BEYYİNE SURESİ

Ayet Getir

لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ

Lem yekunillizîne keferû min ehlil kitâbi vel muşrikîne munfekkîne hattâ te’tiye humul beyyinetu.

Bayraktar Bayraklı

Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar tutumlarından vaz geçecek değillerdi.


Cemal Külünkoğlu

Ehli Kitap olan (Yahudi ve Hıristiyanlardan) kafir olanlarla müşrikler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar (üzerinde bulundukları dinden) ayrılacak değillerdi.


Diyanet İşleri (eski)

(1-3) Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.


Diyanet Vakfi

Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar ehl-i kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi.


Edip Yüksel

Kitap halkının inkârcıları ve putperestler, kendilerine açık delil/kanıt gelmesine rağmen yollarını terketmezler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ehli kitab ve müşriklerden o küfredenler, infilâk edecek değildi gelinciye kadar kendilerine beyyine


Muhammed Esed

Hakikati inkara şartlanmış olanlar, -ister geçmiş vahyin mensuplarından isterse Allah'tan başkasına da ilahlık yakıştıranlardan (olsunlar)- kendilerine hakikatin açık kanıtları gelmeden (O'nun tarafından) gözden çıkarılacak değillerdir,


Mustafa İslamoğlu

İnkarda ısrar edenler, -ister kitap ehline isterse şirki hayat tarzı edinenlere mensup olsunlar- kendilerine hakikatin açık delili gelinceye kadar dışlanacak değillerdi!


Seyyid Kutub

Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar kitap ehlinden ve müşriklerden inkarcılar küfürden ayrılacak değillerdi.


Süleyman Ateş

Kitap ehlinden ve müşriklerden (hakk'ı) tanımayanlar, kendilerine açık kanıt gelinceye dek (halleri üzere) bırakılacak değillerdi (mutlaka kendilerine açıklama gelecekti).


Süleymaniye Vakfı

Ehl-i kitaptan kafir olanlarla müşrikler[1*], kendilerine o beyyine gelinceye kadar çözülecek değillerdir.[2*] [1*] Buradaki المشركين kelimesi الضين كفروا üzerine atfedilmiştir. Mecrur olması cerr-i civar sebebiyledir. Yani yakınındaki kelime mecrur olduğu için lafzen mecrur, manen merfudur. [2*] وَالْمُشْرِكِينَ kelimesini A’meş والمشركون şeklinde okumuştur. (el-Keşf v’el-beyân – Se’lebi Tefsiri) Bu durumda o âyetin meâli şöyle olur: Ehl-i kitaptan kâfir olanlarla müşrikler, kendilerine o beyyine gelinceye kadar çözülecek değillerdir.  


Tefhim-ul Kuran

Kitap ehlinden ve müşriklerden küfre sapanlar kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları durumdan) kopup ayrılacak değillerdi.


Yaşar Nuri Öztürk

Ehlikitap'tan küfre sapanlarla müşrikler, kendilerine beyyine/açık kanıt gelinceye kadar çözülüp ayrılacak değillerdi.


رَسُولٌ مِّنَ اللَّهِ يَتْلُو صُحُفًا مُّطَهَّرَةً

Resûlun minallâhi yetlû suhufen mutahharaten.

Bayraktar Bayraklı

O apaçık delil, Allah katından gönderilmiş, tertemiz sayfaları okuyan bir peygamberdir.


Cemal Külünkoğlu

(O delil de) Allah'tan gönderilmiş bir elçidir ki, o tertemiz sahifeleri okumaktadır.


Diyanet İşleri (eski)

(1-3) Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.


Diyanet Vakfi

(2-3) (İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri havi tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir.


Edip Yüksel

ALLAH’ın bir elçisi kendilerine arındırılmış/temizlenmiş sahifeler okuyor.


