KEHF SURESİ

Ayet Getir

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَنزَلَ عَلَى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَل لَّهُ عِوَجَا

"El hamdulillâhillezî enzele alâ abdihil kitâbe ve lem yec'al lehu ıvecâ(ıvecen)."

Bayraktar Bayraklı

Bütün övgüler, kuluna kitabı indiren ve ona hiçbir eğrilik koymayan Allah'a aittir.


Cemal Külünkoğlu

Allah'a hamdolsun ki, bu Kitab'ı (Kur'an'ı) kulu (Muhammed')e indirdi ve onun manasında bir tutarsızlık ve lafzında bir çarpıklık yapmadı.


Diyanet İşleri (eski)

(1-4) Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve : 'Allah çocuk edindi' diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.


Diyanet Vakfi

(1-4) Hamd olsun Allah'a ki, O, (insanları) kendi tarafından çetin bir azap ile ikaz etmek, iyi iş ve davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için, içinde ebedî kalacakları (cennette) güzel bir ecir bulunduğunu müjdelemek ve «Allah evlât edindi» diyenleri de uyarmak için kuluna (Muhammed'e), kendisinde hiçbir (tezat ve) eğrilik bulunmayan dosdoğru Kitab'ı indirdi.


Edip Yüksel

ALLAH’a övgü olsun, kuluna kitabı indirmiş ve onda hiçbir eğriliğe yer vermemiştir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Hamd o Allaha ki kuluna kitab indirdi, hem ona hiç bir yamıklık yapmaksızın


Muhammed Esed

Bütün övgüler Allah'a yakışır; O (Allah) ki, kuluna bu ilahi kelamı indirmiş ve onun anlaşılmasını güçleştirecek hiçbir çapraşıklığa yer vermemiştir:


Mustafa İslamoğlu

Hamd tümüyle kuluna ilahi mesajı indiren ve onda hiçbir çarpıklığa yer vermeyen Allah'a mahsustur.


Seyyid Kutub

Hiçbir çarpık yeri olmayan, bu tutarlı kitab'ı (Kur'an'ı) kulu Muhammed'e indiren Allah'a hamdolsun.


Süleyman Ateş

Allah'a hamdolsun ki, kuluna Kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.


Süleymaniye Vakfı

Her şeyi güzel yapmak, kuluna bu Kitabı indiren Allah’a mahsustur. O, bunu (Kitabı) anlaşılmayacak biçimde çarpıtılabilecek[*] bir yapıda oluşturmamıştır. [*] İveç: Dışarıdan bakıldığında kolaylıkla anlaşılamayacak bir eğrilik, çarpıtmadır. Kur’an’ın ayetleri ayetlerle açıklayan, muhkem-müteşabih mesani (ikili) yapısı sayesinde (Bkz. Al-i İmran 3/7 ve ilgili dipnotlar) bu tip çarpıtmalar tespit edilebilir. Bu tip hileleri tespit edebilmek iyi seviyede Arapça dil bilgisi, Kuran Bilgisi ve ekip çalışması gerektirir. İnsanları, Allah’a değil kendilerine kul yapmak isteyenler, çok usta çarpıtmalar (iveçler) yaparlar. Geleneksel dinde kadın hukuku ve miras konuları bunların en belirgin örneklerindendir. İveç konusu ile ilgili olarak Bkz. Al-i İmran 3/99, Araf 7/45, Araf 7/86,  Hud 11/19, İbrahim 14/3, Kehf 18/1 


Tefhim-ul Kuran

Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.


Yaşar Nuri Öztürk

Hamt o Allah'a ki, kuluna Kitap'ı, kendisinde hiçbir eğiklik ve çelişme yapmaksızın indirdi.


قَيِّمًا لِّيُنذِرَ بَأْسًا شَدِيدًا مِن لَّدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا حَسَنًا

"Kayyimen li yunzira be'sen şedîden min ledunhu ve yubeşşirel mu'minînellezîne ya'melûnes sâlihâti enne lehum ecren hasenâ(hasenen)."

Bayraktar Bayraklı

(2-4) Onu dosdoğru bir kitap olarak indirdi ki Allah'ın katından gelecek şiddetli azaba karşı uyarsın; iyi işler yapan müminlere de, kendileri için, içinde süreli bulunacakları güzel bir ödül olduğunu müjdelesin ve “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.


