LEYL SURESİ


Ayet Getir
92-LEYL 21. Ayet

وَلَسَوْفَ يَرْضَى

Ve le sevfe yerdâ.

Bayraktar Bayraklı

O kesinlikle ileride memnun olacaktır.


Edip Yüksel

Kendisi de yakında mutlu olacaktır.


Erhan Aktaş

Yakında mutlaka hoşnut olacaktır.


Muhammed Esed

işte böyleleri de, zamanı geldiğinde sevinci tadacaklar.


Mustafa İslamoğlu

İşte böyle biri, kesinlikle, zamanı gelince (gördüğü karşılıktan) fazlasıyla memnun olacaktır.


Süleyman Ateş

Yakında kendisi de (Allâh'ın verceği ni'metle) râzı olacaktır.


Süleymaniye Vakfı

İlerisinde aradığı iltifatı bulacaktır.


Yaşar Nuri Öztürk

Yakında mutlaka hoşnut olacaktır.


Ayetin Tefsiri

MEAL

19.) (Bu yaptığı) herhangi birinden gördüğü bir hayra karşılık değildir;

20.) sadece Yüce Rabbinin rızasını kazanma iştiyakı iledir.15

21.) İşte böyle biri, kesinlikle, zamanı gelince (gördüğü karşılıktan) fazlasıyla memnun olacaktır.

(M.İ)

14-21.) İşte ben sizi alevler saçan cehennem ateşine karşı uyarıyorum. O ateşe iflah olmaz azgınlardan başkası girmez. Çünkü onlar Kur'an'ı yalanlamış ve onun çağrısından yüz çevirmiştir. Cimrilikten sakınma hususunda duyarlı ve gayretli olan, nefsini arındırmak için servetinden harcayan, ama kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak değil de sırf rabbinin rızasını kazanmak maksadıyla harcayan kimseler ise cehennemden uzak tutulacaktır. Böyleleri [dünyada Allah'ın rızasını gözettikleri için) ahirette kendilerine verilecek mükafatlarla elbet hoşnut olacaktır.

(M.Ö)

19-20.) “O, yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için değil, ancak yüce Rabbinin hoşnutluğunu gözeterek yapmıştır.”

21.) “Elbette kendisi de hoşnut olacaktır.”

(A.K)

17-21.) Tevhide ve elçimize iman edip ilâhî emirlere uygun yaşayan, herhangi bir karşılık söz konusu olmaksızın sırf yüce rabbinin nzası için mallarını yoksullara yardım için harcayan ve böylece kendisini arındıran tevhit ehli müminler ise bu cehennem ateşinden korunacak ve Allah’ın kendilerine vereceği ödül ile mutlu olacaklardır.

(H,E;M,C)