Elmalılı Hamdi Yazır

Allahdan bir Resul, peyderpey mutahhar sahifeler okur,


Muhammed Esed

(onlara) kutsanmış tertemiz vahiyler ileten Allah'tan bir elçi (gelmeden),


Mustafa İslamoğlu

(O delil); tüm şaibelerden arınmış sayfaları Allah'tan kendilerine ileten bir elçidir;


Seyyid Kutub

Allah tarafından gönderilmiş tertemiz sahifeler okuyan bir elçidir.


Süleyman Ateş

(Yani) Allâh tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeler okuyan bir elçi.


Süleymaniye Vakfı

Beyyine, yani Allah tarafından bir elçi ki tertemiz sayfalar okur[*]. [*] Allah’ın Kitabını anlayan ve içine bir şey katmadan tebliğ eden her insan bu kapsama girer.


Tefhim-ul Kuran

(O delil de) Allah'tan gönderilmiş bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri okumaktadır;


Yaşar Nuri Öztürk

Allah tarafından gönderilen, tertemiz sayfalar okuyan bir resul gelinceye dek.


فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ

Fîhâ kutubun kayyimetun.

Bayraktar Bayraklı

O sayfalarda doğru hükümler vardır.


Cemal Külünkoğlu

O sahifelerde, hakkı dosdoğru açıklayan yazılı ayetler vardır.


Diyanet İşleri (eski)

(1-3) Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.


Diyanet Vakfi

(2-3) (İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri havi tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir.


Edip Yüksel

Onda dosdoğru öğretiler vardır.


Elmalılı Hamdi Yazır

öyle ki onlarda bütün «Kütübi kayyime»


Muhammed Esed

doğruluğu kesin ve açık hükümler taşıyan (vahiyler ileten bir elçi).


Mustafa İslamoğlu

(o vahiylerin) içinden (önceki) kitapların ölmez yitmez (değerleri) bulunur.


Seyyid Kutub

O, sahifelerde doğru yazılmış hükümler vardır.


Süleyman Ateş

O sahifelerde doğru, değerli Kitaplar vardır.


Süleymaniye Vakfı

O sayfalarda sağlam hükümler olur.


Tefhim-ul Kuran

Onların içinde dosdoğru 'yazılı hükümler' vardır.


Yaşar Nuri Öztürk

O sayfalar içindedir dosdoğru, eskimez kitaplar.


وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَةُ

Ve mâ teferrakallezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câet humul beyyinetu.

Bayraktar Bayraklı

Kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine o açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler.


Cemal Külünkoğlu

Kendilerine kitap verilenler, ancak onlara apaçık delil (Kur'an ve Peygamber) geldikten sonra ayrılığa düştüler.


Diyanet İşleri (eski)

Ama, kendilerine kitap verilenler, onlara apaçık belge geldikten sonra ayrılığa düştüler.


Diyanet Vakfi

Kendilerine kitap verilenler ancak o açık delil (Peygamber) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler.


Edip Yüksel

Gerçek şu ki, kendilerine kitap verilmiş olanlar, ancak onlara açık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Böyle iken o kitab verilmiş olanlar ancak geldikten sonra ayrıldılar kendilerine o beyyine


Muhammed Esed

Ama kendilerine daha önce vahiy verilenler, hakikatin böyle bir kanıtı geldikten sonra (inanç) birlikteliklerini bozdular.


Mustafa İslamoğlu

Ama önceki vahiylerin mensupları durdular durdular da, kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra ayrılığa düştüler.


Seyyid Kutub

Ama, kendilerine kitab verilenler, onlara apaçık belge geldikten sonra ayrılığa düştüler.


Süleyman Ateş

Kitap verilmiş olanlar, ancak kendilerine açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler.


