İNSÂN (DEHR) SURESİ

Ayet Getir

هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنسَانِ حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْئًا مَّذْكُورًا

Hel etâ alâl insâni hînun mined dehri lem yekun şey’en mezkûrâ(mezkûran).

Bayraktar Bayraklı

İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?


Cemal Külünkoğlu

Gerçekten insan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.


Diyanet İşleri (eski)

İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir?


Diyanet Vakfi

İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?


Edip Yüksel

İnsanın üzerinden, kendisinin anılmaya değer bir şey olmadığı bir zaman periyodu geçmemiş midir?


Elmalılı Hamdi Yazır

Fil'hakîka geldi insan üzerine dehirden bir müddet o anılır bir şey olmadı


Muhammed Esed

İnsan(ın tarih sahnesinde görünmesin)den önceki dönem, sonsuz bir zaman kesitinden ibaret (değil) midir; insanın henüz dikkate değer bir varlık olmadığı (bir zaman kesiti)?


Mustafa İslamoğlu

İnsanın üzerinden, o tarih sahnesine çıkıncaya (kadar), tüm zamanlar içinden belirsiz ve uzun bir süre geçmemiş miydi (ki), henüz o (bu süre zarfında) anılmaya değer bir varlık bile değildi?


Seyyid Kutub

İnsan, anılmaya değer bir varlık olmadan önce uzun yıllar geçti, öyle değil mi?


Süleyman Ateş

İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?


Süleymaniye Vakfı

İnsan ile ilgili ilk bilgi oluşuncaya kadar[1*] çok zaman geçmiş olur[2*], değil mi? [1*] mezkûrâ(مَذْكُورًا): Hakkından bir bilgi olan, sözü edilir, zikre konu, bahse konu. O insan, önceleri hiç bir şey değilken kendini yarattığımızı aklına getirmez mi? (Meryem 19/67) [2*] Örneğin 1970 doğan bir insan açısından, kendisi ile ilgili hiçbir bilgi yokken, yer ve gökler yaratılalı çok uzun zaman geçmiş olur. O insan ana rahmine düşene kadar, sözü edilir bir varlık bile değildir. Her şeyin ezelden (varoluşun başlangıcından) itibaren yazılı olduğu iddialarını boşa çıkaran bu ayetten anlaşılacağı üzere Allah Teala her şeyi ezelden yazıp kenara çekilmiş değildir. İş ve oluş sürekli O’nun yönetimi altındadır (Hud 11/123) ve O, sürekli işinin başındadır (Bkz. Bakara 2/256). 


Tefhim-ul Kuran

Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hîn) gelip geçti.


Yaşar Nuri Öztürk

İnsan üzerinden, henüz anılan bir şey olmadığı bir süre geçmedi mi zamandan?


إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعًا بَصِيرًا

İnnâ halaknâl insâne min nutfetin emşâcin nebtelîhi fe cealnâhu semîan basîrâ(basîran).

Bayraktar Bayraklı

Doğrusu biz, insanı imtihan etmek için, döllenmiş yumurtadan yarattık ve onu işiten ve gören bir varlık yaptık.


Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.


Diyanet İşleri (eski)

Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır.


Diyanet Vakfi

Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.


Edip Yüksel

Biz insanı bir sıvı karışımdan yarattık ki onu sınayalım. Bu yüzden onu işiten ve gören yaptık.


Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü biz yarattık o insanı bir takım katgılarla mezcedilmiş (emşac) bir nutfeden, evire çevire mübtelâ kılmak üzerede onu bir semî' basîr yaptık


Muhammed Esed

Şüphesiz, (sonraki hayatında) denemek için insanı katışık bir sperm damlasından yaratan Biziz. Biz, onu işitme ve görme (duyuları) ile donatılmış bir varlık kıldık.


Mustafa İslamoğlu

İnsanoğlunu katmerli bir karışım olan hayat tohumundan Biz yarattık; sınava tabi tutmayı (diledik) ve ardından ona işitme ve görme yeteneği verdik.


Seyyid Kutub

Biz insanı sınavdan geçirmek amacı ile karışım nitelikli bir sıvı damlasından yarattık. Bunun için onu işitme ve görme yetenekleri ile donattık.


Süleyman Ateş

Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu işitici, görücü yaptık.


