KALEM SURESİ

Ayet Getir

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn(yesturûne).

Bayraktar Bayraklı

Nûn. Kalem ve yazdıklarına yemin olsun ki,


Cemal Külünkoğlu

(1-2) Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun ki sen Rabbinin (peygamberlik) nimeti ile delirmiş birisi değilsin!


Diyanet İşleri (eski)

(1-2) Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.


Diyanet Vakfi

(1-2) Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki (Resûlüm), sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin.


Edip Yüksel

N50, kaleme ve yazdıklarına andolsun.


Elmalılı Hamdi Yazır

Nun ve kalem ve ehli kalemin satra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için


Muhammed Esed

Nun. Düşün kalemi ve (onunla) yazdıklarını!


Mustafa İslamoğlu

Nun... Kaleme ve (onun) yazdıklarına yemin olsun!


Seyyid Kutub

Nun. Kaleme ve onunla yazdıranlara and olsun.


Süleyman Ateş

Nûn. Kaleme ve (kalemle) yazdıklarına andolsun.


Süleymaniye Vakfı

NUN! Kaleme ve (insanların) onunla yazdıklarına çok dikkat edin!


Tefhim-ul Kuran

Nûn, Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.


Yaşar Nuri Öztürk

Nûn! Yemin olsun kaleme ve satır satır yazdıklarına


مَا أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ

Mâ ente bi ni’meti rabbike bi mecnûn(mecnûnin).

Bayraktar Bayraklı

Rabbinin nimeti sayesinde sen bir deli değilsin.


Cemal Külünkoğlu

(1-2) Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun ki sen Rabbinin (peygamberlik) nimeti ile delirmiş birisi değilsin!


Diyanet İşleri (eski)

(1-2) Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.


Diyanet Vakfi

(1-2) Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki (Resûlüm), sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin.


Edip Yüksel

Sen Efendinin nimetiyle delirmiş değilsin.


Elmalılı Hamdi Yazır

Sen rabbının ni'meti ile, mecnun değilsin


Muhammed Esed

Sen bir deli değilsin, Rabbinin nimeti sayesinde!


Mustafa İslamoğlu

Rabbinin nimeti sayesinde, cin musallat olmuş biri, olman söz konusu değildir.


Seyyid Kutub

Sen, Rabbinin nimetiyle cinlenmiş değilsin.


Süleyman Ateş

Sen, Rabbinin ni'metiyle cinlenmiş (deli) değilsin.


Süleymaniye Vakfı

Rabbinin[*] nimeti sayesinde sen, cinlerin etkisinde değilsin. [*] Sahibinin


Tefhim-ul Kuran

Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.


Yaşar Nuri Öztürk

Ki sen, cin tasallutuna uğramış değilsin; Rabbinin nimeti sayesinde,


وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ

Ve inne leke le ecren gayre memnûn(memnûnin).

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz, senin için kesintisiz bir ödül vardır.


Cemal Külünkoğlu

Gerçekten senin için tükenmeyen bir mükâfat vardır.


Diyanet İşleri (eski)

Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.


Diyanet Vakfi

Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.


Edip Yüksel

Senin için kesintisiz bir ödül vardır.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve tükenmez bir ecir var muhakkak senin için


Muhammed Esed

Ve senin için kesintisiz bir ödül vardır;


Mustafa İslamoğlu

Ve senin için kesintisiz bir ödül vardır;


Seyyid Kutub

Senin için kesintisiz bir mükafat vardır.


Süleyman Ateş

Senin için kesintisiz bir mükâfât vardır.


Süleymaniye Vakfı

Senin için tükenmek bilmeyen bir ödül var.


Tefhim-ul Kuran

Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır.


Yaşar Nuri Öztürk

Senin için kesintisiz bir ödül var.


وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ

Ve inneke le alâ hulukın azîm(azîmin).

Bayraktar Bayraklı

Sen kesinlikle evrensel bir ahlâk üzeresin.


Cemal Külünkoğlu

Ve şüphesiz ki sen, (insanlığa örnek olacak) pek büyük bir ahlak üzerindesin.


Diyanet İşleri (eski)

Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.


Diyanet Vakfi

Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.


Edip Yüksel

Kuşkusuz sen üstün ahlaki standartlar üzeresin.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve her halde sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin


Muhammed Esed

çünkü sen, üstün bir hayat tarzına sahipsin;


Mustafa İslamoğlu

çünkü sen, muhteşem bir ahlaka sahipsin;


Seyyid Kutub

Ve sen yüce bir ahlaka sahipsin.


Süleyman Ateş

Ve sen, büyük bir ahlâk üzerindesin.


Süleymaniye Vakfı

Çünkü sen üstün bir dine[*] bağlısın. [*] الخُلُق= huluk ve hulk; din, tabiat ve huy anlamlarına gelir.(Lisan’ul-arab) Aişe validemizin bir soru üzerine “O’nun huluku Kur'ân’dı” (A. b. Hanbel, Müsned) demesi bundandır. Allah Teâlâ dinini şöyle tanımlamıştır: “Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur (= لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ). İşte doğru din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rum 30/30)


Tefhim-ul Kuran

Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.


