KAMER SURESİ

Ayet Getir

اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ

İkterebetis sâatu ven şakkal kamer(kameru).

Bayraktar Bayraklı

(1-2) Kıyamet yaklaşıp ay yarılsa, onlar da bu oluşumu gözleriyle görseler, “Bu devamlı yapılan bir büyüdür” diyerek yüz çevirirler.


Cemal Külünkoğlu

(Kıyamet) saati yaklaştı ve ay (ikiye) bölündü.


Diyanet İşleri (eski)

(1-2) Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: 'Süregelen bir sihir' derler.


Diyanet Vakfi

Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.


Edip Yüksel

O an yaklaştı ve ay yarıldı.


Elmalılı Hamdi Yazır

Yaklaştı Saat, yarıldı Kamer


Muhammed Esed

Son saat yaklaşacak ve ay yarılacak!


Mustafa İslamoğlu

Son saat yaklaşacak ve ay yarılacak.


Seyyid Kutub

Kıyamet anı yaklaştı, ay ikiye ayrıldı.


Süleyman Ateş

O sâ'at yaklaştı, ay yarıldı.


Süleymaniye Vakfı

Vakit yaklaştı, her şey ay gibi ortaya çıktı.


Tefhim-ul Kuran

Kıyamet saati yakınlaştı ve ay da yarıldı.


Yaşar Nuri Öztürk

Saat yaklaştı, Ay yarıldı.


وَإِن يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ

Ve in yerev âyeten yu’ridû ve yekûlû sihrun mustemirr(mustemirrun).

Bayraktar Bayraklı

(1-2) Kıyamet yaklaşıp ay yarılsa, onlar da bu oluşumu gözleriyle görseler, “Bu devamlı yapılan bir büyüdür” diyerek yüz çevirirler.


Cemal Külünkoğlu

Onlar ne zaman bir mucize görseler yüz çevirirler ve: “Bu öteden beri gördüğümüz bir büyüdür” derler.


Diyanet İşleri (eski)

(1-2) Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: 'Süregelen bir sihir' derler.


Diyanet Vakfi

Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz çevirirler ve: Eskiden beri devam edegelen bir büyüdür, derler.


Edip Yüksel

Bir mucize görseler yüz çevirirler ve, “Süregelen bir büyüdür“ derler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Hâlâ bir âyet görseler yüz çevirip derler: müstemir bir sihir


Muhammed Esed

Ama eğer onlar, (Son Saat düşüncesini tamamen reddedenler, onun yaklaştığının) işaretini görselerdi, sırtlarını dönerler ve "(Bu,) hep olagelen bir göz yanılmasıdır!" derlerdi,


Mustafa İslamoğlu

Ama eğer onlar bir mucize görseler, (hem hakikatten) yüz çevirirler (hem de onun cazibesinden kendilerini alamayışlarını) "Bu sürekli gerçekleşen bir sihirdir" diye izah ederler;


Seyyid Kutub

Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve «Bu öteden beri gördüğümüz bir büyüdür» derler.


Süleyman Ateş

Bir mu'cize görecek olsalar yüz çevirirler ve "Süregelen bir büyüdür" derler.


Süleymaniye Vakfı

Ne zaman bir ayet görseler yüz çevirir ve “İşte ardı arkası kesilmeyen büyülü bir söz daha” derler.


Tefhim-ul Kuran

Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: «(Bu,) Süregelen bir büyüdür» derler.


Yaşar Nuri Öztürk

Bir ayet/alâmet görseler yüz çeviriyorlar ve şöyle diyorlar: "Sürüp giden bir büyüdür bu!"


وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ

Ve kezzebû vettebeû ehvâehum ve kullu emrin mustekırr(mustekırrun).

Bayraktar Bayraklı

Onlar yalanladılar ve kendi arzularına uydular. Oysa her işin varacağı bir yeri vardır.


Cemal Külünkoğlu

(Müşrikler, Peygamberi) yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Hâlbuki her iş, (Allah'ın takdirine göre) gerçekleşecektir.


