştıranlar ne kadar öfkelense de, elçisini, bütün (batıl) dinlere üstün kılmak üzere rehberliği ve hakikat dinini yaymak (görevi) ile gönderen O'dur.


Mustafa İslamoğlu

Allah'tan başkasına ilahlık yakıştıranlar hoşlanmasa da, Elçi'sini yol rehberliği ve (hak) dini kendi bütünlüğü içinde tamamen ortaya koymak için Hakk'ın dini ile gönderen O'dur.


Seyyid Kutub

Müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O'dur.


Süleyman Ateş

O, Elçisini, hidâyet ve hak din ile gönderdi ki müşrikler hoşlanmasa da onu, bütün dinlere üstün getirsin.


Süleymaniye Vakfı

Elçisini bu Rehberle, gerçek din[*] ile gönderen Allah’tır. Allah’ı ikinci sıraya koyanlar (müşrikler) hoşlanmasa da Allah Rehberini; bu dini, bütün dinlerin üzerine çıkarmak için göndermiştir. [*] İsim sıfatına izafe edilmiştir, ed-dîn’ul-hak = لدين الحق demektir. (Bkz. Sa’leb, el-Keşfu v’el-beyân, Tevbe 9/28.)


Tefhim-ul Kuran

Peygamberlerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslâm'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile.


Yaşar Nuri Öztürk

Resulünü hidayet ve hak dini getirmek üzere o gönderdi ki, ortak koşanlar hoşlanmasa bile, onu tüm dinlerden üstün kılsın.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ

Yâ eyyuhâllezîne âmenû hel edullukum alâ ticâretin tuncîkum min azâbin elîm(elîmin).

Bayraktar Bayraklı

Ey iman edenler! Sizi acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi?


Cemal Külünkoğlu

Ey inananlar, size bir alışveriş göstereyim mi ki elem dolu azaptan kurtarsın sizi?


Diyanet İşleri (eski)

Ey inananlar! Sizi can yakıcı bir azabdan kurtaracak, kazançlı bir yolu size göstereyim mi?


Diyanet Vakfi

Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?


Edip Yüksel

Ey gerçeği onaylayanlar, sizi acı azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi?


Elmalılı Hamdi Yazır

Ey o bütün iyman edenler! Size öyle bir ticaret göstereyim mi ki sizleri elîm bir azâbdan kurtarır.


Muhammed Esed

Siz ey imana ermiş olanlar! (Hem bu dünyada hem de öteki dünyada) şiddetli bir azaptan sizi koruyacak bir alışveriş göstereyim mi size?


Mustafa İslamoğlu

Siz ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak bir alışverişe yönledireyim mi?


Seyyid Kutub

Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?


Süleyman Ateş

Ey inananlar, size, sizi acı azâbdan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi?


Süleymaniye Vakfı

Ey inanıp güvenenler! Acıklı azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi?


Tefhim-ul Kuran

Ey iman edenler, sizi acı bir azabdan kurtaracak bir ticareti size haber vereyim mi?


Yaşar Nuri Öztürk

Ey iman sahipleri! Dikkatlerinizi, sizi korkunç bir azaptan kurtaracak bir ticarete çekeyim mi:


تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

"Tû'minûne billâhi ve resûlihî ve tucâhidûne fî sebîlillâhi bi emvâlikum ve enfusikum, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta'lemûn(ta'lemûne)."

Bayraktar Bayraklı

Allah'a ve Peygamberine inanır, Allah yolunda malınız ve canınızla cihad ederseniz, bu sizin iyiliğinizedir; keşke bilseydiniz!


Cemal Külünkoğlu

Allah'a ve Resulü'ne inanır ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla gayret gösterirseniz (elem dolu azaptan kurtulursunuz). Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.


Diyanet İşleri (eski)

Allah'a ve Peygamberine inanırsınız; Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla cihat edersiniz; bilseniz, bu sizin için en iyi yoldur.


Diyanet Vakfi

Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.


Edip Yüksel

ALLAH’a ve elçisini onaylarsınız, ALLAH’ın yolunda canınız ve paranızla çaba gösterirsiniz. Bu sizin için en iyisidir, bir bilseniz.


Elmalılı Hamdi Yazır

Allah ve Resulüne iyman edip mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda mücahede eylersiniz, bu sizin için çok hayırlıdır, eğer bilir iseniz


Muhammed Esed

Allah'a ve Peygamberi'ne inanır ve Allah yolunda malınız ve canınızla gayret gösterirsiniz; bu sizin kendi iyiliğinizedir, keşke bilseydiniz.


Mustafa İslamoğlu

Allah'a ve Elçi'sine güvenirseniz, Allah davası uğrunda mallarınızla ve canlarınızla cihad ederseniz: böyle yapmanız sizin için daha hayırlıdır; tabi eğer bilgiyle (hareket) ederseniz.


Seyyid Kutub

Allah'a ve Resulüne inanır, mallarıyla canlarıyla Allah yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseniz bu sizin için en iyi yoldur.


Süleyman Ateş

Allah'a ve Elçisine inanırsınız, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihâd edersiniz. İşte bilirseniz, sizin için en iyisi budur.


Süleymaniye Vakfı

O ticaret, Allah’a ve elçisine tam güvenmeniz[*], Allah yolunda mallarınızı ve canlarınızı ortaya koyarak mücadele (cihad) etmenizdir. Bilseniz sizin için hayırlı olan budur. [*] Ayet, hiye en  tu’minû =  هي ان تومنوا  şeklinde takdir edilerek anlam verilmiştir.


Tefhim-ul Kuran

Allah'a ve O'nun Resulüne iman ederseniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad ederseniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.


Yaşar Nuri Öztürk

Allah'a ve onun resulüne inanır, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla didinirsiniz. İşte bu, sizin için en hayırlısıdır; eğer bilirseniz.