Süleymaniye Vakfı

Biz insanı, çok bileşenli döllenmiş yumurtadan[1*] yarattık. Yıpratıcı bir imtihandan geçireceğimiz için onu dinleyen ve gören[2*] bir varlık haline getirdik. [1*] Döllenmiş yumurta diye tercüme ettiğimiz kelime nutfe = ‘dir. Nutfe az su, çocuğu oluşturan şey anlamlarına gelir. emşâc kelimesi ise, karışımlar anlamına gelir. (Lisan’ul-Arab) Arapçada çoğul, en az üç olduğundan nutfetun emşâc ; üç veya daha fazla karışımı olan sıvı demek olur. İnsan ile ilgili ilk bilgi, bu sırada oluşmaya başlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Analarınızın rahminde sizi, kendi tercihine göre biçimlendiren O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. O üstündür, doğru kararlar verir.” (Al-i İmrân 3/6) [2*] Basiretli: Hayvanlarda görürler ama basiretli değillerdir. Oysa insanların görme engellileri bile basiretlidir. Görme anlamı verdiğimiz basiret kelimesi, arka planını görme, vizyon sahibi olma anlamlarına gelir. Örneğin koyunlardan birini keserken, diğer koyunlar otlamaya devam ederler. Bu, görmediklerinden değil basiretli olamadıklarındandır. Gözleri olan bedeni basiretli yapan Ruh’tur (Bkz. Secde 32/9). Kendisine verilen basiret ve dinleme özelliklerini kullanmayan insanlar Allah Teala tarafından yerilmiştir (Bkz. Araf 7/79, Furkan 25/44)


Tefhim-ul Kuran

Hiç şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu denemekteyiz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.


Yaşar Nuri Öztürk

Doğrusu, biz insanı karışım olan bir spermden yarattık. Halden hale geçiririz onu. Sonunda onu işitici, görücü yaptık.


إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا

İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiran ve immâ kefûran.

Bayraktar Bayraklı

Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster inanır, ister inkâr eder.


Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.


Diyanet İşleri (eski)

Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük.


Diyanet Vakfi

Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.


Edip Yüksel

Ona yolu gösterdik ya şükredendir ya da nankör.


Elmalılı Hamdi Yazır

Her halde biz ona yolu gösterdik, ister şâkir olsun ister nankör kâfir


Muhammed Esed

Gerçek şu ki, Biz ona yolu/yöntemi gösterdik; şükredici, ya da nankör (olması artık kendisine kalmıştır).


Mustafa İslamoğlu

Elbet onu (amacına ulaştıracak olan) doğru yola Biz yönelttik: ya iman eden veya inkar eden biri olmayı (kendi tercihine bıraktık)


Seyyid Kutub

Biz ona yolu gösterdik. Artık ister şükreder isterse nankör olur.


Süleyman Ateş

Biz ona yolu gösterdik: Ya şükredici veya nânkör olur.


Süleymaniye Vakfı

Ona doğru yolu gösterdik; ister görevini yapar, isterse o yolu görmezlikten gelir (kâfir olur).


Tefhim-ul Kuran

Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.


Yaşar Nuri Öztürk

Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya nankör.


إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَلَاسِلَا وَأَغْلَالًا وَسَعِيرًا

İnnâ a’tednâ lil kâfirîne selâsile ve ağlâlen ve seîrâ(seîran).

Bayraktar Bayraklı

Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.


Cemal Külünkoğlu

Biz inkârcılar için zincirler, kelepçeler ve çılgın alevli cehennem hazırladık.


Diyanet İşleri (eski)

Doğrusu, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık.


Diyanet Vakfi

Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.


Edip Yüksel

İnkarcılar için zincirler, prangalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.


Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü biz, kâfirler için, zincirler, tomruklar, bir de Seıyr hazırladık


Muhammed Esed

(Şimdi) bakın, Biz hakikati inkar edenler için zincirler, halkalar ve yakıcı bir ateş hazırladık;


Mustafa İslamoğlu

En sonunda (inkarı tercih eden) kafirler için tarifi imkansız zincirler, tasmalar ve kışkırtılmış çılgın bir ateşi Biz hazırladık.


Seyyid Kutub

Biz kafirler için zincirler, kelepçeler ve çılgın alevli cehennem hazırladık.