TEFSİR

Bazı müfessirler 19-21. âyetlerin (bk.Taberî, XXX, 146), bazıları ise 5-19. âyetlerin (bk. Elmalılı, VIII, 5881), müşriklerin işkence ettiği köleleri satın alıp âzat ederek hürriyetlerine kavuşturan Hz. Ebû Bekir hakkında indiğini söylemişlerdir. Müşrikler Hz. Ebû Bekir’in bu yaptıklarını bir iyilik veya bir menfaat karşılığında yaptığını iddia etmişlerdi. Burada, böyle bir iddiaya karşı cevap da olabilecek şu önemli husus dile getirilmektedir: İman ve amelde takvâ düzeyine ulaşmış hiçbir mümin, birine iyilik yapmak için mutlaka ondan bir iyilik görmek, bir nimet elde etmek gerektiğini, karşılıksız iyilik yapılamayacağını düşünmez; mümin, her türlü nimetin yalnızca Allah’ın bir lutfu olduğuna, iyiliklerin de bir karşılık elde etmek için değil, sadece Allah rızâsı için yapılması gerektiğine inanır. Böylece bu âyetlerde müşriklerin bencil ve çıkarcı zihniyet ve ahlâk yapılarının yansımasından ibaret olan yukarıdaki iddiaları reddedilmiş, Hz. Ebû Bekir örneğinde gönüllerini insan sevgisi ve cömertlikle bezeyen müminler Allah tarafından takdirle anılmıştır. Takvâ ehli diye çevirdiğimiz etkâ kelimesinin kök anlamı, büyük bir tehlikeye karşı kendine bir şeyi siper edinerek korunmak”tır. Bu kökten gelen takvâ kavramı Kur’an’da ağırlıklı olarak, kötülüklerden uzak durup iyilikler yapmak ve bu amelleri sayesinde kendini cehennem azabına karşı korumak anlamında geçmektedir. Nitekim burada da 14. âyette muhataplar alev alev yanan ateş”e karşı uyarıldıktan sonra 17-20. âyetlerde, birine borçlu olmadıkları, kimsenin kendilerinde bir hakkı bulunmadığı halde bile, sırf Allah rızâsı için insanlara mal yardımı yapıp manen arındıkları ve bu sayede ateşten uzak tutulacakları bildirilmiştir. Nihayet son âyette, Allah rızâsına böylesine değer veren, kendisini bu rızâdan mahrum bırakacak günahlardan sakınan, tamamen karşılıksız olarak seve seve insanlara yardım edenlerin, Allah tarafından, razı edilecekleri; yani korktuklarından emin ve umduklarına nâil olacakları müjdelenmiştir ki, inanan bir kimse için bundan daha büyük bir müjde olamaz.

(DİYANET TEF.)

"O yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için yapmaz. Ancak yüce Rabbinin hoşnutluğunu gözeterek yapar."

Sonra ne olacak? Temizlenmek ve yüce Rabbinin rızasını kazanmak için malını veren, şu çok sakınan kişiyi neler beklemektedir? Burada Kur'an'ın mü'min ruhlara bildirdiği mükafat hayret verici, hiç beklenmeyen ve alışılmamış bir mükafattır.

"Elbette kendisi de hoşnut olacaktır."

Bu çok korkan mü'minin kalbine dolan hoşnutluktur. Ruhunu bürüyen hoşnutluktur. Bütün benliğine seller gibi boşalan hoşnutluktur. Tüm benliğini dolduran hoşnutluktur. Hayatında meltem gibi esen de hoşnutluktur. Bu ne büyük bir mükafat ve ne büyük bir nimet!

"Elbette kendisi de hoşnut olacaktır." Dininden hoşnut olacak, Rabbinden hoşnut olacak... Kaderinden hoşnut olacak... Nasibinden hoşnut olacak... Sıkıntıda ve rahatlıkta bulduğu şeylerden hoşnut olacak. Zenginlikten ve fakirlikten, kolaylıktan ve zorluktan, bolluktan ve darlıktan hoşnut olacaktır. Hoşnut olacak endişeye kapılmayacaktır, sıkılmayacak acele etmeyecek, omuzladığı yükü ağır görmeyecek, hedefi uzak görmeyecektir. Kuşkusuz bu hoşnutluk her mükafattan daha büyük olan en büyük mükafattır. Bu hoşnutluk canını ve malını verenlerin, temizlenmek için verenlerin, çok yüce Rabblerinin hoşnutluğunu elde etmek için harcayanların, hak ettikleri bir mükafattır. Bu mükafatı ancak Allah verir. Kendisine candan ve samimi olan, kendisinden başka hiçbir kimseyi görmeyen kalplere oluk oluk akıttığı bir mükafattır bu. "Elbette kendisi de hoşnut olacaktır." Hoşnut olacaktır, çünkü bedelini vermiştir. Vereceğini vermiştir.

Bu, tam anlamı ile yerinde bir sürprizdir. Ancak bu mükafat, temizlenmek için malını veren ve gördüğü iyiliğe diyet borcunu ödemek âmâcı ile yanında mal bulundurmayan ama sadece Rabbinin hoşnutluğunu kazanmak için çalışan en çok korkan kimselerin ulaştıkları dereceye ulaşan kimseler için beklenen ve onlara sürpriz olmayan bir sonuçtur Ve "Elbette kendisi de hoşnut olacaktır."