Diyanet İşleri (eski)

Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.


Diyanet Vakfi

Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin ulaşacağı yeri vardır.


Edip Yüksel

Yalanladılar; fantezilerine ve her statükoya uydular.


Elmalılı Hamdi Yazır

Yalan dediler, hevâlarına uydular, halbuki her emir müstekır


Muhammed Esed

çünkü onlar kendi arzu ve heveslerine uyarak bunu yalanlamaya şartlanmışlardır. Ama her şeyin doğruluğu sonunda ortaya çıkacaktır.


Mustafa İslamoğlu

zaten hep yalanlıyorlar ve önyargılarının peşine düşüyorlar. Sonuçta, her hakikatin ortaya çıkmak (gibi bir huyu) var.


Seyyid Kutub

Yalanladılar, keyfi arzularına uydular; ama herşey yerinde duruyor.


Süleyman Ateş

Yalanladılar, nefislerinin heveslerine uydular. Halbuki her iş, yerini bulacaktır (Allâh'ın kararına kimse engel olamaz).


Süleymaniye Vakfı

(Ayetler karşısında) yalana sarılıp, keyiflerine uyarlar. Ama her işin bir sonucu vardır.


Tefhim-ul Kuran

Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.


Yaşar Nuri Öztürk

Yalanladılar; kendi heves ve kuruntularına uydular. Oysaki her iş ve oluş karara, ölçüye ve düzene bağlanmıştır.


وَلَقَدْ جَاءهُم مِّنَ الْأَنبَاء مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ

Ve lekad câehum minel enbâi mâ fihî muzdecer(muzdecerun).

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz onlara, geçmiş toplumların haberlerinden, kendilerini caydıracak kadar bilgi gelmiştir.


Cemal Külünkoğlu

(4-5) Andolsun ki, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) alıkoyacak, son derece anlamlı ve etkili nice haberler gelmiştir. Fakat (onlara gelen) uyarılar (kendilerine) hiç fayda vermemiştir.


Diyanet İşleri (eski)

And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.


Diyanet Vakfi

Andolsun onlara, kötülükten önleyecek nice önemli haberler gelmiştir.


Edip Yüksel

Oysa, kötülüklerini engelleyecek uyarılar dolu haberler kendilerine gelmiş bulunuyor.


Elmalılı Hamdi Yazır

Celâlim hakkı için onlara kıssalardan öyleleri de geldi ki onlarda zecredecek haberler var


Muhammed Esed

Ve bakın, onlara (küstahlıklarını) önleyecek birçok haber gelmiştir;


Mustafa İslamoğlu

Doğrusu onlara, içerisinde (gerçeği) gözlere zorla sokan haberler bulunan bir mesaj gelmiştir:


Seyyid Kutub

Onlara bu tutumlarından vazgeçmelerini sağlayacak haberler geldi.


Süleyman Ateş

Andolsun, onlara, (bâtılda kalmalarını) önleyecek (ibret verici olayları anlatan) haberler geldi.


Süleymaniye Vakfı

Onlara ne haberler geliyor, içinde kendilerini bundan (yalandan) vazgeçirecek olanları da var.


Tefhim-ul Kuran

Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.


Yaşar Nuri Öztürk

Yemin olsun ki, onlara haberlerden, içinde ihtar, sakındırma ve tehdit bulunanı gelmiştir.


حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ

Hikmetun bâligatun fe mâ tugnin nuzur(nuzuru).

Bayraktar Bayraklı

Bunlar son derece hikmetli haberlerdir, ama uyarılar işe yaramıyor.


Cemal Külünkoğlu

(4-5) Andolsun ki, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) alıkoyacak, son derece anlamlı ve etkili nice haberler gelmiştir. Fakat (onlara gelen) uyarılar (kendilerine) hiç fayda vermemiştir.


Diyanet İşleri (eski)

Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.


Diyanet Vakfi

Bu büyük bir hikmettir. Fakat (yüz çevirene) uyarılar ne fayda verir!


