NECM SURESİ

Ayet Getir

وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى

Ven necmi izâ hevâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-4) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.


Cemal Külünkoğlu

(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed Hak'tan) sapmadı ve (batıla inanıp da) azmadı.


Diyanet İşleri (eski)

Batmakta olan yıldıza and olsun ki,


Diyanet Vakfi

(1-3) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.


Edip Yüksel

Düşerken yıldızlara andolsun.


Elmalılı Hamdi Yazır

O necme kasem ederim indiği dem ki


Muhammed Esed

Düşün yücelerden inen (Allah'ın mesajının) gözler önüne serdiğini!


Mustafa İslamoğlu

Vahyin aşama aşama inişi şahit olsun!


Seyyid Kutub

Kayan yıldız hakkı için.


Süleyman Ateş

Aşağı kayan yıldıza andolsun ki:


Süleymaniye Vakfı

Alçalıp yükseldiğinde o yıldız (çoban yıldızı) önemlidir[*]. [*] Hevâ : هَوَى kelimesi hem yükselme hem de aşağı kayma anlamındadır (Müfredat). İnsanların doğuş ve batışını gözlemledikleri ve ona göre işlerini ayarladıkları tek yıldız venüsdür. Ona çoban yıldızı, çolpan yıldızı ve sabah yıldızı adını verirler. Bu sebeple ayette sözü edilen yıldızın venüs olması gerekir.


Tefhim-ul Kuran

Battığı zaman yıldıza andolsun;


Yaşar Nuri Öztürk

Yemin olsun inip çıktığı zaman yıldıza/fışkırıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker Yıldızı'na/aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene,


مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى

Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-4) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.


Cemal Külünkoğlu

(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed Hak'tan) sapmadı ve (batıla inanıp da) azmadı.


Diyanet İşleri (eski)

Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.


Diyanet Vakfi

(1-3) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.


Edip Yüksel

Arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır, ne de azmıştır.


Elmalılı Hamdi Yazır

Şaşırmadı sahibiniz azıtmadı da


Muhammed Esed

Sizin bu arkadaşınız ne sapmış, ne de aldatılmıştır,


Mustafa İslamoğlu

Arkadaşınız ne sapmıştır, ne kanmıştır;


Seyyid Kutub

Arkadaşınız Muhammed ne sapıttı ne de azıttı.


Süleyman Ateş

Arkadaşınız sapmadı, azmadı.


Süleymaniye Vakfı

Arkadaşınızın yoldan çıkmadığı ve boş hayallere kapılmadığı da önemlidir.


Tefhim-ul Kuran

Sahibiniz (olan peygamber) şaşırıp sapmadı ve azmadı.


Yaşar Nuri Öztürk

Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.


وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى

Ve mâ yentıku anil hevâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-4) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.


Cemal Külünkoğlu

(3-4) O (Peygamber) keyfine göre konuşmaz. O ancak kendisine vahyolunanı söyler (söylediği her şey vahye dayanır).


Diyanet İşleri (eski)

O, kendiliğinden konuşmamaktadır.


Diyanet Vakfi

(1-3) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.


Edip Yüksel

Ne de fanteziden konuşmaktadır.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve hevadan söylemiyor


Muhammed Esed

ve ne de kendi arzu ve heveslerine göre konuşmaktadır:


Mustafa İslamoğlu

ne de kendi keyfinden konuşmaktadır.


Seyyid Kutub

O havadan konuşmuyor.


Süleyman Ateş

O hevâ'dan konuşmaz.


Süleymaniye Vakfı

O sözleri kendi arzusuna göre söylemiyor.


Tefhim-ul Kuran

O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.


Yaşar Nuri Öztürk

O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.


إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى

İn huve illâ vahyun yûhâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-4) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.


Cemal Külünkoğlu

(3-4) O (Peygamber) keyfine göre konuşmaz. O ancak kendisine vahyolunanı söyler (söylediği her şey vahye dayanır).


Diyanet İşleri (eski)

Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.


Diyanet Vakfi

O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.


Edip Yüksel

O (Kuran) ancak ve ancak bildirilen bir vahiydir.


Elmalılı Hamdi Yazır

O sade bir vahiydir ancak vahyolunur


Muhammed Esed

bu (size ilettiği), kendisine indirilen (ilahi) vahiyden başka bir şey değildir;


Mustafa İslamoğlu

bu (Kur'an), kendisine indirilen bir vahiyden ibarettir.


