FÎL SURESİ

Ayet Getir

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ

E lem tera keyfe feale rabbuke bi ashâbil fîl(fîli).

Bayraktar Bayraklı

Rabbinin, fil ordusuna neler yaptığını görmez misin?


Cemal Külünkoğlu

(Ey Resulüm, Kâbe'yi tahrip etmek isteyen) fil sahiplerine (Ebrehe ordusuna) Rabbinin ne yaptığını görmedin mi?


Diyanet İşleri (eski)

Fil sahiplerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?


Diyanet Vakfi

Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi?


Edip Yüksel

Efendinin fil halkını ne hale soktuğuna dikkat ettin mi?


Elmalılı Hamdi Yazır

Görmedin mi? Nasıl etti Rabbın ashabi fîle?


Muhammed Esed

Haberin yok mu Rabbin Fil Ordusu'na ne yaptı?


Mustafa İslamoğlu

Gözünde canlandırabilir misin Rabbinin Fil Ordusu'na nasıl muamele ettiğini?


Seyyid Kutub

Rabbinin fil sahiplerine yaptığını görmedin mi?


Süleyman Ateş

Rabbinin, Fil sâhiplerine ne yaptığını görmedin m?


Süleymaniye Vakfı

Fillerle birlikte gelenleri, Rabbinin ne hale getirdiğini, zihninde canlandırmadın mı?


Tefhim-ul Kuran

Görmedin mi, Rabb'in fil sâhiplerine ne yaptı?


Yaşar Nuri Öztürk

Görmedin mi ne yaptı Rabbin fil yâranına!


أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ

E lem yec’al keydehum fî tadlîl(tadlîlin).

Bayraktar Bayraklı

Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?


Cemal Külünkoğlu

Onların kötü planlarını/kuruntularını boşa çıkarmadı mı?


Diyanet İşleri (eski)

Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı?


Diyanet Vakfi

Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?


Edip Yüksel

Planlarını boşa çıkarıp onları şaşkına çevirmedi mi?


Elmalılı Hamdi Yazır

Kılmadı mı tedbirlerini müstağrak tadlîle


Muhammed Esed

Onların kurnazca planlarını tamamen bozmadı mı?


Mustafa İslamoğlu

Başlarına geçirmedi mi onların ince tasarlanmış haince hilesini?


Seyyid Kutub

Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?


Süleyman Ateş

Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?


Süleymaniye Vakfı

Onların oyunlarını bozmuştu değil mi?


Tefhim-ul Kuran

Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?


Yaşar Nuri Öztürk

Tuzaklarını boşa çıkarmadı mı onların?


وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ

Ve ersele aleyhim tayran ebâbîl(ebâbîle).

Bayraktar Bayraklı

Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi.


Cemal Külünkoğlu

(3-4) Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi.


Diyanet İşleri (eski)

(3-4) Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi.


Diyanet Vakfi

Onların üstüne sürü sürü kuşlar gönderdi.


Edip Yüksel

Onların üstüne kuş sürüleri gönderdi.


Elmalılı Hamdi Yazır

Saldı da üzerlerine sürü sürü kuşlar (Ebâbil)


Muhammed Esed

Üzerlerine kalabalık sürüler halinde uçan varlıklar saldı,


Mustafa İslamoğlu

Onların üzerine katar katar bilinmeyen nitelikte uçan taşıyıcı varlıklar saldı;


Seyyid Kutub

Onların üzerine sürülerle kuşlar gönderdi.


Süleyman Ateş

Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi,


Süleymaniye Vakfı

Üstlerine yoğun bir şekilde uçuşan bulut kütleleri[*] göndermişti. [*] طَيْر (tayr) çoğul anlamı taşıyan isimdir; tekili طائر (tâir) dir. Kenarı olup havada yüzen her şeye tâirdir. (Müfredat s.403). Kur’ân’da kuşa, iki kanadıyla uçan tâir” (En’âm 6/38) denir. Kuşlar anlamında izafetsiz olarak, elif lam’lı olarak الطَيْر (et-tayr) şeklinde kullanılmıştır. Bu âyette طَيْر (tayr), elif lamsızdır. Çünkü burada uçuşanlar kuş değildir.  أبابيل, “arka arkaya, yığın yığın” demektir (el-Ayn c.2 s.191). Zeccâc’a göre طير أَبابيل  (tayrun ebâbîl) “şuradan buradan yığınlar halinde tayr (uçuşan nesneler)” anlamındadır. “Ard arda kümeler halinde tayr (uçuşan nesneler)” diyenler de olmuştur (lisan’ul-Arab c.4 s.508). أبابيل (ebâbîl), ibil ile aynı köktendir. İbil’in kök anlamı, öbek öbek olma, ağır olma ve kapsamadır (Mekâyîs’il-luğa s.39). Bu üç anlamı bir arada bulunduran deve sürüsüne ibil denir. Kümeler halindeki develere (إبل مؤبّلة) denir (el-Ayn c.2 s.191). Ebu Hatim’e göre “şu kişinin ibili var” demek 100 devesi var demek olur (Mekâyîs’il-luğa s.40). Buna göre وأرسل عليهم طيرا أبابيل üzerlerine deve toplulukları gibi küme küme uçuşan nesneler gönderdi demek olur. İbil, yağmur yüklü bulut anlamına da gelir (el-Kâmûs c.3 s.47). Arap dili bilginlerinden Müberred; “Hiç bakmazlar mı, ibil nasıl yaratılmış?” (Ğaşiye 88/17) âyetindeki ibil’e “büyük bulut kütleleri” anlamı vermiştir (Şevkânî, Feth’ul-Kadîr c.5 s.575). أبابيل (ebâbîl), ibil ile aynı kökten olduğu için Müberred’in tınımına göre (tayran ebâbîl) arka arkaya uçuşan kalın bulut kütleleri olur ve yanardağdan çıkan lav ve kül bulutlarını ifade eder. Zemahşerî, Arap şiirinde bulutların sıklıkla ibil’e (deve sürüsüne)  benzetilmesi sebebiyle mecaz olarak bulutlara ibil dendiğini ifade etmiştir (Keşşaf Tefsiri c.6 s.365). Kur’ân’ın mesânî olması sebebiyle ebâbîl ibil’in çoğulu olmalıdır.