(S.KUTUB)

10. Bu, takva sahibi olan o insanın ihlasının başka bir açıklamasıdır. O, mal vermiş olduğu insanlardan karşılık beklemez, karşılığında ihsan olduğunu bildiği için mal vermez. Yalnız Allah (c.c.) rızası için yardım eder ki, yardım ettiği insanların onun üzerinde bir ihsanları yok. Bunun en iyi örneği Hz. Ebu Bekir'dir. Mekke-i Muazzama'da İslâm'ı kabul eden ve bu yüzden sahipleri tarafından kendilerine zulüm yapılan cariye ve köleleri satın alarak onları kurtarmıştır. İbn Cerir ve İbn Asakir, Hz. Amr b. Abdullah b. Zübeyr'den şöyle rivayet ederler: "Hz. Ebu Bekir'in, fakir, miskin köle ve cariyeleri azat etmek için mal sarfettiğini gören babası şöyle dedi: "Ey oğul, görüyorum ki zayıf olanları kurtarıyorsun. Eğer sağlam ve genç olanlar için aynı malı sarfedersen onlar senin için bir güç olur. Hz. Ebu Bekir şöyle dedi: "Ey babacığım, ben Allah (c.c.) indindeki mükâfatı bekliyorum."

11. Bu ayetin iki anlamı olabilir; ikisi de geçerlidir. Birincisi, Allah (c.c.) muhakkak ondan razı olacaktır. İkincisi, Allah (c.c.) ona o kadar mükafaat verecek ki o memnun kalacak.

(MEVDUDİ)

Kimseden bir karşılık beklemez onlar. Hiç kimseye de bir borçları yoktur onların. Kimseye minnetleri yoktur. Yani mallarını verirken filanın gözüne girmek, falanlara öğünmek adına değil, sadece Allah’ın rızası için verirler. Sadece Rablerinin hoşnutluğunu ararlar. Rablerinin veçhini umarlar. Verdiklerini “li-vechillêh” verirler. Onlar Kur’an’ın başka yerlerinde anlatıldığı gibi men ve eza ile sadakalarını boşa çıkarmazlar. Daha iyisini beklediğinden dolayı insanlara iyilikte bulunmazlar. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez mantığıyla insanlara iyilikte bulunmazlar. Ben bunu bir kere arabama bindirirsem bu bana araba alır beklentisiyle hareket etmezler. Hareketlerini buna bina etmezler. Karşındakine iki âyet anlattım diye iki çay içirmesini beklemezler. Ya da iki hadis anlattım diye aferin demelerini beklemezler. Veya ben bunlara İslâm’ı tebliğ ettim diye hemen karşısındakilerin hayatlarının değişmesini beklemezler. Yani karşısındaki insanlara yaptığı bir iyilik, bir infak karşılığında onların kendisine minnet duymalarını, karşısında ezilip büzülmelerini istemezler onlar. Ya da yaptıkları bir infak karşılığında eza vererek, yardımda bulunduğu insanları tiksindirerek iyiliğe balgam atmazlar. Eğer iyilik Allah için yapılmışsa o buna her zaman lâyıktır derler. Onlar yaptıklarını sadece Allah için yaparlar ve sadece bu işin sonunda Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu umarlar.

Binaenaleyh sadaka verenler, yardımda bulunanlar, yardımda bulundukları insanlara karşı bu yardımı psikolojik bir komplekse dönüştürenler yaptıkları iyiliklerle karşılarındakini ezmeye çalışanlar bu amellerinin boşa gittiğini bilmelidirler. Böyle bir iyiliği, böyle kan kusturarak yapılmış bir infakı Allah hiçbir zaman kabul etmiyor. Çünkü bu amel Allah için değil başkaları için veya kendisinin daha faziletli daha üstün olduğunu ispat etmek için yapılmış bir ameldir. Zira öyle insanlar vardır ki, böyle eziyetlere maruz kalmaktansa aç kalıp ölmeyi tercih ederler. Kendi şeref ve onurlarını kaybetmektense yokluk ve sıkıntı içinde yaşamayı izzet ve şerefine mal olan bir zenginliğe tercih ederler. Evet onlar bütün bunlara tevessül etmeden sadece Allah için mal harcarlar ve:

21. “Elbette kendisi de hoşnut olacaktır.”

