MUDDESSİR SURESİ

Ayet Getir

يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ

Yâ eyyuhâl muddessir(muddessiru).

Bayraktar Bayraklı

Ey vahye bürünen!


Cemal Külünkoğlu

Ey (örtüsüne) bürünen (Peygamber)!


Diyanet İşleri (eski)

Ey örtüye bürünen!


Diyanet Vakfi

Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)!


Edip Yüksel

Ey gizlenen,


Elmalılı Hamdi Yazır

Ey bürünen (Müddessir)!


Muhammed Esed

Sen ey (yalnızlığına) bürünmüş olan!


Mustafa İslamoğlu

Sen ey içine kapanan kişi!


Seyyid Kutub

Ey örtüye bürünerek saklanan Muhammed!


Süleyman Ateş

Ey örtüsüne bürünen,


Süleymaniye Vakfı

Ey örtüsüne bürünen kişi!


Tefhim-ul Kuran

Ey bürünüp örtünen,


Yaşar Nuri Öztürk

Ey giysisine bürünüp kenara çekilen!


قُمْ فَأَنذِرْ

Kum fe enzir.

Bayraktar Bayraklı

Kalk ve uyar!


Cemal Külünkoğlu

Kalk ve (yanlış yolda olanları) uyar!


Diyanet İşleri (eski)

Kalk da uyar.


Diyanet Vakfi

Kalk, ve (insanları) uyar.


Edip Yüksel

Kalk ve uyar.


Elmalılı Hamdi Yazır

Kalk artık inzar et


Muhammed Esed

Kalk ve uyar!


Mustafa İslamoğlu

Kalk ve (insanları) uyar!


Seyyid Kutub

Kalk da uyar.


Süleyman Ateş

Kalk, uyar.


Süleymaniye Vakfı

Kalk da insanları uyar!


Tefhim-ul Kuran

Kalk (ve) bundan böyle uyarıp korkut.


Yaşar Nuri Öztürk

Kalk da uyar!


وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

Ve rabbeke fe kebbir.

Bayraktar Bayraklı

Sadece Rabbini yücelt!


Cemal Külünkoğlu

Rabbinin büyüklüğünü, yüceliğini dile getir!


Diyanet İşleri (eski)

Rabbini yücelt.


Diyanet Vakfi

Sadece Rabbini büyük tanı.


Edip Yüksel

Efendini yücelt.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve rabbını artık büyükle


Muhammed Esed

Rabbinin büyüklüğünü ve yüceliğini an!


Mustafa İslamoğlu

Sadece Rabbini yücelt!


Seyyid Kutub

Rabbinin büyüklüğünü dile getir.


Süleyman Ateş

Rabbini tekbir et (O'nun büyüklüğünü an),


Süleymaniye Vakfı

Rabbinin (Sahibinin) büyüklüğünü anlat!


Tefhim-ul Kuran

Rabbini tekbir et (yücelt)


Yaşar Nuri Öztürk

Rabbinin yüceliğini duyur!


وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

Ve siyâbeke fe tahhir.

Bayraktar Bayraklı

Öz benliğini temiz tut!


Cemal Külünkoğlu

Elbiseni (kendini, kişiliğini, etrafını daima) temiz tut!


Diyanet İşleri (eski)

Giydiklerini temiz tut.


Diyanet Vakfi

Elbiseni tertemiz tut.


Edip Yüksel

Örtülerini temizle.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve elbiseni artık temizle


Muhammed Esed

Öz benliğini temiz tut!


Mustafa İslamoğlu

Elbiseni temiz tut!


Seyyid Kutub

Elbiselerini temizle.


Süleyman Ateş

Elbiseni temizle,


Süleymaniye Vakfı

Elbiselerini temiz tut!


Tefhim-ul Kuran

Elbiseni de temizle.


Yaşar Nuri Öztürk

Temizle giysilerini!


وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ

Ver rucze fehcur.

Bayraktar Bayraklı

Bütün pisliklerden kaçın!


Cemal Külünkoğlu

Azaba ve kötülüğe yol açacak şeylerden kaçın!


Diyanet İşleri (eski)

Kötü şeyleri terke devam et.