Cemal Külünkoğlu

(2-4) (Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, faydalı eylemlerde bulunan mü'minleri, içlerinde ebedi kalacakları güzel mükâfat yurdu olan (cennet) ile müjdelemek ve “Allah, bir çocuk edindi” diyenleri de (korkutup) uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı.


Diyanet İşleri (eski)

(1-4) Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve : 'Allah çocuk edindi' diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.


Diyanet Vakfi

(1-4) Hamd olsun Allah'a ki, O, (insanları) kendi tarafından çetin bir azap ile ikaz etmek, iyi iş ve davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için, içinde ebedî kalacakları (cennette) güzel bir ecir bulunduğunu müjdelemek ve «Allah evlât edindi» diyenleri de uyarmak için kuluna (Muhammed'e), kendisinde hiçbir (tezat ve) eğrilik bulunmayan dosdoğru Kitab'ı indirdi.


Edip Yüksel

Dosdoğru... O’ndan gelecek şiddetli bir cezaya karşı uyarsın ve erdemli davranan müminlere kendileri için güzel bir ödülü müjdelesin.


Elmalılı Hamdi Yazır

Dosdoğru, ledünnünden şiddetli bir beis ile inzar etmek, ve salih salih ameller yapan mü'minlere şunu müjdelemek için ki kendilerine cidden güzel bir ecir var


Muhammed Esed

(Bu) tutarlı ve dosdoğru (kitap, inkarcıları) O'nun katından zorlu bir cezayla uyarmak ve dürüst, erdemli davranışlarda bulunan müminlere hak ettikleri güzel karşılığı müjdelemek içindir,


Mustafa İslamoğlu

(Aksine onu) dosdoğru ve dolambaçsız (kıldı) ki, (inkarcıları) kendi katından gelecek şiddetli bir cezayla uyarsın; yararlı ve erdemli davranan mü'minlere de kendilerini bekleyen güzel bir karşılığı müjdelesin:


Seyyid Kutub

Peygamber, insanları, Allah'dan gelecek ağır bir azap konusunda uyarsın ve iyi amel işleyen mü'minlere de kendilerini iyi bir ödülün beklediği müjdesini versin diye bu dosdoğru kitap indirildi.


Süleyman Ateş

Onu dosdoğru (bir Kitâp) olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli azâba karşı (insanları) uyarsın ve iyi işler yapan mü'minlere de kendileri için güzel mükâfât bulunduğunu müjdelesin.


Süleymaniye Vakfı

Sapasağlam[*] oluşturmuştur ki bu Kitap, Allah katından gelecek sert cezalara karşı uyarıda bulunsun, iyi işler yapan müminler için de güzel bir ödül olduğunu müjdelesin [*] Kitabın iveç(aldatmaca) yapılmasına karşı korunaklı yapısı, onu kayyum(sapasağlam) yapar. Bu sıfat(kayyum) aynı zamanda Allah’ın isimlerindendir. Sapasağlam, sürekli işinin başında, yorulmayan anlamlarına gelir(Bkz: Bakara 2/255). Kitap için kullanıldığında sapasağlam, her zaman işe yarayan, bulunduğu dönemi değil tüm zamanları kapsayan anlamları doğrudur.


Tefhim-ul Kuran

Dosdoğru (bir Kitaptır) ki, kendi katından şiddetli bir azabla uyarıp korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi) ; şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.


Yaşar Nuri Öztürk

Katından dosdoğru gelen açık bir söz olarak indirdi onu. Ki, zorlu bir iş ve oluş konusunda uyarsın ve barışa yönelik hayırlı ameller sergileyen müminlere, kendileri için güzel bir ödül öngörüldüğünü muştulasın...


مَاكِثِينَ فِيهِ أَبَدًا

Mâkisîne fîhi ebedâ(ebeden).

Bayraktar Bayraklı

(2-4) Onu dosdoğru bir kitap olarak indirdi ki Allah'ın katından gelecek şiddetli azaba karşı uyarsın; iyi işler yapan müminlere de, kendileri için, içinde süreli bulunacakları güzel bir ödül olduğunu müjdelesin ve “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.


Cemal Külünkoğlu

(2-4) (Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, faydalı eylemlerde bulunan mü'minleri, içlerinde ebedi kalacakları güzel mükâfat yurdu olan (cennet) ile müjdelemek ve “Allah, bir çocuk edindi” diyenleri de (korkutup) uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı.


