MEÂRİC SURESİ

Ayet Getir

سَأَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ

Se ele sâilun bi azâbin vâkı’n(vâkıın).

Bayraktar Bayraklı

(1-3) Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah'tan kâfirlere gelecek olan ve hiç kimsenin savaşamayacağı azabı sordu.


Cemal Külünkoğlu

Birisi çıkıp, (ahirette) vuku bulacak olan azabı sordu.


Diyanet İşleri (eski)

(1-3) Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.


Diyanet Vakfi

(1-3) Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından inkârcılara gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabı istedi!


Edip Yüksel

Sorgulayan birisi, gerçekleşecek azabı sordu.


Elmalılı Hamdi Yazır

İstedi bir sâil bir azâbı ki olacak


Muhammed Esed

Sorup araştırmak isteyen biri, (öteki dünyada) başa gelecek azabı sorabilir,


Mustafa İslamoğlu

Herhangi bir soru/istek sahibi (ahirette) vuku bulması kesin olan tarifsiz azabı hemen (burada) sorup isteyebilir;


Seyyid Kutub

Bir isteyen, inecek azabı istedi.


Süleyman Ateş

Bir soran, inecek azâbı sordu:


Süleymaniye Vakfı

Birisi, başa gelecek azabı sordu.


Tefhim-ul Kuran

İstekte bulunan biri, (muhakkak) gerçekleşecek olan bir azabı istedi.


Yaşar Nuri Öztürk

Soran birisi, geleceği kuşkusuz azabı sordu.


لِّلْكَافِرينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌ

Lil kâfirîne leyse lehu dâfi’(dâfiun).

Bayraktar Bayraklı

(1-3) Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah'tan kâfirlere gelecek olan ve hiç kimsenin savaşamayacağı azabı sordu.


Cemal Külünkoğlu

İnkârcılar için olan bu (azabı) geri çevirecek yoktur.


Diyanet İşleri (eski)

(1-3) Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.


Diyanet Vakfi

(1-3) Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından inkârcılara gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabı istedi!


Edip Yüksel

Onu inkârcılardan savacak kimse yoktur.


Elmalılı Hamdi Yazır

Kâfirler için yok onu defi' edecek


Muhammed Esed

hakikati inkar edenlerin (başına). (Öyleyse, bil ki) hiçbir şey ona mani olamaz;


Mustafa İslamoğlu

(ki o azap) inkar edenlere hastır, kimsenin ona (karşı) kendini savunmaya mecali yoktur.


Seyyid Kutub

Kafirlerin başına; ki onu savacak yoktur.


Süleyman Ateş

Kâfirler için, ki onu savacak yoktur,


Süleymaniye Vakfı

Kafirlerin başına gelecek olan, kimsenin de engelleyemeyeceği azabı...


Tefhim-ul Kuran

Kafirler için olan, bu (azabı) geri çevirecek kimse yoktur.


Yaşar Nuri Öztürk

Küfre sapanlar içindir o. Yoktur onu savacak.


مِّنَ اللَّهِ ذِي الْمَعَارِجِ

Minallâhi zîl meâric(meârici).

Bayraktar Bayraklı

(1-3) Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah'tan kâfirlere gelecek olan ve hiç kimsenin savaşamayacağı azabı sordu.


Cemal Külünkoğlu

(Bu azap) yüce makamlar sahibi olan Allah'tandır.


Diyanet İşleri (eski)

(1-3) Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor.


Diyanet Vakfi

(1-3) Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından inkârcılara gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabı istedi!


Edip Yüksel

Yükseliş Yollarının Sahibi olan ALLAH’tandır.


Elmalılı Hamdi Yazır

O, mi'racların sahibi Allahdan


Muhammed Esed

(çünkü o,) Allah'tan (gelir,) katına yükselmenin birçok yolu olan (Allah'tan):


Mustafa İslamoğlu

Allah'tan gelir; tekamül mertebelerinin sahibi olan (Allah'tan):


Seyyid Kutub

Yükselme derecelerinin sahibi Allah'tandır.