Yaşar Nuri Öztürk

Ve gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin.


فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

Fe se tubsıru ve yubsırûn(yubsırûne).

Bayraktar Bayraklı

(5-6) Hanginizde delilik olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.


Cemal Külünkoğlu

(5-6) Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.


Diyanet İşleri (eski)

(5-6) Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.


Diyanet Vakfi

(5-6) Hanginizde delilik olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da.


Edip Yüksel

Sen de göreceksin, onlar da görecekler;


Elmalılı Hamdi Yazır

Yakında göreceksin ve görecekler


Muhammed Esed

ve (bir gün) sen de göreceksin, onlar, (şimdi seni küçümseyenler) de görecekler,


Mustafa İslamoğlu

ve bir gün gelecek, sen de göreceksin onlar da görecekler;


Seyyid Kutub

Sen de göreceksin, onlar da görecekler.


Süleyman Ateş

(Sen de) Göreceksin, onlar da görecekler;


Süleymaniye Vakfı

Yakında göreceksin, onlar da görecekler.


Tefhim-ul Kuran

Artık yakında göreceksin ve onlar da görmüş olacaklar.


Yaşar Nuri Öztürk

Yakında göreceksin, onlar da görecekler,


بِأَييِّكُمُ الْمَفْتُونُ

Bi eyyikumul meftûn(meftûnu).

Bayraktar Bayraklı

(5-6) Hanginizde delilik olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.


Cemal Külünkoğlu

(5-6) Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.


Diyanet İşleri (eski)

(5-6) Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.


Diyanet Vakfi

(5-6) Hanginizde delilik olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da.


Edip Yüksel

Hanginizin şaşkın olduğunu.


Elmalılı Hamdi Yazır

Hanginizde imiş o fitne, o cünun?


Muhammed Esed

hanginiz(in) akıldan yoksun olduğunu.


Mustafa İslamoğlu

hanginizin aklından zoru olduğunu.


Seyyid Kutub

Hanginizin sınandığını.


Süleyman Ateş

Hanginizin fitnelenmiş (cin çarpmış delirmiş) olduğunu.


Süleymaniye Vakfı

Şeytanın etkisine[*] giren kimmiş? [*] Buradaki kelime meftûn’dur. “Fitneye gelmiş” anlamındadır. Bilindiği gibi Şeytan cinlerdendir. Cinlerin etkisine girmekle itham edilmesi, şeytanın etkisine girdiğinin iddia edilmesidir. Şeytan insanı fitneye sokar. Bir ayet şöyledir: “Ey Âdemoğulları! Sakın Şeytan ana-babanızı yaktığı gibi sizi de yakmasın.  Açılması hoş olmayacak yerlerini kendilerine göstermek için onların elbiselerini sıyırmış ve o bahçeden çıkarmıştı. O ve onun gibiler, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz Şeytanları inanmayanların dostları yaptık.” (Araf 7/27)  


Tefhim-ul Kuran

Sizden hanginiz 'fitneye tutulup çıldırdığını.'


Yaşar Nuri Öztürk

Hanginizmiş fitneye tutulan, deliren!


إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

İnne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne).

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz senin Rabbin, yolundan çıkanı daha iyi bilir. Doğru yolda olanı da en iyi O bilir.


Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığını ve kimlerin doğru yolda olduğunu herkesten iyi bilir.


Diyanet İşleri (eski)

Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.


Diyanet Vakfi

Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur.


Edip Yüksel

Efendin, kimin yolundan sapmış olduğunu da en iyi bilir, doğru yolda olanları da en iyi bilir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz rabbındır en bilen yolundan sapanı, yine odur en bilen hidayete irenleri.


Muhammed Esed

Gerçek şu ki, yalnız senin Rabbin, kimin kendi yolundan saptığını bilir ve yalnız O'dur, kimin doğru yolda olduğunu bilen.


Mustafa İslamoğlu

Kuşku yok ki senin Rabbin, evet O, kimin kendi yolundan saptığını çok iyi bilir; yine O, kimin hidayete erdiğini de çok iyi bilir.


Seyyid Kutub

Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığını ve kimlerin doğru yolda olduğunu herkesten iyi bilir.


Süleyman Ateş

Şüphesiz Rabbin, kim(ler)in kendi yolundan saptığını ve kimlerin yolda olduğunu en iyi bilen O'dur.


Süleymaniye Vakfı

Senin Rabbin, yolundan sapanları iyi bilir. O, doğru yolda olanları da iyi bilir.


Tefhim-ul Kuran

Elbette senin Rabbin, kimin kendi yolundan şaşırıp saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.


Yaşar Nuri Öztürk

Senin Rabbin, evet O'dur kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilen. Ve O'dur kimin doğruya ve güzele kılavuzlandığını en iyi bilen.


فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ

Fe lâ tutııl mukezzibîn(mukezzibîne).

Bayraktar Bayraklı

(8-9) Yalanlayanlara uyma! Çünkü onlar isterler ki, sen yağcılık yapasın, onlar da sana yağcılık yapsınlar.