Edip Yüksel

Bu üstün bir hikmettir; ancak uyarılar yarar sağlamıyor.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bir hikmet-i baliga, fakat inzarlar faide vermiyor.


Muhammed Esed

(ve onlara aslında) kapsayıcı hikmet (verilmişti) ama bütün uyarılar boşa gitti(ğinden),


Mustafa İslamoğlu

hedefe tam ulaştıracak çapta bir hikmet; fakat uyarının hiçbir yararı olmadı.


Seyyid Kutub

Bu haberler son derece anlamlı ve etkilidir, ama uyarılar yararlı olmuyor.


Süleyman Ateş

Bunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor.


Süleymaniye Vakfı

Doğruluğu su götürmez haberlerdir bunlar. Ama uyarılar bir işe yaramıyor.


Tefhim-ul Kuran

(Ki her biri) Doruğunda, olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarıp korkutmalar bir yarar sağlamıyor.


Yaşar Nuri Öztürk

Doruk noktaya çıkmış, isabeti tartışmasız bir hikmettir o. Ama uyarılar yarar sağlamıyor.


فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَى شَيْءٍ نُّكُرٍ

Fe tevelle anhum, yevme yed’ud dâi ilâ şey’in nukur(nukurin).

Bayraktar Bayraklı

Öyleyse onlardan yüz çevir. Çağrıcının hoşlanılmayan bir şeye çağıracağı günü bekle!


Cemal Külünkoğlu

O halde davetçinin (İsrafil'in) benzeri görülmemiş bir şeye (yeniden dirilmeye) çağırdığı gün (dünyada senden uzak durdukları gibi) sen de onlardan uzak dur!


Diyanet İşleri (eski)

Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;


Diyanet Vakfi

Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.


Edip Yüksel

Onlara aldırma; çağırıcının, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,


Elmalılı Hamdi Yazır

Sen de onlardan yüz çevir, o gün ki çağırıcı görülmedik müdhiş bir şey'e çağırır


Muhammed Esed

sen (yine) onlardan uzak dur. Çağrı Sesinin, (insanı) aklın tasavvur edemeyeceği bir şeye çağıracağı Gün,


Mustafa İslamoğlu

Artık sen de onlardan yüz çevir! Bir davetçinin, asla (kimsenin) tasavvur edemeyeceği o şeye çağıracağı gün,


Seyyid Kutub

Sen de yüz çevir onlara. Görevli melek, o gün onları benzeri yaşanmamış olaya çağırdığında;


Süleyman Ateş

Öyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,


Süleymaniye Vakfı

Onlarla yakından ilgilenmeyi bırak. O çağrıcının görülmemiş bir şeye çağıracağı o gün,


Tefhim-ul Kuran

Öyleyse sen onlardan yüz çevir; o çağrıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün.


Yaşar Nuri Öztürk

O halde yüz çevir onlardan sen de; o çağırıcının alışılmadık/ürpertirci şeye çağırdığı günde,


خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ

Huşşe’an ebsâruhum yahrucûne minel ecdâsi keennehum cerâdun munteşir(munteşirun).

Bayraktar Bayraklı

Gözleri korkudan perişan bir vaziyette, etrafa saçılmış çekirgeler gibi bulundukları yerden çıkarlar.


Cemal Külünkoğlu

Onlar, (rüzgârın) dağıtıp savurduğu çekirgeler gibi ürkek bakışlarla mezarlarından çıkarlar.


Diyanet İşleri (eski)

(7-8) Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: 'Bu, zorlu bir gündür' derler.


Diyanet Vakfi

(7-8) Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde ve dâvetçiye koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.


Edip Yüksel

Gözleri zillet içinde mezarlardan çıkarlar; tıpkı saçılmış çekirgeler gibi…


Elmalılı Hamdi Yazır

Gözleri düşgün düşgün kabirlerden çıkarlar, sanki çıvgın çekirgeler gibi


Muhammed Esed

onlar kederli gözlerle, (rüzgarın) dağıtıp savurduğu çekirgeler gibi mezarlarından kalkacaklar,


Mustafa İslamoğlu

onlar yılgın ve bitkin gözlerle, savrulmuş çekirge sürüleri gibi mevzilerinden çıkacaklar;


Seyyid Kutub

Mezarlarından donuk ve ürkek bakışlarla çıkarak çekirge sürüsü gibi etrafa yayılırlar.