Elbette yakında Rabbi da onu hoşnut edecektir. Tevbe sûresinin de anlattığı gibi Allah onlardan razı olmuş ve onları da razı olacakları bir hayata ulaştıracaktır.

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vaadetmiştir. Allah’ın hoşnut olması en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe 72)

Buhârî ve Müslim’in birlikte rivâyet ettikleri bir hadislerinde Rasulullah Efendimiz bu hususu şöyle anlatır: “Cennetlikler cennete girdikleri zaman Azîz ve Celîl olan Allah onlara şöyle nida eder: “Ey kullarım! Bulunduğunuz durumlarınızdan razı mısınız?”

Cennetlikler diyecekler ki: “Ey Rabbimiz, kimselere vermediğin nimet ve mutluluğu bize verdiğin halde bizler durumlarımızdan nasıl razı olmayız? Bunun üzerine yüce Allah buyuracak ki: “Bundan daha kıymetlisini size vereyim mi?” Onlar derler ki: “Ey Rabbimiz, bundan daha kıymetli nimet nedir ki?” Yüce Allah bunun üzerine şöyle buyuracak: “Sizi rızama kavuşturacağım ve bundan sonra ebedîyen size gazap etmeyeceğim!” (Buhârî, 6549, Müslim, 2829)

Bu sûre ile alakalı da bu kadar söz yeter. Rabbim gereğiyle amel eden kullarından eylesin. Velhamdü lillahi Rabbi’l âlemin.

(A.KÜÇÜK)

“Ve-mê li’êhâdin 'îndehû min-nî'metin tûczê” herhangi birinden gördüğü bir hayra karşılık değildir bu yaptığı, yani birinden bir şey görmüşte ona bir karşılık veriyor değildir. Karşılıklılık ilkesi üzere değildir, yani menfaati varda onun için veriyor değildir. Ya nedir?

 

“İl-leb-tiğâ’ê vechî Rabbihi’l â'lê” sadece yüce rabbinin rızasını kazanma iştiyakıyla verir, bunun içindir yani. Rabbinin rızasını kazanmak için verir, başka bir şey için değil. Rabbim razı olsun gerisi önemli değil der. Onun için verirken karşısındakinden ne teşekkür bekler, ne tebrik bekler, ne takdir bekler, hiçbir şey beklemez, sadece Rabbinin rızasını bekler. Ne diyordu? Evet, Kur’an’da rabbimin rızasından başka hiçbir şey beklemiyorum diyordu ya. Onun için burada da o;

 

“İnne-mê nût'îmûkûm li-vechillêhi lê nûrîdû minkûm cezê-en ve-lê şûkûrâ”. (İnsan/9) işte bu ayet “İnnemê nût'îmûkûm” biz sizi sadece Allah rızası için doyurduk li-vechillêh, Allah rızası için doyurduk “lê nûrîdû minkûm cezê-en ve-lê şûkûrâ”. Sizden ne bir teşekkür bekliyoruz ne de bir ödül bekliyoruz derler. İşte böyle derler.

 

15 Aynı edebi telkin eden âyetler için bkz. 32/İnsan: 8-9.

“Ve-lesevfe yerdâ” peki böyle diyerek veren insanlar için ne var? Rıza var, rıza. Bir gün gelecek onlar razı olacaklar, yani bulduklarından razı olacaklar. Allah’ın rızasından razı olacaklar, Allah’ın rızasından daha büyük bir servet olmadığını görüp razı olacaklar. Allah razı edecek. Allah kendisini razı edenleri razı eder.

 

Rabbin kendini razı edenlerden ve kendinden razı olanlardan kılsın.

 

Ve êğîrû dâ’vêhûm eni’l-hâmdû lillêhi Rabbil âlemîn

Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.