Cemal Külünkoğlu

O hâlde (seni ve Kur'an'ı) yalanlayanlara boyun eğme!


Diyanet İşleri (eski)

Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;


Diyanet Vakfi

O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!


Edip Yüksel

Öyleyse yalanlayanlara uyma.


Elmalılı Hamdi Yazır

O halde tanıma o yalan diyenleri


Muhammed Esed

O halde, hakikati yalanlayanlar(ın arzu ve özlemlerin)e uyma!


Mustafa İslamoğlu

Artık hakkı yalanlayanlara boyun eğme!


Seyyid Kutub

Öyleyse yalanlayanlara itaat etme.


Süleyman Ateş

Öyleyse yalanlayanlara itâ'at etme.


Süleymaniye Vakfı

Yalancıları dikkate alma!


Tefhim-ul Kuran

Şu halde yalanlayanlara itaat etme.


Yaşar Nuri Öztürk

O halde, yalanlayanlara itaat etme!


وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

Veddû lev tudhinu fe yudhinûn(yudhinûne).

Bayraktar Bayraklı

(8-9) Yalanlayanlara uyma! Çünkü onlar isterler ki, sen yağcılık yapasın, onlar da sana yağcılık yapsınlar.


Cemal Külünkoğlu

Onlar senin (kendilerine) yumuşak davranmanı (taviz vermeni) isterler ki kendileri de (sana) yumuşak davransınlar.


Diyanet İşleri (eski)

(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.


Diyanet Vakfi

Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.


Edip Yüksel

Kendilerinin ödün verip uzlaşabilmesi için senin de ödün verip uzlaşmanı istediler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Arzu ettiler ki müdahene etsen, o vakıt müdahene edeceklerdi


Muhammed Esed

Onlar senin (kendilerine) yumuşak davranmanı isterler ki kendileri de (sana) yumuşak davransınlar.


Mustafa İslamoğlu

Onlar isterler ki, sen onlara taviz veresin, buna karşılık kendileri de sana...


Seyyid Kutub

Onlar istediler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.


Süleyman Ateş

İstediler ki, sen yağcılık yapasın da onlar da yağcılık yapsınlar (sana yumuşak davransınlar).


Süleymaniye Vakfı

Onlar çok isterler ki sen onlara yağcılık yapasın, onlar da sana yağcılık yapsınlar.


Tefhim-ul Kuran

Onlar, senin kendilerine yaranıp onlarla uzlaşmanı arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp uzlaşacaklardı.


Yaşar Nuri Öztürk

İstediler ki sen, alttan alıp gevşek davranasın/yağcılık edesin de onlar da yağcılık etsinler/yumuşaklık göstersinler.


وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ

Ve lâ tutı’ kulle hallâfin mehîn(mehînin).

Bayraktar Bayraklı

Yemin edip duran alçağa uyma!


Cemal Külünkoğlu

Şunların hiçbirine boyun eğip yakınlık gösterme: (Olur olmaz) yemin edip duran aşağılıklara,


Diyanet İşleri (eski)

(10-14) Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.


Diyanet Vakfi

(10-14) (Resûlüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.


Edip Yüksel

Şunların hiçbirine uyma: yemin edip duran, aşağılık,


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve tanıma şunların hiç birini: çok yemin edici, değersiz


Muhammed Esed

Ayrıca, yemin edip duran alçağa uyma,


Mustafa İslamoğlu

Ve sen, (çiğneyeceğini bile bile) ağız dolusu söz veren hiçbir alçağa da boyun eğme!


Seyyid Kutub

Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran aşağılık.


Süleyman Ateş

Şunların hiçbirine itâ'at etme: Yemin edip duran aşağılık,


Süleymaniye Vakfı

Yemin edip duran alçakların hiçbirini dikkate alma!


Tefhim-ul Kuran

Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık,


Yaşar Nuri Öztürk

Şunların hiçbirine eğilme, uyma: Çok yemin eden, bayağı/alçak,


هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ

Hemmâzin meşşâin bi nemîm(nemîmin).

Bayraktar Bayraklı

İğrenç dedikodular yapan iftiracıya da uyma!


Cemal Külünkoğlu

Ayıp arayıp kınayanlara, söz ve haber nakliyeciliği yapanlara,


Diyanet İşleri (eski)

(10-14) Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.


Diyanet Vakfi

(10-14) (Resûlüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecâviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.


Edip Yüksel

İftiracı, söz götürüp getiren,


Elmalılı Hamdi Yazır

Gammaz, koğuculukla gezer


Muhammed Esed

(yahut) iğrenç dedikodular yapan iftiracıya,


Mustafa İslamoğlu

Arkadan çekiştirmek için mekik dokuyan arabozucuya (da)!


Seyyid Kutub

Herkesi kınayan, söz götürüp getiren.


Süleyman Ateş

Kötüleyip duran, söz götürüp getiren,


Süleymaniye Vakfı

Arkadan çekiştirenleri, söz getirip götürenleri,


Tefhim-ul Kuran

Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan).


Yaşar Nuri Öztürk

Alaycı/gammaz, koğuculuk için dolaşıp duran,