Süleyman Ateş

Gözleri düşkün düşkün (zillet ve dehşet içinde) kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler.


Süleymaniye Vakfı

Gözleri saygıyla öne eğik olarak kabirlerinden çıkar, çekirge sürüleri gibi olurlar.


Tefhim-ul Kuran

Gözler 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'etrafa serpilen' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.


Yaşar Nuri Öztürk

Kaymış olarak gözleri, çıkarlar kabirlerden. Sanki çekirgelerdir, çıvgın mı çıvgın!


مُّهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ

Muhtıîne iled dâi, yekûlul kâfirûne hâzâ yevmun asir(asirun).

Bayraktar Bayraklı

O davetçiye koşarlar. İnkârcılar, “Bu, çok zor bir gün” derler.


Cemal Külünkoğlu

Davetçiye doğru koşarlarken inkârcılar (içlerinden): “Bu çok çetin bir gündür!” derler.


Diyanet İşleri (eski)

(7-8) Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: 'Bu, zorlu bir gündür' derler.


Diyanet Vakfi

(7-8) Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde ve dâvetçiye koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.


Edip Yüksel

Çağırıcıya doğru koşarlarken, inkârcılar, “Bu zorlu bir gündür“ derler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Çağırana koşarak, der ki kâfirler: Bu pek zorlu bir gündür.


Muhammed Esed

Çağrı sesine doğru şaşkınlık içinde koşacaklar; (ve şimdi) hakikati inkar edenler: "Bu ne felaket bir Gün'dür!" diye haykıracaklar.


Mustafa İslamoğlu

davetçiye doğru panik içinde seğirtecekler... ve o inkar edenler "Bu zor bir gün!" diye çığlık atacaklar.


Seyyid Kutub

Kendilerini çağıran görevliye doğru koşarlar. O zaman kafirler «Bu zor bir gündür» derler.


Süleyman Ateş

Boyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kâfirler: "Bu çetin bir gündür!" derler.


Süleymaniye Vakfı

Aşağılanmış bir şekilde başlarını kaldırır, kendilerini çağırana odaklanırlar. Bütün kafirler, “Bu ne çetin bir gün!” derler.


Tefhim-ul Kuran

Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kâfirler derler ki: «Bu, zorlu bir gün.»


Yaşar Nuri Öztürk

Boyunları büküktür çağıranın önünde. Derler ki o küfre saplananlar: "Çok zorlu bir gün bu!"


كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ

Kezzebet kablehum kavmu nûhın fe kezzebu abdenâ ve kâlû mecnûnun vezducir(vezducire).

Bayraktar Bayraklı

Onlardan önce Nûh'un toplumu da yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğuna ısrar ederek. “O, delirdi” dediler ve davetten vazgeçmeye zorlandı.


Cemal Külünkoğlu

Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp: “Bu bir delidir” dediler ve (böylece) kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.


Diyanet İşleri (eski)

Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: 'Delidir' demişlerdi, yolu kesilmişti.


Diyanet Vakfi

Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.


Edip Yüksel

Onlardan önce de Nuh’un halkı yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayıp, “Delidir“ dediler. Nitekim o engellendi.


Elmalılı Hamdi Yazır

Onlardan evvel Nuh kavmı tekzib etti yalancı dediler o kulumuza, mec'nun dediler, çok incittiler


Muhammed Esed

Bunlardan, (şimdi yeniden dirilmeyi inkar edenlerden) önce Nuh'un kavmi de O'nu yalanlamıştı; onlar kulumuzu yalanlamışlar ve "O, bir delidir!" demişlerdi (ve bundan dolayı) o kovulup defedilmişti.