Seyyid Kutub

Söyledikleri, kendisine indirilen bir vahiydir.


Süleyman Ateş

O(nun okuduğu Kur'ân) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.


Süleymaniye Vakfı

Onlar, ona gelen vahiyden başkası değildir.


Tefhim-ul Kuran

O (söyledikleri) yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.


Yaşar Nuri Öztürk

İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o.


عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى

Allemehu şedîdul kuvâ.

Bayraktar Bayraklı

(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.


Cemal Külünkoğlu

(5-7) Bu vahyi ona müthiş güçleri olan (Cebrail) öğretti. (O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî suretine girip) doğruldu (Resül'e göründü).


Diyanet İşleri (eski)

(5-7) Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.


Diyanet Vakfi

(5-7) Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.


Edip Yüksel

Onu, büyük güce sahip olan öğretmiştir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ta'lim etti ona kuvveleri şiddetli


Muhammed Esed

son derece kudretli birinin ona öğrettiği (bir vahiy):


Mustafa İslamoğlu

Onu, melekeleri son derece güçlü bir (melek) öğretti;


Seyyid Kutub

Bu vahyi O'na müthiş güçleri olan Cebrail öğretti.


Süleyman Ateş

Onu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti;


Süleymaniye Vakfı

Onları ona, çok güçlü olan (Cebrail) öğretti.


Tefhim-ul Kuran

Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.


Yaşar Nuri Öztürk

Kuvvetleri çok müthiş olan belletip öğretti onu ona.


ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى

Zû mirreh(mirretin), festevâ.

Bayraktar Bayraklı

(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.


Cemal Külünkoğlu

(5-7) Bu vahyi ona müthiş güçleri olan (Cebrail) öğretti. (O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî suretine girip) doğruldu (Resül'e göründü).


Diyanet İşleri (eski)

(5-7) Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.


Diyanet Vakfi

(5-7) Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.


Edip Yüksel

Üstün otoritenin sahibi göründü,


Elmalılı Hamdi Yazır

Bir kuvvet sahibi, hemen duruklandı


Muhammed Esed

(o,) fevkalade bir güçle donatılmış (bir melektir) ki o an geldiğinde kendini gerçek şekli ve hüviyeti ile gösterdi,


Mustafa İslamoğlu

etkileyici ve tam donanımlı: Derken o kendini olanca haşmetiyle gösterdi;


Seyyid Kutub

O üstün yetenekli melek doğruldu.


Süleyman Ateş

Üstün akıl sâhibi (melek). Doğruldu;


Süleymaniye Vakfı

Sağlam yapılı olan (Cebrail) ona, kendi yapısıyla göründü.


Tefhim-ul Kuran

(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.


Yaşar Nuri Öztürk

Akıl, güzellik ve güç sahibidir. Doğrulup dikildi.


وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى

Ve huve bil ufukil a’lâ.

Bayraktar Bayraklı

(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.


Cemal Külünkoğlu

(5-7) Bu vahyi ona müthiş güçleri olan (Cebrail) öğretti. (O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî suretine girip) doğruldu (Resül'e göründü).


Diyanet İşleri (eski)

(5-7) Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.


Diyanet Vakfi

(5-7) Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.


Edip Yüksel

En yüksek ufukta.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o en yüksek ufukta idi


Muhammed Esed

ufkun en uç noktasında görünerek,


Mustafa İslamoğlu

(önce) en uzak ufukta belirmişti;


Seyyid Kutub

Yüce ufuktayken.


Süleyman Ateş

Kendisi yüksek ufukta iken.


Süleymaniye Vakfı

Muhammed, (Mekke’ye göre) en yüksek ufuktaydı


Tefhim-ul Kuran

O, en yüksek bir ufuktaydı.


Yaşar Nuri Öztürk

En yüksek ufuktadır o.


ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى

Summe denâ fe tedellâ.

Bayraktar Bayraklı

(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.


Cemal Külünkoğlu

(8-10) Sonra (Cebrail, Hz. Peygambere) yaklaştı ve sarktı. Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha da yakınlaştı. Böylece (Allah'ın) vahyettiği şeyi kuluna vahyetti.


Diyanet İşleri (eski)

Sonra yaklaşmış ve inmiştir.


