NÛH SURESİ

Ayet Getir

إِنَّا أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihî en enzir kavmeke min kabli en ye’tiyehum azâbun elîm(elîmun).

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz biz Nûh'u, kendilerine acıklı bir azap gelmeden önce toplumunu uyarması için toplumuna peygamber olarak gönderdik.


Cemal Külünkoğlu

Doğrusu biz Nuh'u, “Kendilerine can yakıcı bir azap gelmezden önce milletini uyarsın” diye kavmine (peygamber olarak) gönderdik.


Diyanet İşleri (eski)

'Milletine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar' diye Nuh'u milletine gönderdik.


Diyanet Vakfi

Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden önce kavmini uyar, diye Nuh'u kendi kavmine gönderdik.


Edip Yüksel

“Kendilerine acı azap gelmezden önce halkını uyar“ diye Nuh’u halkına gönderdik.


Elmalılı Hamdi Yazır

Haberiniz olsun ki biz Nuhu kavmına gönderdik, kavmını inzar et diye, gelmezden evvel onlara bir azâbı elîm


Muhammed Esed

Biz Nuh'u kendi toplumuna göndererek "Başlarına şiddetli bir azap gelmeden halkını uyar!" diye (emrettik).


Mustafa İslamoğlu

Biz Nuh'u kendi halkına gönderdik; "Başlarına elim bir azap gelmezden önce halkını uyar!" (dedik).


Seyyid Kutub

Milletine can yakıcı bir azab gelmezden önce onları uyar diye Nuh'u milletine peygamber olarak gönderdik.


Süleyman Ateş

Biz Nûh'u kavmine gönderdik: "Onlara acı bir azâb gelmezden önce kavmini uyar," diye.


Süleymaniye Vakfı

Biz Nuh’u kendi halkına (elçi) gönderdik; “Acıklı bir azap gelmeden halkını uyar!” dedik.


Tefhim-ul Kuran

Hiç şüphesiz, biz Nuh'u; «Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyarıp korkut» diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik.


Yaşar Nuri Öztürk

Biz, Nûh'u, "Toplumunu, kendilerine korkunç bir azap gelmeden önce uyar!" diye kavmine gönderdik.


قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Kâle yâ kavmi innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).

Bayraktar Bayraklı

(2-4) Nûh, onlara şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk ediniz. Onun emirlerine karşı gelmekten sakınınız ve bana itaat ediniz ki, Allah günahlarınızı affetsin ve size belli bir zamana kadar süre tanısın. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği süre dolunca ertelenmez. Keşke bunu bilseydiniz!”


Cemal Külünkoğlu

Nuh, şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”


Diyanet İşleri (eski)

O da şöyle söyledi: 'Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.'


Diyanet Vakfi

(2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!


Edip Yüksel

Dedi ki, “Ey halkım, ben size apaçık bir uyarıcıyım.”


Elmalılı Hamdi Yazır

Dedi ki: ey kavmım! Haberiniz olsun ben size açık bir nezîrim


Muhammed Esed

(Nuh) "Ey halkım!" diye seslendi, "Ben sizin için açık bir uyarıcıyım,


Mustafa İslamoğlu

(Nuh) "Ey kavmim!" dedi, "Ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım".


Seyyid Kutub

O da şöyle dedi: «Ey milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.»


Süleyman Ateş

"Ey kavmim, dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım."


Süleymaniye Vakfı

Onlara şöyle dedi: “Ey halkım! Ben size doğruları açıklayan bir uyarıcıyım.


Tefhim-ul Kuran

O da dedi ki: «Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcı korkutucuyum.»


Yaşar Nuri Öztürk

O dedi ki: "Ey toplumum! Hiç kuşkunuz olmasın, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."


أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ

Eni’budûllâhe vettekûhu ve etîûn(etîûni).

Bayraktar Bayraklı

(2-4) Nûh, onlara şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk ediniz. Onun emirlerine karşı gelmekten sakınınız ve bana itaat ediniz ki, Allah günahlarınızı affetsin ve size belli bir zamana kadar süre tanısın. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği süre dolunca ertelenmez. Keşke bunu bilseydiniz!”


Cemal Külünkoğlu

(3-4) “Yalnız Allah'a kulluk edin, O'na karşı gelmekten sakının ve bana uyun ki, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah'ın takdir ettiği ecel (ölüm) gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bilseniz (de imam etseniz)!


Diyanet İşleri (eski)

(3-4) 'Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!'


Diyanet Vakfi

(2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!


Edip Yüksel

“ALLAH’a hizmet edin, O’nu sayın ve beni izleyin.”