Mustafa İslamoğlu

Onlardan önce, Nuh kavmi de yalanlamıştı: hem kulumuzu yalanlamışlar, hem de dönüp "O bir delidir" demişlerdi: ama engellendiler.


Seyyid Kutub

Onlardan önce Nuh'un soydaşları da yalanlamışlardı. Onlar kulumuz Nuh'u yalanlayarak «Bu adam delidir» dediler, onu görevinden alıkoydular.


Süleyman Ateş

Onlardan önce Nûh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler. Ve o(na çeşitli eziyetler yapılarak tebliğden) menedildi.


Süleymaniye Vakfı

Bunlardan önce Nuh’un topluluğu da yalana sarılmış, kulumuzu yalancı yerine koymuşlardı. “Bu, cinlerin etkisinde“ dediler. Böylece görevi engellendi.


Tefhim-ul Kuran

Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı. Böylece kulumuz (Nuh)'u yalanladılar ve: «Delidir» dediler. O baskı altına alınıp engellenmişti.


Yaşar Nuri Öztürk

Onlardan önce Nûh kavmi yalanlamıştı. Yalanladılar kulumuzu ve "Mecnundur bu!" dediler. Ve durduruldu kulumuz.


فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانتَصِرْ

Fe deâ rabbehû ennî maglûbun fentasır.

Bayraktar Bayraklı

Bunun üzerine Rabbine, “Ben yenik düştüm, bana yardım et!” diyerek yalvardı.


Cemal Külünkoğlu

O da Rabbine: “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et!” diye dua etti.


Diyanet İşleri (eski)

O da: 'Ben yenildim, bana yardım et' diye Rabbine yalvarmıştı.


Diyanet Vakfi

Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.


Edip Yüksel

Efendini çağırdı, “Ben yenildim; bana yardım et.”


Elmalılı Hamdi Yazır

O da nihayet rabbına duâ etti, ben dedi, mağlûbum, hemen nusratını ver


Muhammed Esed

Bunun üzerine (Nuh,) Rabbine: "Doğrusu ben yenik düştüm, artık Sen gel ve bana yardım et!" şeklinde yalvardı.


Mustafa İslamoğlu

Derken, o Rabbine şöyle yalvardı: "Ben artık bittim, şimdi Sen yardım et!"


Seyyid Kutub

O da «Ben yenik düştüm, yardım et bana» diye Rabb'ine dua etti.


Süleyman Ateş

Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, yardım et!" diye yalvardı.


Süleymaniye Vakfı

O da Rabbine (Sahibine) yalvardı: “ Yenik düştüm, bana yardım et.” dedi.


Tefhim-ul Kuran

Sonunda Rabbine dua etti: «Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık sen intikam al.»


Yaşar Nuri Öztürk

Bunun üzerine yakardı Rabbine, "Yenilgiye uğradım işte, yardım et!" diye...


فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاء بِمَاء مُّنْهَمِرٍ

Fe fetahnâ ebvâbes semâi bi mâin munhemir(munhemirin).

Bayraktar Bayraklı

Biz de gök kapılarını, devamlı yağan bir yağmurla açtık.


Cemal Külünkoğlu

Biz de göğün kapılarını açarak bardaktan su boşanır gibi yağmur yağdırdık.


Diyanet İşleri (eski)

Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.


Diyanet Vakfi

Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.


Edip Yüksel

Bunun üzerine göğün kapılarını boşalan sularla açtık.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine Göğün kapılarını açtık dökülen bir su ile şakır şakır


Muhammed Esed

Biz de seller gibi akan bir su ile göğün kapılarını açtık


Mustafa İslamoğlu

Biz de bardaktan boşanırcasına dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık;


Seyyid Kutub

Göğün kapılarını açarak bardaktan su boşanır gibi bir yağmur yağdırdık.


Süleyman Ateş

Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.


Süleymaniye Vakfı

Biz de boşalan sularla göğün kapılarını açtık.


Tefhim-ul Kuran

Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık.


Yaşar Nuri Öztürk

Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile.