KAF SURESİ

Ayet Getir

ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ

Kâf vel kur’ânil mecîd(mecîdi).

Bayraktar Bayraklı

Kâf. Şerefli Kur'ân'a andolsun.


Cemal Külünkoğlu

(1-2) Kâf. Şanlı ve şerefli Kur'an'a andolsun ki, inkârcılar aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: “Bu şaşılacak bir şeydir.”


Diyanet İşleri (eski)

Kaf. Şanlı Kuran'a and olsun.


Diyanet Vakfi

Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun.


Edip Yüksel

Q100, şanlı Kuran’a andolsun.


Elmalılı Hamdi Yazır

Kaf ve Kur'an-i mecîd hakkı için


Muhammed Esed

Kaf. Düşün bu yüce ve özlü Kuran'ı!


Mustafa İslamoğlu

Kaf! Bu şanlı-şerefli Kur'an'ın değerini bilin!


Seyyid Kutub

Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun!


Süleyman Ateş

Kâf. Zikir'li (uyarıcı, şerefli) Kur'ân'a andolsun,


Süleymaniye Vakfı

KAF! Bu şanlı Kuran önemlidir.


Tefhim-ul Kuran

Kâf. 'Şerefli üstün' Kur'an'a andolsun.


Yaşar Nuri Öztürk

Kaf. Şanı yüce, ilahî cömertlikle dolu Kur'an'a yemin olsun ki,


بَلْ عَجِبُوا أَن جَاءهُمْ مُنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا شَيْءٌ عَجِيبٌ

Bel acibû en câehum munzirun minhum fe kâlel kâfirûne hâzâ şey’un acîbun.

Bayraktar Bayraklı

Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, kâfirler şöyle dediler: “Bu şaşılacak bir şeydir.”


Cemal Külünkoğlu

(1-2) Kâf. Şanlı ve şerefli Kur'an'a andolsun ki, inkârcılar aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: “Bu şaşılacak bir şeydir.”


Diyanet İşleri (eski)

(2-3) Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: 'Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür' dediler.


Diyanet Vakfi

Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, kâfirler şöyle dediler: «Bu şaşılacak bir şeydir.»


Edip Yüksel

İçlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesini tuhaf karşıladılar! Kafirler, “Bu tuhaf bir şey“ dediler,


Elmalılı Hamdi Yazır

Doğrusu şaştılar da kendilerine içlerinden korkutucu bir Peygamber geldiğine dediler ki kâfirler bu acîb bir şey


Muhammed Esed

Onlar içlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesine şaştılar; ve bu hakikat inkarcıları: "Ne tuhaf bir şey bu!" diyorlar,


Mustafa İslamoğlu

Ama nerde! Onlar içlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesine şaştılar ve işte bu kafirler dediler ki: "Bu ne acayip bir iş!


Seyyid Kutub

Kafirler aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da «Bu şaşılacak bir şeydir» dediler.


Süleyman Ateş

İçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kâfirler: "Bu tuhaf bir şeydir" dediler.


Süleymaniye Vakfı

Bunları asıl şaşırtan içlerinden bir uyarıcının gelmesidir. Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler): "Bu şaşılacak bir şey” dediler.


Tefhim-ul Kuran

Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı korkutucunun gelmesine şaştılar da, o kâfirler: «Bu şaşılacak bir şey» dediler.


Yaşar Nuri Öztürk

İş sanıldığı gibi değil! Kendilerine içlerinden bir uyarıcı geldi diye şaştılar da şöyle dediler o küfre batanlar: "Acayip şey bu!"


أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذَلِكَ رَجْعٌ بَعِيدٌ

E izâ mitnâ ve kunnâ turâbâ(turâben), zâlike rec’un baîdun.

Bayraktar Bayraklı

“Biz, ölüp toprak olduktan sonra mı dirileceğiz? Bu, akla uzak bir dönüştür.”


Cemal Külünkoğlu

“Öldüğümüz ve toprak olduğumuz vakit mi (tekrar dirilecekmişiz)? Bu, (ihtimalden) uzak bir dönüştür.”


Diyanet İşleri (eski)

(2-3) Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: 'Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür' dediler.


Diyanet Vakfi

«Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirileceğiz)? Bu, akla uzak bir dönüştür.»