Elmalılı Hamdi Yazır

Şöyle ki Allaha kulluk edin ve ona korunun ve bana itaat eyleyin


Muhammed Esed

(yalnız) Allah'a kulluk etmeniz ve O'na karşı sorumluluk bilinci taşımanız (gerektiğini bildiren bir uyarıcı). "Şimdi bana kulak verin


Mustafa İslamoğlu

(Uyarım şu): "Yalnız Allah'a kulluk edin ve O'na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; dahası bana uyun ki,


Seyyid Kutub

Allah'a kulluk edin; ondan sakının ve bana itaat edin.


Süleyman Ateş

"Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun, bana da itâ'at edin."


Süleymaniye Vakfı

Allah’a kulluk edin, O’ndan çekinerek kendinizi koruyun ve sözümü dinleyin!


Tefhim-ul Kuran

«Allah'a kulluk edin, O'ndan korkup sakının ve bana itaat edin.»


Yaşar Nuri Öztürk

"O halde, Allah'a ibadet edin! O'ndan korkun! Ve bana itaat edin ki,


يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى إِنَّ أَجَلَ اللَّهِ إِذَا جَاء لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

Yagfir lekum min zunûbikum ve yûahhırkum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), inne ecelallâhi izâ câe lâ yuahhar(yûahharu), lev kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).

Bayraktar Bayraklı

(2-4) Nûh, onlara şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk ediniz. Onun emirlerine karşı gelmekten sakınınız ve bana itaat ediniz ki, Allah günahlarınızı affetsin ve size belli bir zamana kadar süre tanısın. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği süre dolunca ertelenmez. Keşke bunu bilseydiniz!”


Cemal Külünkoğlu

(3-4) “Yalnız Allah'a kulluk edin, O'na karşı gelmekten sakının ve bana uyun ki, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah'ın takdir ettiği ecel (ölüm) gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bilseniz (de imam etseniz)!


Diyanet İşleri (eski)

(3-4) 'Allah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz!'


Diyanet Vakfi

(2-4) Nuh şöyle dedi: Ey kavmim! Şüpheniz olmasın ki, ben sizi, «Allah'a kulluk edin; O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki, Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vâdeye kadar tehir etsin (muahaze etmeden yaşatsın)» diyerek apaçık uyaran bir kimseyim. Bilinmeli ki Allah'ın tayin ettiği vâde gelince, artık o ertelenmez. Keşke bilseydiniz!


Edip Yüksel

“Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz, ALLAH’ın verdiği süre gelince ertelenmez; bir bilseydiniz.“


Elmalılı Hamdi Yazır

Günahlarınızdan size mağfiret buyursun ve sizi müsemma bir ecele kadar te'hîr eylesin, muhakkak ki Allahın takdir eylediği ecel gelince te'hîr olunmaz eğer bilse idiniz!


Muhammed Esed

ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve (yalnız O'na) malum olan bir zamana kadar size mühlet tanısın; ama bilin ki Allah'ın belirlediği vade gelip çattığında hiçbir şekilde ertelenemez. Keşke bunu bilseydiniz!"


Mustafa İslamoğlu

geçmiş günahlarınızı bağışlasın ve adı konulmuş bir vakte kadar size süre tanısın; ama unutmayın ki, Allah'ın belirlediği süre gelip çattığında asla ertelenemez: keşke bunu kavrasaydınız.


Seyyid Kutub

Ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılmaz; keşki bilseniz.


Süleyman Ateş

"Ki (Allâh) günâhlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Zira Allâh'ın süresi geldiği zaman ertelenmez. Bilir (kişiler) olsaydınız (bunu anlardınız)."


Süleymaniye Vakfı

O zaman Allah günahlarınızı bağışlar ve belirlenmiş ecelinizin sonuna kadar[*] sizi yaşatır. Allah’ın verdiği ömür bitince erteleme olmaz. Keşke bunu bilseniz!” [*] Ecel konusu için Bakınız En’am 6/2 ve dipnotu


Tefhim-ul Kuran

«Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız.


Yaşar Nuri Öztürk

Allah, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir süreye kadar ertelesin. Çünkü Allah'ın eceli geldiğinde ertelenmez. Bir bilebilseydiniz!"


قَالَ رَبِّ إِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلًا وَنَهَارًا

Kâle rabbi innî deavtu kavmî leylen ve nehârâ(nehâran).

Bayraktar Bayraklı

(5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”


Cemal Külünkoğlu

(5-6) Nuh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim. Fakat benim davetim ancak onların (imandan) kaçışını artırdı.”


Diyanet İşleri (eski)

Nuh dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım.'


Diyanet Vakfi

(Sonra Nuh:) Rabbim! dedi, doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim;


Edip Yüksel

Dedi ki, “Efendim, ben halkımı gece gündüz çağırdım.”


Elmalılı Hamdi Yazır

Dedi ki ya rab! Ben kavmımı gece gündüz da'vet ettim


Muhammed Esed

(Ve bir zaman sonra, Nuh) "Ey Rabbim!" dedi, "Ben halkıma gece gündüz çağrıda bulunuyorum,


Mustafa İslamoğlu

(Nuh) dedi ki: "Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim.


Seyyid Kutub

Nuh dedi ki: «Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım.»


Süleyman Ateş

(Nûh:) "Rabbim, dedi, ben kavmimi gece gündüz da'vet ettim."


Süleymaniye Vakfı

Sonunda Nuh şöyle dedi: “Rabbim ! Halkımı gece gündüz davet ettim.


Tefhim-ul Kuran

Dedi ki: «Rabbim, gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum.»


Yaşar Nuri Öztürk

Nûh şöyle yakardı: "Ey Rabbim! Ben toplumumu gece ve gündüz davet ettim."


فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَائِي إِلَّا فِرَارًا

Fe lem yezidhum duâî illâ firârâ(firâran).

Bayraktar Bayraklı

(5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”


Cemal Külünkoğlu

(5-6) Nuh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim. Fakat benim davetim ancak onların (imandan) kaçışını artırdı.”


Diyanet İşleri (eski)

'Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı.'


Diyanet Vakfi

Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı.


Edip Yüksel

“Ne var ki, çağrım onların kaçışını arttırmaktan başka şeye yaramadı.”


Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat benim çağırmam onlara firardan başka bir şey artırmadı


Muhammed Esed

ama bu çağrım onları yalnızca (Senden) daha da uzaklaştırdı.


Mustafa İslamoğlu

Ne ki benim davetim onları uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramadı.


Seyyid Kutub

Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı.»


Süleyman Ateş

"Benim da'vetim, onlara kaçışlarını artırmaktan başka bir katkıda bulunmadı."


Süleymaniye Vakfı

Ama davetim onları daha fazla kaçırmaktan başka bir işe yaramadı.


Tefhim-ul Kuran

«Fakat benim davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı.»


Yaşar Nuri Öztürk

"Fakat çağrım, onların kaçışlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı."


وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا

Ve innî kullemâ deavtuhum li tagfire lehum cealû esâbiahum fî âzânihim vestagşev siyâbehum ve esarrû vestekberûstikbârâ(vestekberûstikbâran).

Bayraktar Bayraklı

(5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”


Cemal Külünkoğlu

“Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağrışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, (hakka karşı) direndiler, büyük bir kibir gösterdiler.”


Diyanet İşleri (eski)

'Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.'


Diyanet Vakfi

Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.


Edip Yüksel

“Her ne zaman senin onları bağışlaman için onları çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına örttüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.”


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ben onları mağfiret buyurman için her da'vet ettiğimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve esvablarına büründüler ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler


Muhammed Esed

Ve doğrusu, onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (günahkarlık) giysilerine büründüler, daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında (daha da) azgınlaştılar.


Mustafa İslamoğlu

Senin bağışına layık olmaları için onları davet ettiğim her seferinde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, gözlerini (hakikate) kapadılar, (inkarda) direndiler, büyüklendiler de büyüklendiler...


Seyyid Kutub

Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağrışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.


Süleyman Ateş

"Günâhlarını bağışlaman için onları (sana) ne kadar da'vet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler, çok böbürlendiler."


Süleymaniye Vakfı

Sen bağışlayasın diye onları ne zaman davet etsem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini üstlerine çektiler, ayak dirediler ve kibirlendikçe kibirlendiler.


Tefhim-ul Kuran

«Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler.»


Yaşar Nuri Öztürk

"Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiseleriyle sarılıp sarmalandılar, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler."


ثُمَّ إِنِّي دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا

Summe innî deavtuhum cihârâ(cihâran).

Bayraktar Bayraklı

(5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”


Cemal Külünkoğlu

“Sonra onları daha açık bir şekilde davet ettim.”


Diyanet İşleri (eski)

'Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım.'


Diyanet Vakfi

Sonra, ben kendilerine haykırarak davette bulundum.


Edip Yüksel

“Sonra onları açıkça çağırdım.”


Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra ben onları yüksek sesle çağırdım


Muhammed Esed

Doğrusu, ben onları açık açık çağırdım;


Mustafa İslamoğlu

Gün oldu ben onları açıktan davet ettim;


Seyyid Kutub

Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım.


Süleyman Ateş

"Sonra ben onları açıkça da'vet ettim."


Süleymaniye Vakfı

Sonra onlara açıkça davette bulundum.


Tefhim-ul Kuran

«Sonra ben onları açıktan açığa da davet ettim.»


Yaşar Nuri Öztürk

"Sonra onları daha açık bir biçimde çağırdım."


ثُمَّ إِنِّي أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا

Summe innî a’lentu lehum ve esrartu lehum isrârâ(isrâran).

Bayraktar Bayraklı

(5-9) Sonra Nûh şöyle devam etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilân ettim, hem de gizlice. Özel olarak kendileriyle konuştum.”


Cemal Külünkoğlu

“Daha sonra (davamı) onlara hem açıktan açığa tebliğ ettim, hem de gizliden gizliye kendileriyle konuştum.”


Diyanet İşleri (eski)

'Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim.'


Diyanet Vakfi

Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum.


Edip Yüksel

“Sonra onlara ilan ettim, gizliden gizliye de konuştum.”


Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra hem i'lâm ederek söyledim onlara hem gizli gizli söyledim


Muhammed Esed

onlara açıktan tebliğde bulundum; (ayrıca) onlarla gizlice, özel olarak da konuştum;


Mustafa İslamoğlu

gün oldu hem (davetimi) kendilerine ilan ettim, bir de gizliden gizliye davet ettim;


Seyyid Kutub

Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim.


Süleyman Ateş

"Sonra onlara açıktan söyledim, gizli gizli söyledim:


Süleymaniye Vakfı

Daha sonra haykırdım, gizli gizli söylediğim de oldu.


Tefhim-ul Kuran

«Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.»


Yaşar Nuri Öztürk

"Daha sonra bir başka duyuru yönelttim. Ve onları gizli gizli de çağırdım."


فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا

Fe kul tustagfırû rabbekum innehu kâne gaffârâ(gaffâran).

Bayraktar Bayraklı

Dedim ki: “Rabbinizden af dileyiniz. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır.”


Cemal Külünkoğlu

Dedim ki: “Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin. Çünkü O, çok bağışlayandır.”


Diyanet İşleri (eski)

(10-11) Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin.'


Diyanet Vakfi

Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır.


Edip Yüksel

“Dedim ki, ‘Efendinizden bağışlanma dileyin; O çok Bağışlayandır.’“


Elmalılı Hamdi Yazır

Gelin dedim: rabbınızın mağfiretini isteyin, çünkü, o, mağfireti çok bir gaffardır


Muhammed Esed

ve dedim ki: "Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin, çünkü O, kuşkusuz bağışlayıcıdır!


Mustafa İslamoğlu

nihayet dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; unutmayın ki O sürekli bağışlayandır:


Seyyid Kutub

Dedim ki: «Rabbiniz'den bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır..


Süleyman Ateş

'Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır' dedim."


Süleymaniye Vakfı

“Rabbinizden bağışlanma dileyin; o çok bağışlayıcıdır.” dedim.


Tefhim-ul Kuran

«Bundan böyle» dedim. «Rabbinizden mağfiret isteyin çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.


Yaşar Nuri Öztürk

Ve şöyle dedim: "Rabbinizden af dileyin! O, bağışlamayı çok sevendir."


يُرْسِلِ السَّمَاء عَلَيْكُم مِّدْرَارًا

Yursilis semâe aleykum midrârâ(midrâren).

Bayraktar Bayraklı

(11-12) “Size gökten bol bol yağmur yağdırsın. Sizi, mal ve çocuklarla desteklesin; size bahçeler lütfetsin ve nehirler akıtsın.”


Cemal Külünkoğlu

(11-12) “(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın. Sizi mallar ve oğullarla güçlendirsin. Size (ürün yüklü) bağlar, bahçeler, ırmaklar versin.”


Diyanet İşleri (eski)

(10-11) Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin.'


Diyanet Vakfi

(Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin,


Edip Yüksel

«‘Size gökten bol yağmur göndersin.’»


Elmalılı Hamdi Yazır

Bol hayır ile üzerinize semayı salsın


Muhammed Esed

Size, hesapsız semavi nimetler yağdıracaktır,


Mustafa İslamoğlu

göğü üzerinize cömertçe boşaltacaktır;


Seyyid Kutub

Size gökten bol bol yağmur indirsin.»


Süleyman Ateş

'(O'ndan mağfiret dileyin) Ki üzerinize gökten bol yağmur göndersin'


Süleymaniye Vakfı

“Öyle yapın ki size gökten bereketli yağmurlar göndersin.


Tefhim-ul Kuran

«(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın.»


Yaşar Nuri Öztürk

"Göğü üzerinize bol bol yağmur taşıyıcı olarak gönderir."