Süleymaniye Vakfı

Kendilerine kitap verilenler, kendilerine o beyyine (elçi) gelinceye kadar bölünüp parçalanmaz[*]. [*] “İnsanlar tek bir topluluktu; Allah onlara, müjde veren ve uyarıda bulunan nebiler gönderdi. Onlarla birlikte gerçeği içeren kitap da indirdi ki, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hakemlik yapsın. Kitapta ayrılığa düşenler kendilerine Kitap verilenlerden başkası olmadı. O açık belgeler geldikten sonra birbirlerinin haklarına göz diktikleri için böyle oldu. Sonra Allah inanmış olanları, anlaşamadıkları konuda, kendi izniyle doğruya ulaştırdı. Allah düzenine uyanı doğruya yöneltir.” (Bakara 2/213).


Tefhim-ul Kuran

Kitap ehlinden olanlar, ancak kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra fırkalara ayrıldılar.


Yaşar Nuri Öztürk

Kitap verilmiş olanlar, kendilerine beyyine/açık delil geldikten sonradır ki parçalanıp bölündüler.


وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاء وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ

Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeti.

Bayraktar Bayraklı

Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a halis kılıp O'nu birleyerek Allah'a kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte doğru din budur.


Cemal Külünkoğlu

Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılmak, O'na kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. İşte en doğru olan din de budur.


Diyanet İşleri (eski)

Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.


Diyanet Vakfi

Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.


Edip Yüksel

Oysa onlardan, dini sadece ALLAH’a ait kılan tektanrıcılar (monoteist) olarak O’na hizmet etmeleri, namazı gözetmeleri ve zekatı vermeleri istenmişti. İşte dosdoğru din budur.


Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki onlar ancak şununla emr olunmuşlardı: hakperest müvahhid (hanîfler) olarak dîni Allah için halis kılarak yalnız Allaha ıbadet etsinler ve namazı dürüst kılsınlar ve zekâtı versinler ve odur «dîni kayyime»


Muhammed Esed

Oysa kendilerine yalnızca Allah'a ibadet etmeleri, bütün içtenlikleriyle yalnız O'na iman ederek batıl olan her şeyden uzak durmaları; namazlarında dikkatli ve devamlı olmaları; ve karşılıksız harcamada bulunmaları emrolunmuştu çünkü bu, doğruluğu kesin ve açık olan bir ahlaki değerler sistemidir.


Mustafa İslamoğlu

Oysa kendileri yalnızca Allah'a kulluk etmek, din koyma yetkisinin sadece O'na mahsus olduğuna iman edip batıl olan her şeyden uzak durmak, ibadeti hakkıyla eda etmek, arınmak ve artmak için verilmesi gerekeni vermekle emrolunmuşlardı: İşte insanlığın ebedi değerler sistemi budur.


Seyyid Kutub

Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.


Süleyman Ateş

Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a hâlis kılıp O'nu birleyerek Allah'a kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte doğru din oydu.


Süleymaniye Vakfı

Onlara sadece şu emir verilmiştir: "Doğrudan doğruya yalnız Allah’a boyun eğerek O’na kul olun, namazı sürekli kılın ve zekâtı verin. İşte sağlam[*] din budur." [*] Üçüncü ayette belirtilen din “O sayfalarda sağlam hükümler vardır” diye anlatılan sayfalardaki dindir.


Tefhim-ul Kuran

Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekâtı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam olan) din budur.


Yaşar Nuri Öztürk

Oysa ki onlara, dini yalnız O'na özgüleyerek, dosdoğru yürüyen kişiler halinde sadece Allah'a ibadet etmeleri, namazı kılmaları, zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte budur doğru, eskimez ve aşınmaz din.


إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُوْلَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ

İnnellezîne keferû min ehlil kitâbi vel muşrikîne fî nâri cehenneme hâlidîne fîhâ, ulâike hum şerrul beriyyeti.

Bayraktar Bayraklı

Kitap ehlinden ve müşriklerden olan kafirler, süreli olarak cehennem ateşinde olacaklardır. Onlar, halkın en kötüleridir.


Cemal Külünkoğlu

Şüphesiz, inkâr eden kitap ehli ile Allah'a ortak koşanlar, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar, bütün yaratıkların en kötüsüdür.