Süleyman Ateş

Yükselme derecelerinin sâhibi Allah'tan.


Süleymaniye Vakfı

Göğe yükselen yolların sahibi Allah’ın azabını!


Tefhim-ul Kuran

(Bu azab) Yüce makamlar sahibi olan Allah'tandır.


Yaşar Nuri Öztürk

Yükselme boyutlarının/derecelerinin sahibi Allah'tandır o.


تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ

"Ta'rucul melâiketu ver rûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdaruhu hamsîne elfe seneh(senetin)."

Bayraktar Bayraklı

Melekler ve Rûh ona miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkarlar.


Cemal Külünkoğlu

(Bu makamların) her birine, melekler ve Ruh (Cebrail), miktarı elli bin yıl olan bir günde çıkar.


Diyanet İşleri (eski)

Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler.


Diyanet Vakfi

Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.


Edip Yüksel

Denetçiler ve ruh (vahiy/komutlar/Cebrail), elli bin yıla eşit birgün içinde O’na yükselir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ki ona Melâike ve Ruh uruc eder, bir günde ki mikdarı elli bin sene tutar


Muhammed Esed

bütün melekler ve (insana bahşedilmiş olan) ilham O'na (bir günde) yükselir, uzunluğu elli bin yıl (gibi) süren bir günde.


Mustafa İslamoğlu

Bütün melaike, ruh ile birlikte, süresi (dünyaya göre) elli bin yıl olan bir günde O'na yükselir.


Seyyid Kutub

Melekler ve ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na yükselir.


Süleyman Ateş

Melekler ve Rûh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na çıkar.


Süleymaniye Vakfı

Süresi elli bin yıl olan bir günde[1*] (tekrar diriliş öncesinde) melekler ve ruhlar[2*] O’na yükselir. [1*] Güneş dürülmüş olacağı için bildiğimiz gün oluşmayacak. [2*] Kabirde yeniden yaratılış öncesi insanların ruhları göğe yükselecek.  


Tefhim-ul Kuran

Melekler ve ruh (Cebrail) O'nun huzuruna bir günde çıkarlar ki onun miktarı elli bin yıldır.


Yaşar Nuri Öztürk

Melekler ve Rûh, miktarı ellibin yıl olan bir günde yükselirler O'na.


فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا

Fasbir sabren cemîlâ(cemîlen).

Bayraktar Bayraklı

Şimdi sen güzelce sabret!


Cemal Külünkoğlu

(Ey Resulüm!) O halde, (sana yakışan) güzel bir şekilde (sıkıntılara) sabret.


Diyanet İşleri (eski)

Güzel güzel sabret;


Diyanet Vakfi

(Resûlüm!) Şimdi sen güzelce sabret.


Edip Yüksel

Şimdi sen güzelce sabret.


Elmalılı Hamdi Yazır

O halde sabret biraz bir sabri cemîl ile


Muhammed Esed

Bu nedenle, (sen ey iman eden), bütün sıkıntılara sabırla katlan!


Mustafa İslamoğlu

Artık (sen ey muhatap), güzel bir sabırla diren!


Seyyid Kutub

Şimdi sen güzelce sabret.


Süleyman Ateş

Şimdi sen güzelce sabret.


Süleymaniye Vakfı

Sen güzelce sabır göster.


Tefhim-ul Kuran

Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret.


Yaşar Nuri Öztürk

Artık güzel bir sabırla sabret!


إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيدًا

İnnehum yerevnehu baîdâ(baîden).

Bayraktar Bayraklı

(6-7) Kâfirler o azabı uzak görüyorlar; biz ise onu yakın görmekteyiz.


Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz onlar, o (cehennem azabı)nı uzak görüyorlar.


Diyanet İşleri (eski)

Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar.


Diyanet Vakfi

Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.