Tefhim-ul Kuran

Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi.


Yaşar Nuri Öztürk

Gönderdi üzerlerine sürüler halinde kuş,


تَرْمِيهِم بِحِجَارَةٍ مِّن سِجِّيلٍ

Termîhim bi hicâratin min siccîl(siccîlin).

Bayraktar Bayraklı

O kuşlar, onlara kurumuş çamurdan taşlar atıyordu.


Cemal Külünkoğlu

(3-4) Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi.


Diyanet İşleri (eski)

(3-4) Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi.


Diyanet Vakfi

O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.


Edip Yüksel

Onlara sertleşmiş çamurdan taşlar atıyorlardı.


Elmalılı Hamdi Yazır

Atıyorlardı onlara «siccil» den taşlar


Muhammed Esed

onlara önceden tesbit edilmiş taş gibi sert azap darbeleri vurdular,


Mustafa İslamoğlu

onlara taş kesilmiş balçık türü tanımlanamayan (şeyler) atıyorlardı.


Seyyid Kutub

Onların üzerine pişkin tuğladan taşlar atıyorlardı.


Süleyman Ateş

Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atan (kuşlar).


Süleymaniye Vakfı

Pişmiş çamurdan taş boşaltan bulutları![*] [*] سِجِّيْلٍ (siccîl) çamurun pişirilmesiyle oluşan taş demektir; Farsça’dan Arapçaya geçmiştir. Siccîl, yanardağ patlamasıyla helak olan Lut kavminin üzerine de yağmıştır. İlgili âyetlerden bir kısmı şöyledir: Lut (erkek misafirlerini gayrimeşru ilişki için isteyen erkeklere) dedi ki: “Bunlar benim konuklarım; onların yanında beni utandırmayın. Allah’tan çekinin de beni üzmeyin.” Dediler ki; “el âlemin işine karışmanı yasaklamamış mıydık?” Lut dedi ki, “Eğer yaklaşmak istiyorsanız, işte kızlarım…” Senin hayatına yemin ederim ki onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı. Gün doğarken büyük bir gürültüyle sarsıldılar. Oranın altını üstüne getirdik. Üzerlerine siccîlden taşlar yağdırdık Kalıntı arayanlar için bunda kesin belgeler vardır. Orası bugün bir yol üzerinde durmaktadır. Bunda inananlar için de kesin bir belge vardır. (Hicr 15/68-77) Yanardağı patlatmakla görevli melekler İbrahim aleyhisselama uğramışlardı. İbrahim onlara: “Asıl göreviniz nedir, ey elçiler? Diye sordu. Biz, günaha batmış bir kavme gönderildik, dediler. Üzerlerine çamurdan taşlar salmak için Rabbinin katından aşırı gidenler için damgalanmış taşlar. (Zariyat 51/31-34) Cevheri siccîli, “cehennem ateşinde pişirilmiş taşlar” diye tanımlamıştır (es-Sıhah c.1 s.374). Bu taşlar, gerçekten de cehennemi andıran yanardağın içinde pişirilip fırlatılan taşlardır.


Tefhim-ul Kuran

Onlara 'pişirilip sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı;


Yaşar Nuri Öztürk

Atıyorlardı onlara kurumuş çamurdan damgalı taş.


فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَّأْكُولٍ

Fe cealehum ke asfin me’kûl(me’kûlin).

Bayraktar Bayraklı

Sonunda onları, kurtçuk tarafından yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.


Cemal Külünkoğlu

Ve nihayet (bu kuşların attığı taşlarla) onları yenmiş (delik deşik olmuş) ekin yaprakları hâline getirdi.


Diyanet İşleri (eski)

Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı.


Diyanet Vakfi

Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.


Edip Yüksel

Ve böylece onları yenmiş ekin gibi perişan etmişti.


Elmalılı Hamdi Yazır

Derken kılıverdi onları bir yenik hasıl gibi


Muhammed Esed

ve onları yalnız sap dipleri kalasıya yenmiş bir ekin tarlasına benzettiler.


Mustafa İslamoğlu

Derken (Rabbin) onları, yenil(erek delik deşik edil)miş yapraklara benzetti.


Seyyid Kutub

Nihayet onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi.


Süleyman Ateş

Nihâyet onları, kurt yeniği ekin yaprağı gibi yaptı.


Süleymaniye Vakfı

Sonunda Rabbin onları içleri yenmiş bitki kabuklarına[*] çevirmişti. [*] عصف (asf) dane üzerindeki kabuğa denir (Mekâyîs’il-luğa). Allah ashab-ı fili danesi yenmiş kabuk gibi içi boş yaptı (lisan’ul-Arab). Demek ki lavlar, cesetlerin içini yakmış, dışını taşlaştırmıştır.


Tefhim-ul Kuran

Sonunda onları, yenik ekin yaprağı gibi kıldı.


Yaşar Nuri Öztürk

Nihayet, onları yenik ekin yaprağına çevirdi.