KALEM SURESİ


Ayet Getir
68-KALEM 1. Ayet

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn(yesturûne).

Bayraktar Bayraklı

Nûn. Kalem ve yazdıklarına yemin olsun ki,


Edip Yüksel

N50, kaleme ve yazdıklarına andolsun.


Erhan Aktaş

Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına ant olsun ki,


Muhammed Esed

Nun. Düşün kalemi ve (onunla) yazdıklarını!


Mustafa İslamoğlu

Nun... Kaleme ve (onun) yazdıklarına yemin olsun!


Süleyman Ateş

Nûn. Kaleme ve (kalemle) yazdıklarına andolsun.


Süleymaniye Vakfı

NUN! Kaleme ve (insanların) onunla yazdıklarına çok dikkat edin!


Yaşar Nuri Öztürk

Nûn! Yemin olsun kaleme ve satır satır yazdıklarına


Ayetin Tefsiri

MEAL
1.) Nûn...1 KALEME ve (onun) yazdıklarına yemin olsun!2
(M.İ)
1.) Nûn. Kaleme ve kalemin yazdıklarına andolsun ki,
(M.Ö)
1.) Nûn; kalem ve onunla yazılanlara andolsun ki,
(A.K)

TEFSİR

Yüce Allah burada "Nûn" harfine, Kaleme ve yazıya yemin ediyor. alfabe harflerinden biri olması bakımından, "Nûn" harfi ile, Kalem ve yazı arasındaki ilgi son derece açıktır. Fakat bunlara yemin edilmiş olması değerlerini arttırıyor, bu yolla öğrenmeye önem vermeyen bir toplumda dikkatleri onlara çekiyor. O günkü Arap toplumunda okur-yazarlık oranı sıfır denecek kadar düşüktü ve okuryazar olanların sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Oysa yüce Allah'ın bilgisi kapsamında onların hayatında okur-yazarlığa önemli bir rol biçilmişti ve bunun geliştirilmesi, aralarında yaygınlaştırılması planlanmıştı. Bu inanç sistemini ve ona dayalı hayat sistemini dünyanın dört bir yanına taşımaları için yazı gerekliydi. Ayrıca insanlığa önderlik etme görevini eksiksiz yerine getirmeleri için bu durum kaçınılmazdı.
Böylesine büyük bir görevi yerine getirmek için gerekli olan temel unsurlardan birinin yazı olduğu kuşku götürmez bir gerçektir.
Nitekim Peygamber Efendimize inen ilk vahyin içeriği de bu anlamı pekiştirmektedir: "Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı embriyodan yarattı. Oku. Rabbin en büyük kerem sahibidir. O, insana kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti."(Kalem suresi 1-5)
Ayrıca bu kitabın okuma yazma bilmeyen bir peygambere yönelik olması da bu hususu desteklemektedir. (Yüce Allah belli bir hikmetten dolayı Peygamber Efendimizin okuma yazma bilmeyen biri olmasını öngörmüştür). Fakat yüce Allah okuma yazma bilmeyen bu peygamberine indirdiği ilk vahiyde okumaya, kalem ile öğrenmeye teşvik edici ifadeler kullanmıştır. Aynı şekilde bu surede de "Nun" harfine, kaleme ve kalemle yazılanlara yemin edilerek bu husus yine pekiştirilmiştir. Bu durum, yüce Allah'ın sonsuz ilminin kapsamında planladığı büyük ve evrensel rolü üstlenmek üzere hazırladığı bu ümmete yönelik eğitim metodunun bir aşamasıdır.
Yüce Allah, müşriklerin Peygamber Efendimize yönelik yalan ve iftiralarını çürütmek, böyle bir şeyin olamayacağını vurgulamak, Peygamberine yönelik lütfunu ve nimetini dile getirmek için, biraz önce de belirttiğimiz gibi yazının değerini büyütücü, önemini pekiştirici bir üslupla "Nun" harfine, kaleme ve onunla yazılanlara yemin ediyor:
(DİYANET TEF.)

Yüce Allah burada "Nun" harfine, Kaleme ve yazıya yemin ediyor. Alfabe harflerinden biri olması bakımından, "Nun" harfi ile, Kalem ve yazı arasındaki ilgi son derece açıktır. Fakat bunlara yemin edilmiş olması değerlerini arttırıyor, bu yolla öğrenmeye önem vermeyen bir toplumda dikkatleri onlara çekiyor. O günkü Arap toplumunda okur-yazarlık oranı sıfır denecek kadar düşüktü ve okuryazar olanların sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Oysa yüce Allah'ın bilgisi kapsamında onların hayatında okur-yazarlığa önemli bir rol biçilmişti ve bunun geliştirilmesi, aralarında yaygınlaştırılması planlanmıştı. Bu inanç sistemini ve ona dayalı hayat sistemini dünyanın dört bir yanına taşımaları için yazı gerekliydi. Ayrıca insanlığa önderlik etme görevini eksiksiz yerine getirmeleri için bu durum kaçınılmazdı.
Böylesine büyük bir görevi yerine getirmek için gerekli olan temel unsurlardan birinin yazı olduğu kuşku götürmez bir gerçektir.
Nitekim Peygamber Efendimize inen ilk vahyin içeriği de bu anlamı pekiştirmektedir: "Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı embriyodan yarattı. Oku. Rabbin en büyük kerem sahibidir. O, insana kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti."(Kalem suresi 1-5)
Ayrıca bu kitabın okuma yazma bilmeyen bir peygambere yönelik olması da bu hususu desteklemektedir. (Yüce Allah belli bir hikmetten dolayı Peygamber Efendimizin okuma yazma bilmeyen biri olmasını öngörmüştür). Fakat yüce Allah okuma yazma bilmeyen bu peygamberine indirdiği ilk vahiyde okumaya, kalem ile öğrenmeye teşvik edici ifadeler kullanmıştır. Aynı şekilde bu surede de "Nun" harfine, kaleme ve kalemle yazılanlara yemin edilerek bu husus yine pekiştirilmiştir. Bu durum, yüce Allah'ın sonsuz ilminin kapsamında planladığı büyük ve evrensel rolü üstlenmek üzere hazırladığı bu ümmete yönelik eğitim metodunun bir aşamasıdır.
Yüce Allah, müşriklerin Peygamber Efendimize yönelik yalan ve iftiralarını çürütmek, böyle bir şeyin olamayacağını vurgulamak, Peygamberine yönelik lütfunu ve nimetini dile getirmek için, biraz önce de belirttiğimiz gibi yazının değerini büyütücü, önemini pekiştirici bir üslupla "Nun" harfine, kaleme ve onunla yazılanlara yemin ediyor:
(S.KUTUB)

Müfessirlerin İmamı Mücahid; Kalem'den murad kendisiyle ez-Zikr (Kur'an) yazılan kalemdir. Bundan da yazılmakta olan şeyin (yesturun) Kur'an olduğu anlaşılmaktadır.
(MEVDUDİ)

Sûrenin adı, ilk âyette geçen “kalem” kelimesinden alınmıştır. Mekke döneminin başlarında nazil olmuş 52 âyetlik bir sûredir. Sûrenin genel muhtevasına baktığımız zaman Mekke’de Allah’ın Resûlü’ne karşı çıkışların şiddetlendiği, hücumların arttığı bir dönemde nazil olduğu anlaşılacaktır.
Kısaca sûrenin bir özetini yaparsak sûrede şunlar denmektedir: “Ey Nebim! Her ne kadar da sen Rabbinin nimetiyle çok yüce bir ahlâk üzere olsan, onlara benim âyetlerimi ulaştırmaya çalışsan da, onlar yine de sana deli ve mecnun demektedirler. Aslında sırf bu iki keyfiyet, senin çok yüce bir ahlâka sahip olman ve onlara ulaştırdığın benim kitabım Kur'an, onların tüm ithamlarını çürütmeye kafidir. Onlar pek yakında kimin deli, kimin mecnun olduğunu bilecek, anlayacaklardır. Peygamberim sakın ha sen onların sıkıştırmaları karşısında taviz vermeye kalkışma. Zaten onların tüm niyetleri de budur. Seni sıkıştırarak senden tavizler koparmak, seni uzlaşmaya razı etmek isterler.” Sûrenin ilk bölümünde bunlar dendikten sonra Allah’ın kendilerine verdiği bunca nimetlere karşı nankörlük edenlere (Bağ sahiplerine) karşı yapılan uyarılardan söz edilmektedir. Onlara gönderilen bu uyarı gibi, şimdi de size uyarı olarak Hz. Muhammed gelmiştir. Eğer sizler de Hz. Muhammed’e karşı aynı şekilde davranırsanız, bilesiniz ki dünyada muhtelif sıkıntı ve mahrumiyetlere müptelâ olacağınız gibi, ahirette de daha büyük azaplara müstahak olacaksınız, denmektedir.
Son bölümde de şunlar denmektedir: Bu dünyada Cenâb-ı Hakk’ın önünde secde etmeyenler, yarın secde etmek isteyecekler ama buna imkân bulamayacaklardır. Kur’an’ı yalanlayanlar asla Allah’ın azabından kurtulamayacaklardır. Bu dünyada kendilerine verilen mühlet onları aldatmaktadır. Allah’ın Resûlü’ne karşı direnmeleri için ellerinde hiçbir mâzeretleri yoktur. Zira Allah’ın Resûlü hiçbir menfaat gözetmeyen bir elçidir.
Muhataplarına yapılan bu ikazlardan sonra Allah’ın Resûlü’ne son olarak şöyle buyurulmaktadır: “Ey Resûlüm, sana Rabbinin emri gelinceye kadar İslâm’ı tebliğ yolundaki zorluklara göğüs gererek sabır göster. Sakın Yunus (a.s) gibi sabırsızlık ederek onun düştüğü imtihanlara düşme!” Genel olarak sûrenin âyetleri üzerinde bir gezinti yaparsak şunları söyleyebileceğiz: Az evvel de ifade ettiğimiz gibi sûreyi üç ana bölüm olarak anlamaya çalışmamız mümkündür.
(A.KÜÇÜK)
“Nûn” nüzûl sürecinde ilk gelen mukattaa harfi, 29 sûrenin başında gelir mukattaa harfleri. Sayıları 1 ile 5 harf arasında değişir. “Nûn” 1 harfli mesela. Elif lâm mim. 3 harfli mesela. Elif lâm ra yine 3 harfli mesela. Ya sin 2 harfli mesela. Ha mim 2 harfli mesela. Yani 5 harfe kadardır. İlginç olanı Arap dilinde tüm kelimelerin yapısı da böyledir. 1 ile 5 harf arasında değişir. Alfabenin yarısı kadar harften oluşur, yani 14 harften.
35 ayrı görüş vardır bu harflerin işlevi ve anlamı üzerine. Bizce bu harfler üzerine bir kaç görüş zikredilmeye değer görünüyor;
1 – Belagat öncelikli sûrelerin başında geliyor. Yani sûreleri ikiye ayırabiliriz. Anlam öncelikli sûreler, belagat öncelikli sûreler. Belagat öncelikli sûreler genellikle Mekki sûrelerdir ve muhatabın dikkatini çekmeyi amaçlar. Anlam öncelikli sûreler ise belli bir manayı ulaştırmayı önceler. Dolayısıyla Heca harfleriyle, hurufu mukattaa ile başlayan bu sûreler anlamı değil de muhatabın dikkatini çekmeyi önceleyen sûrelerdir diyebiliriz.
2 – Bu sûrelerin ikisi dolaylı gerisi dolaysız tamamı Kur’an’a, vahye atıfla başlar. Demek ki ortak noktalarından biri de bu. Bir başka ortak noktası, bu sûreler aslında bizce şu işleve sahiptir ki bu bendenize ait bir yaklaşım, Kur’an’ın, vahyin bir tek harfi bile zayi edilmedi mesajıdır bu. Yani bir tek harf, “nûn” bile zayi edilmedi mesajıdır, bizim yaklaşımımız budur. Ki en son olarak ta Hz. Ebu Bekir’in görüşünü vereyim; Her kitabın bir sırrı vardır, Kur’an’ın sırrı da bu harflerdir.
Nûn’un anlamı var mı? Hokka demiş bazı müfessirler. Yani kalemin içine batırıldığı hokka, divit. Yine cennet nehri diyenler var, büyük balık diyenler var, kılıcın keskin ağzı diyenler var ki o zaman “Nûn, vel-kâlemi” şöyle çevireceğiz; Kılıç ve kaleme yemin olsun. Gerçekten güzel bir ikili oldu. Evet, “Nûn” üzerine söylenecek bir çok söz olmakla birlikte bu kadarla kifayet edelim.
“Nûn vel-kâlemi ve-mê yestûrûn” “Nûn” kaleme, ve kalemin yazdıklarına yemin olsun. Kalemi ve kalemin yazdıklarını düşün. Her iki şekilde de çevirebiliriz.
İlk muhatabın dikkati yazıya çekiliyor. İstikamet açısı veriliyor böylece. Yani Allah resulünün dikkati yazıya çevriliyor ki Allah resulü başta olmak üzere bulunduğu şehirde 17 kişi dışında okuma yazma bilen yok. Dolayısıyla sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş istikameti gösteriliyor Allah resulüne.
Kalem; vahyi yazan kalem buradaki kalem aslında. Satırlar da vahyi temsil ediyor. Mukattaat vahye atıf yapan sûrelerin başında geliyordu unutmayalım. Bununla birleştirdiğimizde “vel-kâlemi ve-mê yestûrûn” daha iyi anlaşılıyor.
[Ek bilgi: El Kalem. Bu el ya aht içindir, ya cins içindir. Aht içinse o zaman bir kaleme atıftır. O bir kaleme atıfsa eğer o kalem de vahyin yazıldığı bilmediğimiz alemde ki, alemler ötesi alemde ki o kalem olsa gerek. Yani Allah’ın mahiyetini bilmediğimiz, kelamın ilk ortaya çıktığı, ilk söze döküldüğü mahiyetini bilmediğimiz ilahi kalem.
Kalem aslında yazı aletidir. Onun için kalem deyince geçmiştekilerin aklına kamış gelirdi değil mi. Son yy. da teknolojik aletlerle üretilen işte kurşun kalem, tükenmez kalem, dolma kalem geliyor. Şimdikilerin aklına da klavye gelmeli. Ama 100 sene sonra ne olacağını ben bilemem. Yazma aleti.
Aslında biz burada aletlerden herhangi birine bir atıf olarak değil bu kalem, Allah’ın insanoğluna konuşma yeteneğini vermesinin yanında, konuşmasının arka planında da o konuşmayı hazırlayacak akıl yeteneğini. Yani düşünme yeteneğini vermiş,
Düşünme yeteneğini verse de konuşma yeteneğini vermeseydi ne olurdu? Hokkanın içi dolu ama bu yazıya nasıl dönüşecek. Kafanın içi dolu ama bu düşünce nasıl dile gelecek. Hokkanın içine kalem daldırılmadan, yazılmada o manalara dönüşmüyor. Yani aklınızın çokluğu, büyüklüğü, zekanızın gücü ancak konuşunca belli oluyor değil mi onun için de kalem bu işte. Kalem aracının olmaması zekanın aklın olup da dilin olmaması gibidir. Tabir caizse kalemin karşılığı dildir.
Onun için hokkanın içindeki de akıldır işte. Akıl kendisini nasıl dil ile gösteriyorsa mana da kendisini kalemle gösterir. kalemle ortaya çıkar. Onun için kalem yazma aracıdır.  Hemen hatırlayalım kalemle ilgili ayetler indi. Neydi onlar?
Îkrâ' ve Rabbûke’l-Ekrâm, Ellezî 'âlleme bi’l-kâlem âlleme’l-İnsêne mê-lem yâ'lem” (‘Alak/3-4-5-) ilk inen 5 ayetin sondan gelenleri. Bakın; Îkrâ; Oku ve Rabbûke’l-Ekrâm oku ki rabbin ikram sahibidir, en cömerttir. Niye cömert, cömertliğinin alameti ne? Dikkat buyurun, lütfen. Ekmek verdi ya, su verdi ya, meyve verdi ya, sebze verdi ya demiyor. Ne diyor ya? “Ellezî 'âlleme bi’l-kâlem” cömertliğinin bir numaralı alameti, insana öğrenme yeteneği verdi.
Görüyorsunuz değil mi Allah bizim hayvani tarafımızla değil, insani tarafımızla ilgileniyor. Biz hala işi aşağı çekmeye çalışıyoruz. Dünyaya, ednaya çekiyoruz. Allah bizi ulvi olana çekiyor, biz süfli olana. Allah bizi yüceye çekiyor, biz cüceye. Bakınız “Ellezî 'âlleme bi’l-kâlem” o sonsuz cömert olan Allah ki kalemle öğretti. “Âlleme’l-İnsêne mê-lem yâ'lem” insana bilmediğini öğretti. “Kellê” yoo..! dur bir dakika ey insan “inne’l-însêne le-yêtğâ” (‘Alak/6) insan mutlaka azar “ên-râêhûstâğnê” (7) kendi kendine yettiğini zannedince azar diyor. İnsan kendi kendine yettiğini zannedince mutlaka azar.
Demek ki öğrenmek nedir? Kalemin öğrettiği en güzel şey nedir? Şimdi kalemin de süflisi var. Ama kalemin öğrettiği en büyük şey insanın kendi kendisine yetmediği, Allah’ın insana yeteceği ve Allah’ın kendi kendisine yettiği. Kendi kendine yeten tek zat Allah’tır. Ey insan sen kendi kendine yetemezsin. Yettiğini zannettiğinde tanrılık iddia edersin. İşte bu kalem.
Bu ayetler aynı zamanda yazmaya bir teşviktir. Yazmaya teşvik olduğu içindir ki Allah resulü bu mesajı almış. Ardı ardına ilk inen ayetlerde kalemin işaret edilmesi, hemen arkasından, yani ilk inen 6. sure içerisinde kalem suresi gibi bir surenin olması Allah resulüne bir mesaj vermek içindi, Allah resulü de mesajı almıştı. Vahyi kalem ile sabitle. Yani sen okuma yazma bilmiyorsun. Fakat vahyi kayıtlandır, kayıt altına aldır. Ondan sonradır ki Allah resulü vahiy katipleri seçmiş, vahiy katipleri istihdam etmiştir ömür boyunca. Ve inen her sureyi bu katiplere yazdırmıştır.
(Kuran ve biz. com dan tefsir dersleri)]
1 Kur'an'ın iniş sürecinde mukatta'ât (veya Zevatın) adı verilen harflerin yer aldığı ilk sûre. Taha ve Yâsîn ihtilaflı olmakla birlikte, 29 sûrenin başında, harf sayısı itibarıyla l'den 5'liye kadar değişen ve Arap alfabesinin yarısı olan 14 çeşit harften oluşan bu harfler hakkında 40'a yakın görüş vardır. Yahudiler ebced hesabına yorup ümmetin yaşını hesap etmişlerdir.
Bunların sembol olduğunu söyleyenler, neyin sembolü olduğu konusunda farklılaşmışlardır. İbn Abbas Allah'ın en büyük ismi olduğunu düşünür, ancak "nasıl telif edileceğini ben de bilmiyorum" der. "İlâhî esmanın, meleklerin, peygamberlerin, başında geldiği sûrelerin sembolüdür" diyenler olmuştur. Bunların uyarı olduğunu söyleyenler de ikiye ayrılmıştır. Mesela Ebu Havyan müşrikleri uyardığını söylerken, Râzî, vahye hazırlık babında Hz. Peygamber'i uyardığını söyler. İbn Hazm, Kur'an'da tek müteşabih'in mukatta'ât olduğunu söyler.
Hz. Ebubekir'e göre, Allah'ın Kur'an'daki sırrıdır. Arapların bu harfleri inkar ettiğine dair bir bilgi ulaşmadığına göre, bilinen bir işleve sahip olduğu düşünülmelidir. Kaldı ki Kur'an'da 'anlam dışı' hiçbir şey bulunmamaktadır. Tutarlı bir yoruma göre, bu harflerin başında geldiği sûreler Kur'an'dan söz ederler. Ne ki Meryem, Ankebût ve Rûm bunun istisnasıdır. Kaldı ki başında Kur'an'dan söz ettiği halde mukatta'atla başlamayan bir çok sûre vardır. Müberred, Ferrâ, Kurtubî, Taberî, Zemahşerî, İbn Teymiyye, İbn Kesir gibi birçok otoriteye göre harfler Kur'an'ın mucize oluşunu ifade eder.
Zımnen,- "Kur'an kimsenin benzerini getiremeyeceği bir mucizedir, ilâhî kelamdır. Eğer değil diyorsanız, işte harfler elinizde, haydi bu harflerle siz de benzerini getirin" anlamına gelir. Fakat, Kur'an bu meydan okumayı zaten açık ve net olarak bir çok yerde yapmıştır (94/Bakara: 23; 69/Yûnus: 38; 70/Hûd: 13; 68/lsra: 88; 59/Tûr: 34). Böylesine üstü kapalı bir yöntem, "meydan okuma" [tahaddi) kavramıyla pek de mütenasip durmaz (Ayrıntılı bir tahlil için bkz. Aişe Abdurrahmân, el-î'câz, s. 139-179). Nûn'a "hokka, cennet nehri, nurdan bir levha, büyük balık" mânası verenler de olmuştur.
Ayrıca nûn, "kılıcın keskin ağzı"na denir. Bu takdirde nûn ve'l-kalem, "kılıç ve kaleme yemin olsun" anlamına gelir. Kalem ile benzerliğinden dolayı, "hokka" şıkkı diğerlerine tercih edilir. Görüldüğü gibi bu harflere dair yorumların sonu gelmeyecektir. Fakat bizce bu harfler, Hz. Peygamber'in vahyin bir tek harfini bile zayi etmeden aktardığının yaşayan belgesi olarak orada durmaktadır.
2 Kalem, söz ile yazı arasındaki elçidir. Tıpkı hatip ile muhatap arasında hitabı taşıyan elçi/ peygamber gibi, kalem de kelamın elçisidir. İlk inen 'Alak 4-5 'te olduğu gibi, burada da Hz. Peygamber'in dikkati "kaleme" ve "yazıya" çekilmektedir. Bununla, sözlü kültürün mensubu olan Peygamber'e, vahyi kayıt altına aldırarak mü'minleri yazılı kültüre taşıma misyonu yüklenmektedir. Hz. Peygamber'in vahyi yazdırması, bu mesajın gereğidir. Zaten, üzerine yemin edilerek belirlilik takısıyla gelen kalem "vahyi yazan kalem", "yazdıkları" ise "vahiy"dir. Bu mukatta'â harfleriyle başlayan sûrelerin ortak vasfının, vahye atıf olduğu yorumu da uygundur.
(M.İSLAMOĞLU)