Edip Yüksel

Onlar onu uzak görüyorlar.


Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü onlar onu uzak görürler


Muhammed Esed

Bak, insanlar o (hesaba) uzak bir şey olarak bakıyorlar,


Mustafa İslamoğlu

Çünkü onlar (Hesap Günü'nü) çok uzak bir ihtimal olarak görüyorlar;


Seyyid Kutub

Onlar onu uzak görüyorlar.


Süleyman Ateş

Onlar onu uzak görüyor(lar).


Süleymaniye Vakfı

Onlar o günü uzak görüyorlar;


Tefhim-ul Kuran

Çünkü gerçekten onlar, bunu uzak görmektedirler.


Yaşar Nuri Öztürk

Onlar onu çok uzak görüyorlar.


وَنَرَاهُ قَرِيبًا

Ve nerâhu karîbâ(karîben).

Bayraktar Bayraklı

(6-7) Kâfirler o azabı uzak görüyorlar; biz ise onu yakın görmekteyiz.


Cemal Külünkoğlu

Fakat biz, onu yakın görüyoruz.


Diyanet İşleri (eski)

Ama biz onu yakın görmekteyiz.


Diyanet Vakfi

Biz ise onu yakın görmekteyiz.


Edip Yüksel

Biz ise onu yakın görüyoruz.


Elmalılı Hamdi Yazır

Biz se onu yakın görürüz


Muhammed Esed

ama Biz onu yakın görüyoruz!


Mustafa İslamoğlu

Biz ise onu çok yakın görüyoruz.


Seyyid Kutub

Biz ise onu yakın görüyoruz.


Süleyman Ateş

Biz ise onu yakın görüyoruz.


Süleymaniye Vakfı

oysa Biz yakın görüyoruz.


Tefhim-ul Kuran

Biz ise, onu pek yakın görmekteyiz.


Yaşar Nuri Öztürk

Biz ise onu çok yakın görüyoruz.


يَوْمَ تَكُونُ السَّمَاء كَالْمُهْلِ

Yevme tekûnus semâu kel muhl(muhli).

Bayraktar Bayraklı

O gün gök, erimiş maden gibi olur.


Cemal Külünkoğlu

O gün gök, erimiş bir maden gibi olacak.


Diyanet İşleri (eski)

Gök, o gün, erimiş maden gibi olur.


Diyanet Vakfi

O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.


Edip Yüksel

Gün gelecek, gök erimiş maden gibi.


Elmalılı Hamdi Yazır

O gün ki olur sema' erimiş bir maden gibi


Muhammed Esed

(Bu hesap,) göğün erimiş madene benzeyeceği Gün (vuku bulacak),


Mustafa İslamoğlu

O gün gökyüzü yanık yağ tortusu gibi kıpkızıl olacak.


Seyyid Kutub

O gün gök, erimiş bakır gibi olur.


Süleyman Ateş

O gün gök, erimiş maden gibi olur.


Süleymaniye Vakfı

Göğün erimiş bakır gibi olacağı gün (hesap gününde) ise,


Tefhim-ul Kuran

(O azab geleceği) O gün gök, erimiş gümüş gibi olur.


Yaşar Nuri Öztürk

O gün gök, erimiş bir maden gibi olur.


وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ

Ve tekûnul cibâlu kel ıhn(ıhni).

Bayraktar Bayraklı

Dağlar, renkli yün gibi olur.


Cemal Külünkoğlu

Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengârenk yün gibi dağılacak.


Diyanet İşleri (eski)

Dağlar da atılmış pamuğa döner.


Diyanet Vakfi

Dağlar da atılmış yüne döner.


Edip Yüksel

Dağlar ise atılmış yün gibi olur.


Elmalılı Hamdi Yazır

Dağlar da atılmış elvan yun gibi


Muhammed Esed

ve dağların yün topakları gibi olacağı,


Mustafa İslamoğlu

Bütün dağlar hallaç pamuğu gibi atılmış olacak.