Süleyman Ateş

Biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.


Süleymaniye Vakfı

Biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar[*] ve alevli bir ateş hazırladık. [*] Tasmalar, boyun halkaları


Tefhim-ul Kuran

Doğrusu biz kafirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık.


Yaşar Nuri Öztürk

Biz, nankörler için zincirler, bukağılar ve kızgın bir ateş hazırladık.


إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

İnnel ebrâra yeşrabûne min ke’sin kâne mizâcuhâ kâfûrâ(kâfûran).

Bayraktar Bayraklı

İyiler de, karışımı kâfur/hoş koku olan bir kadehten içerler.


Cemal Külünkoğlu

İyiler ise, (cennette) karışımı kâfur (hoş kokulu çiçekten tatlandırılmış) olan dolu bir kadehten (cennet şarabı) içerler.


Diyanet İşleri (eski)

Şüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler.


Diyanet Vakfi

İyiler ise, kâfûr katılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler.


Edip Yüksel

İyiler ise, kafur karıştırılmış bir kadehten içerler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Haberiniz olsun ebrar (hayır sahibi iyi insanlar) öyle dolgun bir kadehten içeceklerdir ki mizacı olmuştur kâfur


Muhammed Esed

(halbuki) gerçek erdem sahipleri, hoş kokulu çiçekler ile tatlandırılmış bir fincandan içerler.


Mustafa İslamoğlu

Elbet iyiler de hoş kokulu çiçek özü katkılı tarifsiz bir kadehden içecekler:


Seyyid Kutub

İyiler kâfur karışımlı bir içeceği tastan içerler.


Süleyman Ateş

İyiler de, karışımı kâfûr olan bir kadehten içerler.


Süleymaniye Vakfı

(Ahirette) Kâfur[*] katkılı sular iyilere bir bardakla sunulur. [*] Kâfur ağacından elde edilen, hekimlikte kullanılan, beyaz ve yarı saydam, kolaylıkla parçalanan, güzel kokulu bir madde. TDK: Vücut için çok faydalı bir üründür.


Tefhim-ul Kuran

Şüphesiz ki iyiler (ebrâr), karışımı kâfur olan bir kadehten içerler.


Yaşar Nuri Öztürk

İyilere gelince, onlar, karışımı kâfur olan bir kadehten içerler.


عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا

Aynen yeşrabu bihâ ibâdullâhi yufeccirûnehâ tefcîrâ(tefcîran).

Bayraktar Bayraklı

Bu, Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.


Cemal Külünkoğlu

(O kâfur öyle) bir pınardır ki Allah'ın iyi kulları ondan içerler ve istedikleri yere onu akıtırlar.


Diyanet İşleri (eski)

Bu ancak Allah'ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır.


Diyanet Vakfi

(Bu,) Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.


Edip Yüksel

ALLAH’ın kullarının taşıra taşıra içtikleri bir kaynak…


Elmalılı Hamdi Yazır

Bir çeşme, ondan Allahın kulları içer, güzel, yollar açarak akıtırlar onu akıtırlar


Muhammed Esed

bir (kutlu) kaynak ki Allah'ın kulları ondan içerler, suyu bol bol akan (o kaynaktan).


Mustafa İslamoğlu

(bunların doldurulduğu) öyle bir göze var ki, Allah'ın has kulları gürül gürül çıkartacakları bu kaynaktan içecekler.


Seyyid Kutub

Bu Allah'ın iyi kullarının istedikleri yere akmasını sağlayarak içebilecekleri bir pınardır.


Süleyman Ateş

Bir kaynak ki Allâh'ın kulları ondan içerler, (istedikleri yere de) fışkırtarak akıtırlar.


Süleymaniye Vakfı

Bir pınardan ki ondan, Allah’ın kulları içer, o kaynağı istedikleri yerden fışkırtırlar.


Tefhim-ul Kuran

Allah'ın kullarının kendisinden içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar.


Yaşar Nuri Öztürk

Bir kaynak ki, Allah'ın kulları ondan içerler ve onu fışkırtarak akıtırlar.


يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطِيرًا

Yûfûne bin nezri ve yehâfûne yevmen kâne şerruhu mustetîrâ(mustetîran).

Bayraktar Bayraklı

(7-10) Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız” derler.


Cemal Külünkoğlu

(O iyi insanlar, o kimselerdir ki) adaklarını yerine getirirler ve azabı salgın olan bir günden (kıyametten) korkarlar.


Diyanet İşleri (eski)

Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar.


Diyanet Vakfi

O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.


Edip Yüksel

Onlar sözlerini yerine getirirler ve alabildiğine kötü olan bir günden korkarlar.


Elmalılı Hamdi Yazır

Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar


Muhammed Esed

(Gerçek erdem sahipleri) onlar(dır ki,) sözlerini yerine getirirler ve şiddeti yayılıp genişleyen bir Gün'ün korkusunu duyarlar.


Mustafa İslamoğlu

(O has kullar ki;) üzerlerine vacip kıldıkları hayrı yerine getirirler ve şerri kahredici bir virüs gibi yayılan günün kaygısını taşırlar;


Seyyid Kutub

Onlar verdikleri sözleri tutarlar ve kötülüğü yaygın günden korkarlar.


Süleyman Ateş

Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar.


Süleymaniye Vakfı

Onlar, verdikleri sözü tutan ve dehşeti her yeri kaplayacak bir günden korkan kullardır.


Tefhim-ul Kuran

Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar.


Yaşar Nuri Öztürk

Onlar verdikleri sözü tam bir biçimde yerine getirirler ve kötülüğü salgın olan bir günden korkarlar.


وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا

Ve yut’imûnet taâme alâ hubbihî miskînen ve yetîmen ve esîrâ(esîran).

Bayraktar Bayraklı

(7-10) Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız” derler.


Cemal Külünkoğlu

(8-10) Ve kendileri ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, fakire, yetime ve esire ikram ederler ve (yedirdikleri kimselere şöyle derler:) “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz, yüzleri asık duruma getiren çetin bir günde Rabbimizin azabından korkarız.”


Diyanet İşleri (eski)

Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler.


Diyanet Vakfi

Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.


Edip Yüksel

Yoksula, öksüze ve tutsağa sevdikleri yiyecekleri yedirirler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Miskîne, yetîme, esire seve seve yemek yedirirler


Muhammed Esed

Ve kendi istekleri ne kadar çok olursa olsun, muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yedirirler,


Mustafa İslamoğlu

ve kendi istek ve arzularına rağmen muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yedirirler;


Seyyid Kutub

Onlar içleri çektiği halde yemeklerini yoksullara, yetimlere ve tutsaklara yedirirler.


Süleyman Ateş

Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler:


Süleymaniye Vakfı

Çaresizleri, yetimleri ve esirleri, seve seve doyururlar.


Tefhim-ul Kuran

Kendileri, ona karşı duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.


Yaşar Nuri Öztürk

Yoksula, yetime ve esire, yemeği severek yedirirler.


إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَاء وَلَا شُكُورًا

İnnemâ nut’imukum li vechillâhi lâ nurîdu minkum cezâen ve lâ şukûrâ(şukûran).

Bayraktar Bayraklı

(7-10) Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız” derler.


Cemal Külünkoğlu

(8-10) Ve kendileri ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, fakire, yetime ve esire ikram ederler ve (yedirdikleri kimselere şöyle derler:) “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz, yüzleri asık duruma getiren çetin bir günde Rabbimizin azabından korkarız.”


Diyanet İşleri (eski)

(9-10) 'Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız' derler.


Diyanet Vakfi

«Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.»


Edip Yüksel

“Biz sizi ALLAH rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür beklemiyoruz.”


Elmalılı Hamdi Yazır

Size ancak «livechillâh» it'am ediyoruz, sizden ne bir karşılık isteriz ne de bir teşekkür


Muhammed Esed

(ve kendi kendilerine konuşurlar:) "Biz sizi yalnız Allah rızası için doyuruyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.


Mustafa İslamoğlu

(kendi kendilerine derler ki): "Biz size sadece Allah için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.


Seyyid Kutub

Yemek ikram ederken derler ki; «Biz size sırf Allah rızası için yemek veriyoruz. Sizden karşılık ya da teşekkür beklemiyoruz.»


Süleyman Ateş

"Biz size sırf Allâh rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz."


Süleymaniye Vakfı

(Şöyle derler:) “Biz sizi, sırf Allah yüzümüze baksın diye doyuruyoruz. Yoksa sizden bir karşılık da, teşekkür de beklemiyoruz.”


Tefhim-ul Kuran

«Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yedirmekteyiz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne de bir teşekkür.»


Yaşar Nuri Öztürk

"Biz size yalnız ve yalnız Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık da bir teşekkür de istemiyoruz;


إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا

İnnâ nehâfu min rabbinâ yevmen abûsen kamtarîrâ(kamtarîran).

Bayraktar Bayraklı

(7-10) Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız” derler.


Cemal Külünkoğlu

(8-10) Ve kendileri ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, fakire, yetime ve esire ikram ederler ve (yedirdikleri kimselere şöyle derler:) “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz, yüzleri asık duruma getiren çetin bir günde Rabbimizin azabından korkarız.”


Diyanet İşleri (eski)

(9-10) 'Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız' derler.


Diyanet Vakfi

«Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız» (derler).


Edip Yüksel

“Biz, suratsız ve belalı bir günden ötürü Efendimizden çekiniriz.”


Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü biz rabbımızdan korkarız, bir suratsız kara günden (derler)


Muhammed Esed

doğrusu, sıkıntı ve dehşet dolu bir Gün'de Rabbimize (vereceğimiz) hesabın korkusunu duyuyoruz!"


Mustafa İslamoğlu

Elbet biz yüzleri asıp kaşları çatan bir günde Rabbimizin (rızasını) kaybetmekten korkuyoruz.


Seyyid Kutub

Çünkü biz asık suratlı ve çetin bir günde Rabbimizden korkarız.


Süleyman Ateş

"Çünkü biz suratsız, çok katı bir gün(ün azâbın)dan ötürü Rabbimizden korkarız." (derler).


Süleymaniye Vakfı

Çünkü bizler, zor ve insanı iyice bunaltacak bir günde, Rabbimizden (Sahibimizden) gelecek cezadan korkuyoruz”.


Tefhim-ul Kuran

«Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkmaktayız.»


Yaşar Nuri Öztürk

Çünkü biz, asık suratlı, sert bir gün yüzünden Rabbimizden korkarız." derler.


فَوَقَاهُمُ اللَّهُ شَرَّ ذَلِكَ الْيَوْمِ وَلَقَّاهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا

Fe vekâhumullâhu şerra zâlikel yevmi ve lakkâhum nadraten ve surûrâ(surûran).

Bayraktar Bayraklı

Bundan dolayı Allah, onları o günün kötülüklerinden koruyacaktır ve onları güler yüze ve mutluluğa kavuşturacaktır.


Cemal Külünkoğlu

Allah da o günün şerrinden onları korur ve (yüzlerini) bir aydınlığa ve sevince kavuşturur.


Diyanet İşleri (eski)

Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir.


Diyanet Vakfi

İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.


Edip Yüksel

Nitekim, ALLAH onları o günün kötülüğünden korur ve onlara neşe ve sevinç verir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Allah da onları o günün şerrinden korur ve kendilerini bir parlaklıkla bir sürûre indirir


Muhammed Esed

Ve bu yüzden Allah onları o Gün'ün dehşetinden koruyacak, aydınlık ve sevinç verecektir,


Mustafa İslamoğlu

Bu yüzden Allah onları bu günün dehşetinden koruyacak ve onların (yüzlerine) nur, (yüreklerine) sürur koyacak;


Seyyid Kutub

Allah da onları o günün kötülüğünden korur, yüzlerine parlaklık ve gönüllerine sevinç sunar.


Süleyman Ateş

Allâh da onları, o günün şerrinden korumuş, onlar(ın yüzlerin)e parlaklık ve (gönüllerine) sevinç vermiştir.


Süleymaniye Vakfı

Allah da onları o günün sıkıntılarından korur; zengin[*] ve mutlu edecek şeylerle karşılar. [*] النَّضْرَةُ: النَّعْمَةُ، والعَيْشُ، والغِنَى، والحُسْنُ القاموس المحيط)


Tefhim-ul Kuran

Artık Allah da, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.


Yaşar Nuri Öztürk

Allah da onları o gününün şerrinden korumuş ve kendilerini bir parlaklığa, bir sevince ulaştırmıştır.