Diyanet Vakfi

(8-9) Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.


Edip Yüksel

Sonra inip yaklaştı.


Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra yaklaştı da tedellî etti


Muhammed Esed

ve sonra yaklaşarak yanına geldi,


Mustafa İslamoğlu

daha sonra yaklaştı, derken iyice sokuldu;


Seyyid Kutub

Sonra yaklaştı, yere doğru uzandı.


Süleyman Ateş

Sonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı.


Süleymaniye Vakfı

Sonra (Cebrail) yaklaştı ve aşağıya süzüldü.


Tefhim-ul Kuran

Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.


Yaşar Nuri Öztürk

Sonra iyice yaklaştı ve sarktı,


فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى

Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ.

Bayraktar Bayraklı

(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.


Cemal Külünkoğlu

(8-10) Sonra (Cebrail, Hz. Peygambere) yaklaştı ve sarktı. Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha da yakınlaştı. Böylece (Allah'ın) vahyettiği şeyi kuluna vahyetti.


Diyanet İşleri (eski)

Araları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu.


Diyanet Vakfi

(8-9) Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.


Edip Yüksel

Mesafe iki yay kadar veya daha yakın oldu.


Elmalılı Hamdi Yazır

«kabe kavseyni ev edna» oldu da


Muhammed Esed

aralarında iki yay mesafesi kalıncaya kadar, hatta daha da yakınına.


Mustafa İslamoğlu

öyle ki, iki yay aralığı, hatta daha az bir mesafe kaldı:


Seyyid Kutub

Öyle ki, Peygamberle araları iki yay aralığı ya da daha yakın oldu.


Süleyman Ateş

(Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı.


Süleymaniye Vakfı

(Muhammed ile) İki yayın tek kirişi gibi oldular; hatta daha da yakınlaştılar.


Tefhim-ul Kuran

Nitekim (ikisi arasında uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha da yakınlaştı.


Yaşar Nuri Öztürk

İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı.


فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى

Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ.

Bayraktar Bayraklı

(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.


Cemal Külünkoğlu

(8-10) Sonra (Cebrail, Hz. Peygambere) yaklaştı ve sarktı. Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha da yakınlaştı. Böylece (Allah'ın) vahyettiği şeyi kuluna vahyetti.


Diyanet İşleri (eski)

Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti.


Diyanet Vakfi

(10-11) Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.


Edip Yüksel

Ve sonra kuluna ne bildirilecekse onu vahyetti.


Elmalılı Hamdi Yazır

Verdi kuluna verdiği vahyi


Muhammed Esed

Böylece (Allah), vahyedilmesini uygun gördüğü her şeyi kuluna vahyetmiş oldu.


Mustafa İslamoğlu

İşte (Allah)'ın kuluna vahyettiğini böylece iletmiş oldu.


Seyyid Kutub

O anda Allah dilediği mesajı Kul'una vahyetti.


Süleyman Ateş

Kuluna, vahyettiğini vahyetti.


Süleymaniye Vakfı

Allah’ın kendine vahyettiğini, Allah’ın kuluna (Muhammed’e) vahyetti.


Tefhim-ul Kuran

Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.


Yaşar Nuri Öztürk

Böylece vahyetti kuluna vahyettiğini.


مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى

Mâ kezebel fuâdu mâ reâ.

Bayraktar Bayraklı

(11-18) Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-müntehâ yanında. O ağacın yanında Me'vâ cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.


Cemal Külünkoğlu

(Peygamberin gözlerinin) gördüğünü, kalbi yalanlamadı.


Diyanet İşleri (eski)

Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.


Diyanet Vakfi

(10-11) Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.


Edip Yüksel

Gördüğünü gönlü yalanlamadı.


Elmalılı Hamdi Yazır

Gözün gördüğünü kalb tekzib etmedi


Muhammed Esed

(Kulunun) kalbi gördüğünü yalanlamadı.


Mustafa İslamoğlu

Gördüğünü gönül yalanlamadı:


Seyyid Kutub

O'nun gönlü, gözünün gördüğünü yalanlamadı.


Süleyman Ateş

Gönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü).


Süleymaniye Vakfı

(Muhammed’in) Gördüğünü gönlü yalanlamadı.


Tefhim-ul Kuran

Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.


Yaşar Nuri Öztürk

Kalp yalanlamadı gördüğünü.