Diyanet İşleri (eski)

(1-4) Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve : 'Allah çocuk edindi' diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.


Diyanet Vakfi

(1-4) Hamd olsun Allah'a ki, O, (insanları) kendi tarafından çetin bir azap ile ikaz etmek, iyi iş ve davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için, içinde ebedî kalacakları (cennette) güzel bir ecir bulunduğunu müjdelemek ve «Allah evlât edindi» diyenleri de uyarmak için kuluna (Muhammed'e), kendisinde hiçbir (tezat ve) eğrilik bulunmayan dosdoğru Kitab'ı indirdi.


Edip Yüksel

Ki orada sürekli kalacaklardır.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ebediyyen onda ârâm edecekler


Muhammed Esed

içinde sonsuza kadar kalacakları (bir mutluluk esenlik halini müjdelemek için).


Mustafa İslamoğlu

içinde ebedi kalacakları (bir karşılığı)...


Seyyid Kutub

Mü'minler o ödül yerinde (cennette) sürekli kalacaklardır.


Süleyman Ateş

Onlar sürekli olarak o mükâfât içinde bulunacaklardır.


Süleymaniye Vakfı

Onlar orada sonsuza dek kalacaklardır[1]. [*] Müminler cennette, kâfirler cehennemde sürekli (ebedi ve ölümsüz olarak) kalacaklardır. Kur’an’da cennet ve cehennemde olanlar için iki kelime kullanılmaktadır. Birisi ‘ebedi’ diğeri ‘halid’tir. Ebedi, sonsuza kadar anlamına gelirken halid, ölmeden, bozulmadan, yaşlanmadan, hastalanmadan anlamlarına gelir. İlgili(benzeşik,müteşabih) ayetler bir arada okunduğunda, ahiret yaşantısının ebedi ve ölümsüz olduğu açıktır.İlgili ayetlerden bazıları şöyledir: Cennetlikler için bkz: Bakara 2/25,Bakara 2/82,Bakara 2/257, Al-i İmran 3/107, Araf 7/42, Yunus 10/26; Cehennemlikler için bkz: Bakara 2/29,Bakara 2/81,Bakara 2/217, Al-i İmran 3/116, Maide 5/80, Araf 7/36, Tevbe 9/17, Yunus 10/27.


Tefhim-ul Kuran

Onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar.


Yaşar Nuri Öztürk

Onlar, o hal üzere sonsuza dek kalıcıdırlar.


وَيُنذِرَ الَّذِينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا

Ve yunzirellezîne kâlûttehazellâhu veledâ(veleden).

Bayraktar Bayraklı

(2-4) Onu dosdoğru bir kitap olarak indirdi ki Allah'ın katından gelecek şiddetli azaba karşı uyarsın; iyi işler yapan müminlere de, kendileri için, içinde süreli bulunacakları güzel bir ödül olduğunu müjdelesin ve “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.


Cemal Külünkoğlu

(2-4) (Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, faydalı eylemlerde bulunan mü'minleri, içlerinde ebedi kalacakları güzel mükâfat yurdu olan (cennet) ile müjdelemek ve “Allah, bir çocuk edindi” diyenleri de (korkutup) uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı.


Diyanet İşleri (eski)

(1-4) Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve : 'Allah çocuk edindi' diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.


Diyanet Vakfi

(1-4) Hamd olsun Allah'a ki, O, (insanları) kendi tarafından çetin bir azap ile ikaz etmek, iyi iş ve davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için, içinde ebedî kalacakları (cennette) güzel bir ecir bulunduğunu müjdelemek ve «Allah evlât edindi» diyenleri de uyarmak için kuluna (Muhammed'e), kendisinde hiçbir (tezat ve) eğrilik bulunmayan dosdoğru Kitab'ı indirdi.


Edip Yüksel

Ve “ALLAH çocuk edindi“ diyenleri de uyarsın.


Elmalılı Hamdi Yazır

Hem şunları inzar etmek için ki «Allah veled edindi» demekteler


Muhammed Esed

Ayrıca, (bu ilahi kelam,) "Allah kendine bir oğul edindi" iddiasında bulunanları uyarmak için(dir).


Mustafa İslamoğlu

Bir de "Allah çocuk edindi" diyen kimseleri uyarsın…


Seyyid Kutub

Bir de «Allah evlat edindi» diyenleri uyarsın diye.


Süleyman Ateş

Ve: "Allâh çocuk edindi" diyenleri de uyarsın.


Süleymaniye Vakfı

Bunun bir sebebi de Kitabın, “Allah çocuk edindi” diyenleri[*] uyaracak olmasıdır. [*] Bkz: Bakara 2/116, Tevbe 9/30, Enbiya 21/26,  Meryem 19/88, 


Tefhim-ul Kuran

(Bu Kur'an) «Allah çocuk edindi» diyenleri uyarıp korkutmaktadır.


Yaşar Nuri Öztürk

Ve "Allah bir çocuk edindi" diyenleri uyarsın diye indirdi onu.


مَّا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِآبَائِهِمْ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبًا

Mâ lehum bihî min ilmin ve lâ li âbâihim, keburet kelimeten tahrucu min efvâhihim, in yekûlûne illâ kezibâ(keziben).

Bayraktar Bayraklı

Bu hususta ne kendilerinin ne de atalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından ne büyük söz çıkıyor! Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.


Cemal Külünkoğlu

(Oysa Allah bir çocuk edindi diyenlerin) bu konuda ne kendilerinin bilgisi vardır ne de atalarının. Bu ağızlarından çıkan ne ağır bir sözdür! (Gerçekte) onların söyledikleri ancak yalandan ibarettir.


Diyanet İşleri (eski)

Allah'ın çocuk edindiğine dair ne kendilerinin ve ne de babalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.


Diyanet Vakfi

Ne onların (Allah evlât edindi, diyenlerin), ne de atalarının bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.


Edip Yüksel

Ne onların, ne de atalarının bu konuda bir bilgileri yoktur. Ağızlarından ne büyük bir söz çıkıyor! Yalandan başka şey söylemiyorlar.


Elmalılı Hamdi Yazır

Buna dâir ne kendilerinin ılmi vardır ne de babalarının, o ne büyük bir kelime ki ağızlarından çıkıyor, sırf bir yalan söylüyorlar


Muhammed Esed

(Oysa,) O'nun hakkında ne kendilerinin, ne de atalarının doğru bir bilgisi var: Ne ağır bir söz, bu ağızlarından çıkan! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar!


Mustafa İslamoğlu

(Kaldı ki) ne onlar ne de ataları, bu konuda (sahih) bir bilgiye sahip değildirler; ağızlarından öylesine çıkmış pek dehşet bir söz bu: onlar bunu demekle sadece yalan söylemiş oluyorlar.


Seyyid Kutub

Allah'ın evlat edindiği konusunda ne onların ve ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Rastgele ağızlarından çıkan bu söz ne ağır bir iftiradır! Söyledikleri, yalandan başka bir şey değildir.


Süleyman Ateş

Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından ne büyük (küstahça) söz çıkıyor! Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.


Süleymaniye Vakfı

Allah’ın çocuğu olduğuna dair onların elinde bir bilgi olmadığı gibi atalarının elinde de yoktur. Ağızlarından ne ağır sözler çıkıyor! Onlar sadece yalan söylüyorlar.


Tefhim-ul Kuran

Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiç bir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar.


Yaşar Nuri Öztürk

Ona ilişkin ne kendilerinin bir ilmi vardır ne de atalarının. Söz olarak ne büyüktür ağızlarından çıkıveren! Onlar bir yalandan başka şey söylemiyorlar.


فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ أَسَفًا

"Fe lealleke bâhiun nefseke alâ âsârihim in lem yu'minû bi hâzâl hadîsi esefâ(esefen)."

Bayraktar Bayraklı

Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye üzüntüden kendini helâk edeceksin.


Cemal Külünkoğlu

Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin! (öyle mi)?


Diyanet İşleri (eski)

Bu söze inanmayanların ardından üzülerek nerdeyse kendini mahvedeceksin!


Diyanet Vakfi

Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin.


Edip Yüksel

Bu hadisi onaylamazlarsa onların ardından kendini sorumlu tutarak suçlayıp üzülecek misin?


Elmalılı Hamdi Yazır

Şimdi bu söze inanmazlarsa belki arkalarından esef ile kendini üzeceksin


Muhammed Esed

Peki ama, onlar bu mesaja inanmak istemiyorlarsa, (inansınlar diye) kendini mi paralayacaksın?


Mustafa İslamoğlu

Hal böyleyken demek sen kalkıp, -bu hitaba inanmamaları durumunda- onların verdiği tepkiler üzerine kızıp kendini helake sürükleyeceksin.


Seyyid Kutub

Ey Muhammed, eğer onlar bu yeni mesaja (Kur'ana) inanmazlarsa, arkalarından duyacağın üzüntü sebebi ile neredeyse kendini mahvedeceksin.


Süleyman Ateş

Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye, peşlerinde üzüntüden kendini helâk edeceksin!


Süleymaniye Vakfı

Bu söze (Kur’ân’a) inanmazlarsa üzülüyor, arkalarından kendini tüketecek gibi oluyorsun.


Tefhim-ul Kuran

Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi) ?


Yaşar Nuri Öztürk

Şimdi sen, bu söze inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin.


إِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْأَرْضِ زِينَةً لَّهَا لِنَبْلُوَهُمْ أَيُّهُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا

İnnâ cealnâ mâ alâl ardı zîneten lehâ li nebluvehum eyyuhum ahsenu amelâ(amelen).

Bayraktar Bayraklı

Biz yeryüzündeki şeyleri, kendisine süs olsun diye yarattık ki, onların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim.


Cemal Külünkoğlu

İnsanların hangisinin eylem bakımından daha güzel olduğunu tespit edelim diye, yeryüzünde olan şeyleri, ona ziynet/süs yaptık.


Diyanet İşleri (eski)

İnsanların hangisinin daha iyi iş işlediğini ortaya koyalım diye, yeryüzünde olan şeyleri, yeryüzünün süsü yaptık.


Diyanet Vakfi

Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık.


Edip Yüksel

Biz, kimlerin erdemli davranacağını sınamak için, üzerindeki maddelerle yeryüzünü süsledik.


Elmalılı Hamdi Yazır

Biz Yer yüzündeki şeyleri ona bir ziynet yaptık ki insanları imtihan edelim: hangisi daha güzel bir amel yapacak?


Muhammed Esed

Gerçek şu ki, yeryüzünde güzel olan ne varsa Biz hepsini, hangisinin daha iyi davrandığını ortaya koymak üzere, insanları sınamak için bir araç kıldık;


Mustafa İslamoğlu

Gerçekten de Biz yeryüzünde bulunan şeyleri, onlardan hangisinin daha güzel davranacağını sınayalım diye oraya (cazibe katan) birer süs unsuru kıldık;


Seyyid Kutub

Biz dünyadaki her şeyi yeryüzünün süsü yaptık. Amacımız, insanları sınavdan geçirerek hangilerinin daha iyi işler yapacaklarını görmektir.


Süleyman Ateş

Biz yeryüzündeki şeyleri, kendisine süs olsun diye yarattık ki onların, hangisinin daha güzel iş yaptığını deneyelim.


Süleymaniye Vakfı

(Üzülmene gerek yok çünkü) Biz, yeryüzündeki her şeye bir çekicilik[*] verdik ki kimin işi daha güzel olacak diye onları yıpratıcı bir imtihandan geçirelim. [*]   الزينة الحقيقية: ما لا يشين الإنسان في شيء من أحواله لا في الدنيا، ولا في الآخرة،


Tefhim-ul Kuran

Şüphesiz biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.


Yaşar Nuri Öztürk

Biz, yeryüzündeki şeyleri ona bir süs yaptık ki, insanları, içlerinden hangisi amel yönünden daha güzeldir diye imtihan edelim.


وَإِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَعِيدًا جُرُزًا

Ve innâ le câilûne mâ aleyhâ saîden curuzâ(curuzen).

Bayraktar Bayraklı

Biz, elbette yerin üzerindekileri kupkuru bir toprak yapacağız.


Cemal Külünkoğlu

Muhakkak ki biz, zamanı gelince yeryüzünün bütün göz alıcı yeşilliklerini kesinlikle kupkuru bir toprak haline getireceğiz.


Diyanet İşleri (eski)

Şüphesiz Biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak haline getirebiliriz.


Diyanet Vakfi

(Bununla beraber) biz mutlaka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız.


Edip Yüksel

Ve elbette biz onun üzerinde bulunanları çorak bir toprak haline dönüştüreceğiz.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bununla beraber şu da muhakkak ki biz onun üzerinde ne varsa hepsini bir kuru toprak etmekteyiz


Muhammed Esed

ve hiç şüphe yok ki (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi kupkuru toprak haline getireceğiz.


Mustafa İslamoğlu

ama hiç şüphesiz yine Biz, (günü gelince) orada bulunan her şeyi kupkuru bir toprak haline çevirmeyi biliriz.


Seyyid Kutub

Günü gelince yeryüzünün bütün gözalıcı yeşilliklerini kesinlikle kupkuru bir toprak düzlüğüne çevireceğiz.


Süleyman Ateş

Biz elbette (bir gün) yerin üzerindekileri kupkuru bir toprak yaparız.


Süleymaniye Vakfı

Hâlbuki orada olan her şeyi yok edip[*] kuru bir yüzeye çevireceğiz. [*] جَرَزَ (القاموس المحيط) جَرَزَ: أكَلَ أكْلاً وَحِيًّا، وقَتَلَ، ونَخَسَ، وقَطَعَ. وأَجْرازٌ: جمع الجَرْزِ، والجَرْزُ: القَتْلُ؛  lisan  


Tefhim-ul Kuran

Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru, çorak bir toprak yapabiliriz.


Yaşar Nuri Öztürk

Ve şu da bir gerçek ki biz, yeryüzündeki her şeyi, bitki bitirmeyen/kıtlık ve ölüme yol açan kupkuru bir toprak haline elbette getireceğiz.


أَمْ حَسِبْتَ أَنَّ أَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ كَانُوا مِنْ آيَاتِنَا عَجَبًا

Em hasibte enne ashâbel kehfi ver rakîmi kânû min âyâtinâ acabâ(acaben).

Bayraktar Bayraklı

Yoksa sen, sadece Kehf ve Rakîm sahiplerinin, bizim şaşılacak âyetlerimizden olduğunu mu sandın?


Cemal Külünkoğlu

Ne o, (Ey Resulüm!) yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Rakım'ı mı bizim ibret verici delillerimizden sandın?


Diyanet İşleri (eski)

Yoksa sen Mağara ve Kitap ehlini şaşılacak ayetlerimizden mi zannettin?


Diyanet Vakfi

(Resûlüm)! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden Ashâb-ı Kehf ve Ashâb-ı Rakîm'in durumlarını şaşırtıcı mı buldun?


Edip Yüksel

Mağaradakilerin ve onlarla ilgili rakamların ilginç kanıtlarımızdan başka bir şey olduğunu mu sandın?


Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa Eshab-ı Kehf ü Rakıym bizim âyâtımızdan bir acîbe oldular mı sandın?


Muhammed Esed

(Bu dünya hayatı bir sınamadan ibaret olduğuna göre, imdi) sen Mağara İnsanlarını(n) ve (onların kendilerini) yazıtlara/kitabelere (adamalarının kıssasını)n, gerçekten, Bizim (öteki) mesajlarımızdan daha meraka değer bulunacağını mı düşünüyorsun?


Mustafa İslamoğlu

Yoksa sen mağara arkadaşlarının ve (onlar için yazılan) anıt kitabenin, bizim (bütün bu) ayetlerimizden daha mı ibret ve hayret verici olduğunu düşünüyorsun?


Seyyid Kutub

Sen «Ashab-ı Kehf» ve «Ashab-ı Rakım» olayının, bizim şaşırtıcı mucizelerimizden biri olduğunu mu sanıyorsun?


Süleyman Ateş

Yoksa sen, sadece Kehf ve Rakim sâhiplerinin bizim şaşılacak âyetlerimizden olduklarını mı sandın? (onlardan başka çok daha acâip âyetlerimiz vardır. Arzı yeşertip sonra kurutmamız da şaşılacak âyetlerimizden değil midir?)


Süleymaniye Vakfı

Sen, o mağarada olan ve adları levhada yazılı bulunan kişileri[*] tuhaf belgelerimizden (ayetlerimizden) mi sandın? (Bunun şaşılacak bir yanı yoktur.) [*] Yerli halk, onların isimlerini bir levha üzerine yazarak kapılarına koymuş olabilir. 


Tefhim-ul Kuran

Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?