Diyanet Vakfi

Kötü şeyleri terket.


Edip Yüksel

Kötülükten uzaklaş.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o pislikleri artık def' eyle


Muhammed Esed

Ve bütün pisliklerden kaçın!


Mustafa İslamoğlu

Bütün pisliklerden uzak dur!


Seyyid Kutub

Çirkin davranışlardan uzak dur.


Süleyman Ateş

Pislikten kaçın.


Süleymaniye Vakfı

Pis şeylerden uzak dur!


Tefhim-ul Kuran

Pislikten kaçınıp uzaklaş.


Yaşar Nuri Öztürk

Uzaklaştır kendinden pisliği!


وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ

Ve lâ temnun testeksir(testeksiru).

Bayraktar Bayraklı

Yaptığını çok göstererek başa kakma!


Cemal Külünkoğlu

İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma/yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma!


Diyanet İşleri (eski)

Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.


Diyanet Vakfi

Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.


Edip Yüksel

Çoğaltmayı arzulayarak düşleme.


Elmalılı Hamdi Yazır

Hem çoksunarak menn etme


Muhammed Esed

İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma,


Mustafa İslamoğlu

İyilik yapmayı kazanç kapısı haline getirme! ((Allah için) yaptığın iyiliği çok görme!)


Seyyid Kutub

Yaptığın iyiliği çok görüp başa kakma.


Süleyman Ateş

Verdiğini çok bularak başa kakma.


Süleymaniye Vakfı

Yaptığını çok görerek başa kakma!


Tefhim-ul Kuran

Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.


Yaşar Nuri Öztürk

Çok bularak başa kakma yaptığın iyiliği!


وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ

Ve li rabbike fasbir.

Bayraktar Bayraklı

Rabbin için sabret!


Cemal Külünkoğlu

Rabbinin rızasını kazanmak için sabret (her şeye katlan)!


Diyanet İşleri (eski)

Rabbin için sabret.


Diyanet Vakfi

Rabbinin rızasına ermek için sabret.


Edip Yüksel

Efendin için sabret.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve rabbın için sabr eyle


Muhammed Esed

ama sabırla Rabbine yönel.


Mustafa İslamoğlu

Rabbin hatırına sabret!


Seyyid Kutub

Rabbin için sabret.


Süleyman Ateş

Rabbin için sabret.


Süleymaniye Vakfı

Rabbinin(Sahibinin) rızası için sabırlı ol!


Tefhim-ul Kuran

Rabbin için sabret.


Yaşar Nuri Öztürk

Ve yalnız Rabbin için dayanıklı kıl benliği!


فَإِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ

Fe izâ nukıra fîn nâkûri.

Bayraktar Bayraklı

(8-10) Sûr'a üfürüldüğünde, işte o gün, çok çetin, çok zorlu bir gündür. Kâfirler için kolay değildir.


Cemal Külünkoğlu

(8-9) (Yeniden diriliş için) o Sur'a üflendiği zaman, işte o kıyamet vakti çok şiddetli bir gün olacak.


Diyanet İşleri (eski)

(8-10) Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.


Diyanet Vakfi

O Sûr'a üfürüldüğü zaman var ya,


Edip Yüksel

Delik açanda delikler açıldığı zaman,


Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü o boru öttürüldü mü bir


Muhammed Esed

Ve (insanları uyar ki), (yeniden diriliş) suru üflendiği zaman,


Mustafa İslamoğlu

Ve (şu haberi ilet): (Sur) borusuna üflendiği zaman;


Seyyid Kutub

O Sur'a üflendiği zaman,


Süleyman Ateş

Sûr'a üflendiği zaman


Süleymaniye Vakfı

Sura üfürüldüğü gün...


Tefhim-ul Kuran

Çünkü o boruya (sur'a) üfürüldüğü zaman,


Yaşar Nuri Öztürk

O boruya üfürüldüğünde,


فَذَلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ

Fe zâlike yevme izin yevmun asîrun.

Bayraktar Bayraklı

(8-10) Sûr'a üfürüldüğünde, işte o gün, çok çetin, çok zorlu bir gündür. Kâfirler için kolay değildir.