Seyyid Kutub

Dağlar, atılmış renkli yün gibi olur.


Süleyman Ateş

Dağlar, renkli yün gibi olur.


Süleymaniye Vakfı

dağlar, yere atılmış boyalı yüne dönüşür.


Tefhim-ul Kuran

Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengarenk yün gibi olacak.


Yaşar Nuri Öztürk

Dağlar, atılmış, renkli yün gibi olur.


وَلَا يَسْأَلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا

Ve lâ yes’elu hamîmun hamîmâ(hamîmen).

Bayraktar Bayraklı

Dost dostun halini soramaz.


Cemal Külünkoğlu

(O gün) hiçbir dost, dostunu sormayacak.


Diyanet İşleri (eski)

Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz.


Diyanet Vakfi

Dost, dostu sormaz.


Edip Yüksel

Dost dostun durumunu sormaz.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve bir hısım bir hısıma halini sormaz


Muhammed Esed

ve hiç kimsenin arkadaşını(n durumunu) sormayacağı,


Mustafa İslamoğlu

bir dost başka bir dostu sormayacak.


Seyyid Kutub

Dost dostun halini sormaz.


Süleyman Ateş

Dost dostun halini sormaz.


Süleymaniye Vakfı

Bir can yoldaşı, diğer can yoldaşını sormaz bile.


Tefhim-ul Kuran

(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz.


Yaşar Nuri Öztürk

En yakın dostlar birbirlerinin halini sormaz/bir dost bir dostundan bir şey isteyemez.


يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنِيهِ

Yubassarûnehum yeveddul mucrimu lev yeftedî min azâbi yevmi izin bi benîh(benîhi).

Bayraktar Bayraklı

(11-14) Onlar birbirlerine gösterilecekler. Günahkâr, o günün azabından kurtulmak için çocuklarını fidye vermeyi temenni edecek. Eşini ve kardeşini, mensubu olduğu aşiretini, yeryüzündeki herkesi verip sonunda kendini kurtarmak ister.


Cemal Külünkoğlu

(11-14) Onlar birbirlerine gösterilecekler (fakat birbirlerinden yararlanamayacaklar). Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini ve kardeşini, kendisini himaye etmiş olan bütün akrabalarını ve yeryüzündeki insanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmak isteyecek.


Diyanet İşleri (eski)

(11-14) Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.


Diyanet Vakfi

(11-14) Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.


Edip Yüksel

Birbirlerine gösterilirler. Suçlu, o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister: Oğullarını,


Elmalılı Hamdi Yazır

Birbirlerine gösterilirlerken, mücrim ister ki fidye verse o günün azâbından oğullarını


Muhammed Esed

ama onların birbirlerinin gözü önünde olacaklar(ı gün): (çünkü,) her suçlu, o Gün çocuklarını feda ederek kendisini kurtarmak ister,


Mustafa İslamoğlu

Onlar birbirlerinin görüş alanında olacakları (halde böyle olacak). O gün günahı tabiat edinmiş kişi, azaptan kurtulmak için fidye vermek isteyecek öz evladını,


Seyyid Kutub

birbirlerine gösterirler. Suçlu ister ki o günün azabından kurtulmak için fidye versin: oğullarını,


Süleyman Ateş

Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdine düştüğünden, başkasıyle ilgilenemez). Suçlu ister ki o günün azâbından (kurtulmak için) fidye versin: Oğullarını,


Süleymaniye Vakfı

Birbirlerine gösterilirler. Suçlu olan: “Keşke oğullarımı versem de bugünün azabından kurtulsam!” diye derin bir istek duyar.


Tefhim-ul Kuran

Onlar birbirlerine gösterirler. Bir suçlu günahkar, o günün azabını karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;


Yaşar Nuri Öztürk

Birbirlerine gösterilirler. Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye vermeyi bile ister.