Yaşar Nuri Öztürk

Yoksa sen o Ashab-ı Kehf'i, mağara ve kitabe yâranını, bizim ayetlerimizden, hayrete düşüren bir tanesi mi sandın?


إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا

"İz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşedâ(raşeden)."

Bayraktar Bayraklı

O gençler mağaraya sığınmışlar ve “Rabbimiz, bize katından rahmet ver ve bize şu durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla!” demişlerdir.


Cemal Külünkoğlu

Hani o genç yiğitler mağaraya sığınmışlardı da, “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluşa ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır” demişlerdi.


Diyanet İşleri (eski)

Birkaç genç mağaraya sığınmış: 'Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl' demişlerdi.


Diyanet Vakfi

O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve: Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla! demişlerdi.


Edip Yüksel

Gençler mağaraya sığındıklarında, “Efendimiz bize merhametini yağdır ve bu durumdan bize bir kurtuluş yolu göster“ demişlerdi.


Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt ki o genç yiğitler kehfe çekildiler de şöyle dediler: ya rabbenâ! Bizlere ledünnünden bir rahmet ihsan eyle ve bizim için işimizden bir muvaffakıyyet hazırla


Muhammed Esed

Hani, o gençler mağaraya sığındıkları zaman, "Ey Rabbimiz!" demişlerdi, "Bize katından bir rahmet bahşet; ve içinde bulunduğumuz (harici) şartlar ne olursa olsun bizi doğruluk bilinciyle donat!"


Mustafa İslamoğlu

Hani, zamanın birinde o gençler mağaraya sığınmışlar ve "Rabbimiz!" demişlerdi, "Bize yüce katından bir rahmet bahşet ve bizi içine düştüğümüz şu durumdan dolayı doğru (sonuca) ulaştıracak bir bilinçle donat!"


Seyyid Kutub

Hani birkaç genç o mağaraya sığınmışlar ve «Ey Rabb'imiz, bize katından rahmet bağışla ve şu işimizde bize çıkış yolu göster» dediler.


Süleyman Ateş

O gençler mağaraya sığındılar: "Rabbimiz, bize katından bir rahmet ver ve bize şu işimizden bir çıkış yolu hazırla!" dediler.


Süleymaniye Vakfı

Bir gün birkaç genç, mağaraya sığınarak şöyle demişlerdi: "Rabbimiz[*]! Bize kendi katından ikramda bulun ki bu işin içinden yüzümüzün akıyla(olgunlukla) çıkalım.” [*] Sahibimiz


Tefhim-ul Kuran

O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: «Rabbimiz, katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).»


Yaşar Nuri Öztürk

Hani, o yiğit gençler o mağaraya sığındılar da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz, katından bir rahmet ver bize ve bizim için bir çıkış yolu lütfet işimize."


فَضَرَبْنَا عَلَى آذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًا

Fe darabnâ alâ âzânihim fîl kehfi sinîne adedâ(adeden).

Bayraktar Bayraklı

Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk/onları uykuya daldırdık.


Cemal Külünkoğlu

Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapatmış ve onları uyutmuştuk.


Diyanet İşleri (eski)

(11-12) Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.


Diyanet Vakfi

Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık.)


Edip Yüksel

Bunun üzerine sayılı yıllar süresince mağarada kulaklarını kapadık.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine müteaddid seneler kehifte kulakları üzerine vurduk


Muhammed Esed

Biz de bunun üzerine mağarada onların kulaklarını yıllarca (dış dünyaya) kapalı tuttuk,


Mustafa İslamoğlu

Bunun üzerine Biz de kulaklarına, yıllar boyu onları (dış dünyaya) kapatan bir (mühür) vurduk.


Seyyid Kutub

Bunun üzerine onları mağarada yıllarca uykuya yatırdık.


Süleyman Ateş

Bunun üzerine mağarada nice yıllar onların kulaklarına ağırlık vurduk (onları derin bir uykuya daldırdık)


Süleymaniye Vakfı

Sonra o mağarada, kulakları üstünde yıllar yılı kalacak bir kalkan oluşturduk (da derin uykuya daldılar.)


Tefhim-ul Kuran

Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına (ağır bir uyku) vurduk.


Yaşar Nuri Öztürk

Bunun üzerine birçok yıl boyunca mağarada onların kulakları üzerine ağırlık vurduk.