Cemal Külünkoğlu

(8-9) (Yeniden diriliş için) o Sur'a üflendiği zaman, işte o kıyamet vakti çok şiddetli bir gün olacak.


Diyanet İşleri (eski)

(8-10) Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.


Diyanet Vakfi

İşte o gün zorlu bir gündür.


Edip Yüksel

İşte, zorlu gün o gündür.


Elmalılı Hamdi Yazır

O işte o gün pek zorlu gündür


Muhammed Esed

o Gün, bir ızdırap günü olacaktır,


Mustafa İslamoğlu

evet işte o gün, pek zor bir gün olacaktır,


Seyyid Kutub

O gün çetin bir gündür.


Süleyman Ateş

İşte o gün, çetin bir gündür!


Süleymaniye Vakfı

İşte o gün zor gündür.


Tefhim-ul Kuran

İşte o gün, zorlu bir gündür;


Yaşar Nuri Öztürk

İşte o gün çok zorlu, çok çetin bir gündür.


عَلَى الْكَافِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ

Alâl kâfirîne gayru yesîr(yesîrin).

Bayraktar Bayraklı

(8-10) Sûr'a üfürüldüğünde, işte o gün, çok çetin, çok zorlu bir gündür. Kâfirler için kolay değildir.


Cemal Külünkoğlu

İnkârcılar için (hiç de) kolay olmayacak.


Diyanet İşleri (eski)

(8-10) Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür.


Diyanet Vakfi

Kâfirler için (hiç de) kolay değildir.


Edip Yüksel

İnkarcılar için kolay değil.


Elmalılı Hamdi Yazır

Kâfirlere hiç kolay değildir


Muhammed Esed

rahatlama günü değil, (şimdi) hakikati inkar edenler için!


Mustafa İslamoğlu

kafirlerin tümü için hiç de kolay olmayacaktır.


Seyyid Kutub

Kafirler için hiç de kolay değildir.


Süleyman Ateş

Kâfirler için kolay değildir.


Süleymaniye Vakfı

Hele kâfirler için; hiç de kolay olmayacak!


Tefhim-ul Kuran

Kafirler içinse hiç kolay değildir.


Yaşar Nuri Öztürk

Küfre batmışlar için hiç de kolay değildir.


ذَرْنِي وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا

Zernî ve men halaktu vahîdâ(vahîden).

Bayraktar Bayraklı

(11-14) Tek olarak yarattığım, kendisine geniş servet ve gözü önünde duran oğullar verdiğim, kendisi için nimetleri serdikçe serdiğim o kişiyi bana bırak!


Cemal Külünkoğlu

(Mal ve evlatsız olarak) tek başına yarattığım o inkârcıyı (Velid İbni Muğîre'yi) bana bırak!


Diyanet İşleri (eski)

(11-14) Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak.


Diyanet Vakfi

(11-14) Tek olarak yaratıp, kendisine geniş servet ve gözü önünde duran oğullar verdiğim, kendisi için (nimetleri önüne) serdikçe serdiğim o kimseyi bana bırak!


Edip Yüksel

Bir birey olarak yarattığım kişiyi bana bırak.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bırak bana o herifi ki yarattım da temtek


Muhammed Esed

Bana bırak yalnız yarattığım o kişi(yle uğraşma)yı,


Mustafa İslamoğlu

Beni tek başıma yarattığımla başbaşa bırak!


Seyyid Kutub

Şu adamın işini bana bırak ki, kendisini yarattığımda yapayalnızdı.


Süleyman Ateş

Benimle şu adamı yalnız bırak ki ben onu tek olarak yarattım.


Süleymaniye Vakfı

Tek olarak yarattığım o kişiyi[1*] bana bırak[2*]! [1*] Velid b. Mugire (الوليد بن المغيرة) Ebû Abdişems el-Velîd b. el-Mugīre b. Abdillâh el-Mahzûmî (ö. 1/622) Nebîmiz’in ve İslâmiyet’in azılı düşmanlarından biri milâdî 530 yılı civarında Mekke’de doğdu. Babası Mugīre, Kureyş içerisinde zenginliği ve cömertliğiyle tanınırdı. Onun kabiledeki mevkii dolayısıyla çocuklarına Benî Mugīre denilmiş ve Mugīrî nisbesiyle anılmışlardır. Bunlar şan, şeref, şöhret ve zenginlik bakımından ayrı bir zümre teşkil ediyordu. Resûl-i Ekrem’in babaannesi Fâtıma bint Amr b. Âiz, Mahzûmoğulları’na mensup olduğu için dayıları adına Abdülmuttalib’in, oğlu Abdullah’ı kurban etmesini engelleyenler arasında Mugīre de vardı. Velîd annesi Sahrâ’ya nisbetle İbnü’s-Sahrâ diye de anılır. Velîd aklı, dirayeti, güzel konuşması, gelişmiş şiir zevki, çocuklarının fazlalığı ve zenginliğiyle de Kureyş içerisinde temayüz etmişti. Onun Mekke ile Tâif arasındaki sulanabilen bahçelerinde yıl boyunca meyve ve sebze yetiştirilirdi. Ticaretle de uğraşan Velîd’in aynı zamanda demirci olduğu zikredilir (İbn Kuteybe, s. 575). Velîd, Hâşimoğulları ile rekabet etmek için hac zamanı Mina’da büyük bir ateş yaktırır ve hacılara yemek ikram ederdi. Velîd’in kendisiyle tartışılmasına izin vermediği, bedevîlerin onu methederken 12.000 dinardan fazla serveti bulunduğunu söyledikleri kaydedilir (Süheylî, III, 80). Onun Kureyş nezdindeki itibarını gösteren iki olaya işaret etmek gerekir. Bunlardan biri, Kureyş’in reisi Abdülmuttalib’in vefatı üzerine kendisiyle birlikte kabileden üç kişinin onun yerini almak istediğini göstermek için Kâbe’nin avlusuna oturmasıdır (diğer ikisi Ebû Tâlib ile Abdullah b. Cüd‘ân idi; Ya‘kubî, II, 10). İkincisi Hz. Muhammed’in Hacerülesved’i yerine koyanlar arasında yer aldığı, Kâbe’nin yıkılıp yeniden yapılması esnasında Kureyşliler’in Kâbe’yi yıkmaktan çekinmesi üzerine Velîd’in mâbedin duvarına çıkıp, “Biz ancak iyilik ve hayır istiyoruz” diyerek kendi kabilesine düşen kısımdan bir bölümü yıkmasıdır. Kureyşliler, ancak onun başına bir felâket gelip gelmeyeceğini bir süre bekledikten sonra yıkım işine başlayabildi (İbn Hişâm, I, 195). Yine Kâbe’nin yapımı için para toplanırken Velîd, Mekkeliler’den helâl kazançlarından sarfetmelerini, ribâ ve zulümle elde edilen paraları bu işe karıştırmamalarını istedi. Diğer taraftan her yıl değiştirilen Kâbe örtüsünü bir yıl kendisinin, bir yıl diğer Kureyş liderlerinin değiştirmesinden dolayı “Idlü Kureyş” (Kureyş’in dengi) unvanını taşıyor ve Yemen’den getirttiği kumaşla bu örtüyü değiştiriyordu (Ezrakī, I, 251-252; Belâzürî, I,133). Kaynaklarda bir hırsızın elini kesmesi, ilk defa kasâme usulüne başvurması gibi icraatlarından dolayı “hükkâmü’l-Arab”dan kabul edilir (İbn Habîb, el-Muĥabber, s. 132, 337-338; el-Münemmaķ, s. 368; Belâzürî, I, 133). Ayrıca Velîd, kendisi şarap içmediği gibi aile fertlerine de içmeyi yasaklayan ve Kâbe’ye girerken pabuçlarını çıkaran ilk kişidir (İbn Habîb, el-Muĥabber, s. 335-337; İbn Kuteybe, s. 551-552). Kureyşliler ona “vahîd” (tek), “kurretü ayni Kureyş” (Kureyş’in göz bebeği) ve “seyyidî” (efendimiz) gibi sıfatlar vermişti. Velîd b. Mugīre, Hz. Peygamber’in davetini kabul etmedi ve kendisine şiddetle karşı çıktı. Kibir, bencillik ve ihtirası yüzünden şirk ile ruhu kirlenip tabiatı bozulduğundan Kur’ân-ı Kerîm için sihir dedi, Kur’an’ın hasmı ve Resûl-i Ekrem’in rakibi oldu. Putperestliğin hâmisi Ebû Cehil’e akıl hocalığı yaptı. Kendisinin, “Nasıl olur, ben Kureyş kabilesinin büyüğü ve başkanı olduğum halde bir kenara bırakılayım da Muhammed’e vahiy gelsin! Nasıl olur, Ebû Mes‘ûd Amr b. Umeyr es-Sekafî kabilesinin reisi de bir yana bırakılsın!” şeklindeki sözlerine Kur’an’da şöyle cevap verilir: “Gerçeğin bilgisi gelince, ‘Bu bir büyü, biz bunu kabul etmiyoruz. Bu Kur’an şu iki şehirden büyük bir kişiye indirilseydi ya!’ dediler. Rabbinin rahmetini paylaştırmak onlara mı düşmüş? Dünya hayatında onların geçimliklerini biz paylaştırdık …” (Zuhruf 43/30-31; ayrıca bk. En‘âm 6/123-124; İbn Hişâm, I, 361; Taberî, XXV, 39-41). Velîd, Kureyşliler’in Resûlullah’a karşı düşmanca faaliyetlerine aktif biçimde katıldı. Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib’e üç defa başvuran Kureyş heyetinde o da yer aldı. Üçüncü gidişlerinde Velîd yanına genç ve yakışıklı oğlu Umâre’yi de aldı. Heyettekiler, Ebû Tâlib’den, Hz. Muhammed’in yerine bu genci alıp öldürülmek üzere yeğenini kendilerine teslim etmesini istediler. Ebû Tâlib bu teklifi şiddetle reddetti (İbn Hişâm, I, 266-268; Umâre için bk. Süheylî, III, 252-255; Fayda, s. 81-84). İbn Habîb, Kureyş kabilesine mensup sekiz zındık arasında Velîd’i de zikreder ve bunların sapık düşüncelerini Hîreli bir hıristiyandan öğrendiklerini yazar (el-Muĥabber, s. 337). Câhiliye devri şiirini ve Arap dilinin inceliklerini çok iyi bilen Velîd, hac mevsiminde Mekke’ye gelecek kişilere söylenmek üzere Kureyşliler’in Muhammed hakkında bir fikir etrafında toplanmalarını istemişti. Kendi görüşünün oluşması için günlerce düşündü; Kureyşliler’in ileri sürdüğü kâhin, deli, şair gibi nitelemelerin doğru olmadığının hemen anlaşılacağını belirttikten sonra, “En iyisi onun evlâdı babadan, kardeşi kardeşten, karıyı kocadan, kişiyi ailesinden ayıran bir büyücü olduğunu söyleyelim” dedi. Bu iddialar üzerine şu âyetler nâzil oldu: “Yarattığım o kişiyi tek başına bana bırak; geniş bir; geniş bir ervet ve gözü önünde duran oğullar verdiğim, kendisine nimetleri serdikçe serdiğim, arkasından daha fazla vermemi bekleyen kişiyi. Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o bizim âyetlerimize karşı inatla direnmektedir. Ben de onu sarp bir yokuşa süreceğim. Zira o düşündü taşındı, ölçtü biçti. Kahrolsun, ne biçim ölçme biçme bu! Ardından yine kahrolsun, ne biçim ölçtü biçti! Sonra baktı, sonra kaşlarını çattı, suratını astı. En sonunda arkasını dönüp gitti ve kibrine yenildi. ‘Bu’ dedi, ‘olsa olsa eskilerden nakledilmiş bir sihirdir; bu bildiğiniz insan sözünden başka bir şey değildir.’ Ben onu cehenneme sokacağım …” (el-Müddessir 74/11-26). [2*] Herkes, onun gibi tek olarak yaratılır.


Tefhim-ul Kuran

Bırakın onu bana, Ben onu tek olarak yarattım.


Yaşar Nuri Öztürk

Benimle, yarattığım kişiyi baş başa bırak!