Edip Yüksel

“Ölüp toprak olduktan sonra mı? Bu imkansız bir dönüştür.”


Elmalılı Hamdi Yazır

Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakıt ha? Bu baıyd bir irca'


Muhammed Esed

"Neden (ve nasıl olur da) biz öldükten ve toz toprak haline geldikten sonra (yeniden diriliriz)? Bu, gerçekleşmesi mümkün ve muhtemel olmayan bir dönüştür!"


Mustafa İslamoğlu

Ölümümüzün ve toza toprağa karışmamızın ardından (diriliş) ha? Bu dönüşü imkansız bir son."


Seyyid Kutub

Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı dirileceğiz? Bu uzak bir dönüştür.


Süleyman Ateş

"Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (tekrar bedene döneceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür."


Süleymaniye Vakfı

“Ölüp toprak haline geldikten sonra tekrar geri dönmek, öyle mi? Uzak bir ihtimal."


Tefhim-ul Kuran

«Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecekmişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır).»


Yaşar Nuri Öztürk

Ölünce mi, biz toprak olunca mı? Çok uzak bir dönüştür bu."


قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ الْأَرْضُ مِنْهُمْ وَعِندَنَا كِتَابٌ حَفِيظٌ

Kad alimnâ mâ tenkusul ardu minhum, ve indenâ kitâbun hafîzun.

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz biz, toprağın onlardan neyi eksilttiğini biliriz. Katımızda her şeyi saklayan bir kitap vardır.


Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda (o bilgileri ve her şeyi) koruyan bir kitap (sicil) vardır.


Diyanet İşleri (eski)

Onlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığını biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitap vardır.


Diyanet Vakfi

Biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlikle bilmekteyiz. Yanımızda o bilgileri koruyan bir kitap vardır.


Edip Yüksel

Yeryüzünün onlardan kimi alıp götürdüğünü bilmişizdir. Yanımızda koruyan bir kayıt vardır.


Elmalılı Hamdi Yazır

fakat Arz onlardan neyi eksiltir bize ma'lûmdur ve nezdimizde hıfzedici bir kitab vardır


Muhammed Esed

Biz toprağın onların bedenlerini nasıl çürütüp yok ettiğini iyi biliriz, çünkü katımızda şaşmaz bir sicil vardır.


Mustafa İslamoğlu

Doğrusu Biz, yerin onları nasıl çürütüp toprak edeceğini daha baştan bilmekteyiz; zira katımızda mahfuz bir yasa mevcuttur.


Seyyid Kutub

Biz toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlikle bilmekteyiz. Yanımızda o bilgileri koruyan bir kitap vardır.


Süleyman Ateş

Biz yerin, onlar(ın cesetlerin)den ne eksilttiğini bilmişizdir. Yanımızda (her şeyi) zapteden bir Kitâp vardır.


Süleymaniye Vakfı

Toprağın onlardan neyi eksilttiğini iyi biliriz. Bizde her şeyi saklayan bir defter vardır.


Tefhim-ul Kuran

Doğrusu biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp koruyan bir kitap vardır.


Yaşar Nuri Öztürk

Toprağın onlardan neyi eksilttiğini pek iyi bilmişizdir biz. Her şeyi saklayıp koruyan bir Kitap var katımızda.


بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ فَهُمْ فِي أَمْرٍ مَّرِيجٍ

Bel kezzebû bil hakkı lemmâ câehum fe hum fî emrin merîcin.

Bayraktar Bayraklı

Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.


Cemal Külünkoğlu

Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.


Diyanet İşleri (eski)

Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.


Diyanet Vakfi

Bilakis onlar, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.


Edip Yüksel

Oysa onlar gerçek kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman tekzib ettiler de şimdi karma karışık bir ıztırab içindeler


Muhammed Esed

Buna rağmen onlar, (yeniden dirilmeyi inkar edenler,) ne zaman kendilerine tebliğ edildiyse hakikati yalanladılar; ve şimdi bir şaşkınlık içindeler.


Mustafa İslamoğlu

Dahasını da yaptılar; ayaklarına kadar geldiği halde hakikati yalanladılar: hasılı onlar derin bir iç karmaşası yaşıyorlar.


Seyyid Kutub

Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.


Süleyman Ateş

Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler.


Süleymaniye Vakfı

Hayır! Kendilerine gelen bu gerçek karşısında yalan söylediler; tam bir tereddüt içindeler.


Tefhim-ul Kuran

Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar.


Yaşar Nuri Öztürk

Hayır, hayır! Onlar, hak kendilerine geldiğinde, onu yalanladılar. Şimdi perişan mı perişan bir durum içindedirler.


أَفَلَمْ يَنظُرُوا إِلَى السَّمَاء فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ

E fe lem yanzurû iles semâi fevkahum keyfe beneynâhâ ve zeyyennâhâ ve mâ lehâ min furûcin.

Bayraktar Bayraklı

Üstlerindeki göğü nasıl bina ettiğimize, onu nasıl süslediğimize ve onda hiçbir çatlağın olmadığına bakmazlar mı?


Cemal Külünkoğlu

Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.


Diyanet İşleri (eski)

Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.


Diyanet Vakfi

Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız! Onda hiçbir çatlak da yok.


Edip Yüksel

Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu hiçbir çatlağı olmadan nasıl yaptık ve onu nasıl süsledik?


Elmalılı Hamdi Yazır

Artık üstlerindeki Semâya bir baksalar a, biz onu nasıl bina etmişiz ve ziynetlemişiz hiçbir gediği yok.


Muhammed Esed

Onlar tepelerindeki gökyüzüne hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl inşa ettik, güzelleştirdik ve nasıl bütün kusurlardan, eksikliklerden arındırdık?


Mustafa İslamoğlu

Onlar üzerlerindeki göğe dönüp de bakmadılar mı? Onu nasıl inşa ettik ve ışıl ışıl bezedik; üstelik hiçbir eksik gedik bırakmadık!


Seyyid Kutub

Üzerlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız? Onda hiçbir çatlak ta yoktur.


Süleyman Ateş

Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl yaptık, süsledik, hiçbir çatlağı yoktur?


Süleymaniye Vakfı

Üstlerindeki göğe bakmazlar mıi, nasıl yükseltmişiz ve nasıl süslemişiz. Onda çatlaklıklar yoktur.


Tefhim-ul Kuran

Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok.


Yaşar Nuri Öztürk

Bakmadılar mı üstlerindeki göğe ki nasıl kurduk onu, nasıl süsleyip nakışladık?! Yırtığı, çatlağı da yoktur onun.


وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ

Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli zevcin behîcin.

Bayraktar Bayraklı

Yine, yeryüzünü nasıl döşediğimize, oraya sabit dağlar yerleştirdiğimize ve orada her çeşit bitkileri bitirdiğimize bakmazlar mı?


Cemal Külünkoğlu

Yeryüzünü de genişletip yaydık, ona sağlam dağlar yerleştirdik. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.


Diyanet İşleri (eski)

(7-8) Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.


Diyanet Vakfi

Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik.


Edip Yüksel

Yeri ise yaydık, içine dağlar yerleştirdik ve içinde her çeşit güzel bitkiler yetiştirdik.


Elmalılı Hamdi Yazır

Arza da: bir imtidad vermişiz ve ağır baskılar oturtmuşuz ve her çeşidden çiftler bitirmişiz ki temaşasına doyulmaz


Muhammed Esed

Ve yeryüzü ki; Biz onu genişletip yaydık, üzerine sağlam dağlar yerleştirdik ve üstünde her cins güzel bitki yeşerttik,


Mustafa İslamoğlu

Yeryüzünü ise (engebeli arazi yapısıyla) uzatıp genişlettik; zira oraya kalkmaz kımıldamaz dağlar yerleştirdik; üstelik orada her tür çiftten güzel bitkiler yeşerttik ki,


Seyyid Kutub

Yeryüzünü de yaydık, ona sağlam dağlar yerleştirdik, onda her güzel çifti bitirdik.


Süleyman Ateş

Arzı nasıl yaydık, ona sağlam dağlar attık, onda her güzel çifti bitirdik!


Süleymaniye Vakfı

Yeryüzünü de yayıp uzattık, oturaklı dağları içine kazık gibi çaktık. Orayı güzelleştiren her bitkinin erkeğini de dişisini de bitirdik.


Tefhim-ul Kuran

Yeri de (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.


Yaşar Nuri Öztürk

Yeryüzünü de biz uzatıp yaydık; denge noktaları yerleştirdik ona ve bitirdik onda, bakanları hayran bırakan her türlü çifti.


تَبْصِرَةً وَذِكْرَى لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ

Tebsıraten ve zikrâ li kulli abdin munîbin.

Bayraktar Bayraklı

Bunları, yönelen her kul için bir aydınlatma ve öğüt yaptık.


Cemal Külünkoğlu

Bütün bunlar, Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir.


Diyanet İşleri (eski)

(7-8) Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.


Diyanet Vakfi

Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık).


Edip Yüksel

Her yönelen kul için bu bir aydınlatma ve mesajdır.


Elmalılı Hamdi Yazır

Gözler gönüller açar, yaradanın kudretini ıhtar eder, dersler verir birer nişane-i basîret ve nümune-i ıbret olmak üzere, hakka yüz tutan her kul için


Hüseyin Atay, Yaşar Kutluay

Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık.


Muhammed Esed

isteyerek Allah'a yönelen her insana bir basiret ve uyarı vesilesi olarak.


Mustafa İslamoğlu

gönüllü olarak O'na yönelen her kul için bir bilinç kaynağı ve bir uyarı vesilesi olsun.


Seyyid Kutub

Bütün bunları, Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve ona ibret vermek için yaptık.


Süleyman Ateş

(Bütün bunları) Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve (ona) ibret vermek için (yaptık).


Süleymaniye Vakfı

Gerçeği göstersin[1*], O’na yönelen her kul için doğru bilgi (zikir) kaynağı olsun[2*] diye. [1*] Arkasında olan gerçekleri görsünler diye mana verdiğimiz kelime “ تَبْصِرَةً : tebsıraten” dir. Türkçe’ye basiret olarak geçen bu kelime, görmek anlamından daha fazla anlam içerir. Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş, seziş, anlayış, kavrayış, vizyon anlamlarını kapsar. Basiretli bir şekilde Allah’ın yarattığı ayetler incelenirse, O’nun yazılı ayetleri (Kur’an) ile tam bir uyum olduğu anlaşılacaktır. Bu ancak ilmi çalışmalar yaparak ve sağlam durarak yapılabilir (Bakara 2/269, Al-i İmran 3/190, Ra’d 13/19, İbrahim 14/52). Allah’ın yarattıkları ile Kur’ân arasındaki bu kusursuz uyum sayesinde bu kitabın Allah’ın kitabı olduğunu anlayabiliriz. (Fussilet 41/53) [2*]  ...


Tefhim-ul Kuran

(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir.


Yaşar Nuri Öztürk

İbretle bakılası, gönüller açıcı şeyler olarak; hakka yönelen her kula öğüt olarak.


وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء مُّبَارَكًا فَأَنبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِ

Ve nezzelnâ mines semâi mâen mubâreken fe enbetnâ bihî cennâtin ve habbel hasîdi.

Bayraktar Bayraklı

Gökten bereketli bir su indirip, onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.


Cemal Külünkoğlu

(9-11) Gökten de mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek ekinler, taneler, tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları bitirdik (yetiştirdik). Ve böylece onunla ölü bir memlekete hayat verdik. İşte (onların dirilip kabirlerinden) çıkışı da böyledir.


Diyanet İşleri (eski)

(9-11) Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.


Diyanet Vakfi

Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek daneler bitirdik.


Edip Yüksel

Ve gökten kutlu bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de Semadan mübarek bir su indirip de onunla bağlar bağçeler bitirmekteyiz ve biçilecek taneler


Muhammed Esed

Biz gökten bereketli bir su indiririz ve onunla bahçelerin yeşerip büyümesini sağlarız; ve ekin tarlalarının,


Mustafa İslamoğlu

Yine Biz, gökten bereketli bir su indirdik ve onunla has behçeleri yeşerttik; dahası hasat edilen tahılı


Seyyid Kutub

Gökten bereketli su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek taneli ekinler bitirdik.


Süleyman Ateş

Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek dâne(li ekin)ler bitirdik.


Süleymaniye Vakfı

Gökten bereketli bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek daneli bitkiler bitirdik.


Tefhim-ul Kuran

Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik,


Yaşar Nuri Öztürk

Gökten, kutlu ve bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler yeşerttik, hasatlanacak daneler yetiştirdik.


وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ

Ven nahle bâsikâtin lehâ tal’un nadîdun.

Bayraktar Bayraklı

(10-11) Yarattıklarımıza rızık olarak salkımları birbirine geçmiş yüksek hurma ağaçlarını da onlar için yarattık. O su ile ölü toprağa can verdik. Kabirden çıkış da işte böyledir.


Cemal Külünkoğlu

(9-11) Gökten de mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek ekinler, taneler, tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları bitirdik (yetiştirdik). Ve böylece onunla ölü bir memlekete hayat verdik. İşte (onların dirilip kabirlerinden) çıkışı da böyledir.


Diyanet İşleri (eski)

(9-11) Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.


Diyanet Vakfi

(10-11) Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik. Ve o su ile ölü toprağa can verdik. İşte hayata yeniden çıkış da böyledir.


Edip Yüksel

Küme küme tomurcuklara sahip yüksek hurma ağaçları yetiştirdik.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve Semaya ser çeken hurma ağaçları ki sıvama dizilmiş bir tal'ı vardır


Muhammed Esed

ve salkım salkım meyveleriyle uzun hurma ağaçlarının,


Mustafa İslamoğlu

ve sıra salkımlı meyveleriyle boylu poslu hurma ağaçlarını,


Seyyid Kutub

Birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik.


Süleyman Ateş

Birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik;


Süleymaniye Vakfı

Tomurcuklu salkımlarıyla boy atmış hurma ağaçları da bitirdik.


Tefhim-ul Kuran

Ve birbiri üstünde dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da.


Yaşar Nuri Öztürk

Yüksek yüksek hurma ağaçları büyüttük. Birbirine girmiş kümeler halinde tomurcukları vardır onların.


رِزْقًا لِّلْعِبَادِ وَأَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَّيْتًا كَذَلِكَ الْخُرُوجُ

Rızkan lil ibâdi ve ahyeynâ bihî beldeten meytâ(meyten), kezâlikel hurûcu.

Bayraktar Bayraklı

(10-11) Yarattıklarımıza rızık olarak salkımları birbirine geçmiş yüksek hurma ağaçlarını da onlar için yarattık. O su ile ölü toprağa can verdik. Kabirden çıkış da işte böyledir.


Cemal Külünkoğlu

(9-11) Gökten de mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek ekinler, taneler, tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları bitirdik (yetiştirdik). Ve böylece onunla ölü bir memlekete hayat verdik. İşte (onların dirilip kabirlerinden) çıkışı da böyledir.


Diyanet İşleri (eski)

(9-11) Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.


Diyanet Vakfi

(10-11) Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik. Ve o su ile ölü toprağa can verdik. İşte hayata yeniden çıkış da böyledir.


Edip Yüksel

Kullara bir besin olarak. Onunla bölgeyi dirilttik. Çıkış (diriliş) de böyledir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Kullara rızk için ve onunla ölü bir beldeye hayat vermekteyiz, işte o huruc da böyledir.


Muhammed Esed

insanlara tahsis edilmiş rızk olarak; ve bun(lar)la ölü toprağa hayat veririz; işte (insanın) ölümden (sonra) yeniden vücuda gelmesi de böyle (olacak)tır.


Mustafa İslamoğlu

bütün kullara bir rızık olarak (verdik): Evet, Biz ölü bir beldeye o (su) ile can verdik; işte (insanın) yeniden dirilişi de böyle olacaktır.


Seyyid Kutub

Kullara rızık olması için. Ve o su ile ölü bir memlekete can verdik. İşte insanların yeniden dirilmesi de böyledir.


Süleyman Ateş

Kullara rızık olması için. Ve o su ile, ölü bir ülkeye can verdik. İşte çıkış da öyledir.


Süleymaniye Vakfı

Bunları, kullarımıza rızık olsun diye yaptık. O su ile ölü bir yeri canlandırdık. Tekrar diriliş de böyle olacaktır.


Tefhim-ul Kuran

Kullara rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) dirilip çıkarılma da böyledir.


Yaşar Nuri Öztürk

Kullara rızık olsun diye. Ve o suyla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte böyledir topraktan fışkırış.