Diyanet İşleri (eski)

Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkar edenler, şüphesiz içinde temelli kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte bunlar, yaratıkların en kötüsüdürler.


Diyanet Vakfi

Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır.


Edip Yüksel

Kitap halkının inkârcıları ve putperestler, cehennem ateşinin içindedirler ve orada ebedi kalıcıdırlar. Onlar, yaratıkların en kötüsüdür.


Elmalılı Hamdi Yazır

Küfr edenler: gerek Ehli kitabdan olsun gerek müşriklerden muhakkak Cehennem ateşindedirler, orada muhalled kalacaklardır, onlardır bütün «şerrülberiyye»


Muhammed Esed

Gerçek şu ki, (bütün kanıtlara rağmen) hakikati inkara şartlanmış olanlar, -ister geçmiş vahyin mensuplarından, isterse Allah'tan başkasına da ilahlık yakıştıranlardan (olsunlar)- kendilerini cehennem ateşinde kalıcı bulacaklar. Onlar, bütün yaratıkların en şerlileridir.


Mustafa İslamoğlu

Elbette inkarda ısrar edenler, -ister kitap ehline isterse şirki hayat tarzı haline getirenlere mensup olsunlar- içinde ebedi kalmak üzere Cehennem ateşinin bağrına düşecekler: Onlar bütün yaratıkların en şerlileridir.


Seyyid Kutub

Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, sürekli olarak cehennem ateşindedirler. Onlar halkın en şerlileridir.


Süleyman Ateş

Kitap ehlinden ve (Allah'a) ortak koşanlardan olan nânkörler, sürekli olarak cehennem ateşindedirler. Onlar, halkın en şerlisidir.


Süleymaniye Vakfı

Görmezlikten gelenler (kafirler), ister ehl-i kitaptan ister müşriklerden olsunlar, sürekli kalmak üzere Cehennem ateşine gireceklerdir. İşte onlar yaratılmışların en şerlileridir (kötüleridir).


Tefhim-ul Kuran

Hiç şüphesiz, kitap ehlinden ve müşriklerden küfre sapanlar, içinde sürekli kalıcılar olmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar, yaratılmışların en kötüleridir.


Yaşar Nuri Öztürk

Ehlikitap'ın küfre sapanlarıyla müşrikler, içinde sürekli kalıcılar olarak cehennem ateşindedirler. İşte onlardır yaratılmışların en şerlisi.


إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُوْلَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ

İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ulâike hum hayrul beriyyeti.

Bayraktar Bayraklı

İnanıp iyi amel yapanlar da halkın en iyileridir.


Cemal Külünkoğlu

İman edip doğru ve yararlı işlerde bulunanlar, işte yaratılanların en iyisi onlardır.


Diyanet İşleri (eski)

Fakat, inanıp yararlı iş işleyenler, işte onlar da, yaratıkların en iyileridirler.


Diyanet Vakfi

İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.


Edip Yüksel

Gerçeği onaylayıp erdemli davrananlar ise yaratıkların en iyisidir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Muhakkak ki iyman edip yarar ameller yapanlar onlardır bütün «hayrulberiyye»


Muhammed Esed

(Ve) iman edip doğru ve yararlı işlerde bulunanlar, işte onlar, bütün yaratıkların en hayırlılarıdır.


Mustafa İslamoğlu

Şüphesiz iman eden ve imanına uygun davrananlar da var; işte onlar bütün yaratıkların en hayırlılarıdır.


Seyyid Kutub

İnanıp ve iyi işler yapanlar da halkın en hayırlılarıdır.


Süleyman Ateş

İnanıp iyi işler yapanlar da halkın en hayırlısıdır.


Süleymaniye Vakfı

İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlar ise yaratılmışların en hayırlılarıdır (iyileridir).


Tefhim-ul Kuran

İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.


Yaşar Nuri Öztürk

İman edip hayra ve barışa yönelik fiiller sergileyenlere gelince, işte onlardır yaratılmışların en hayırlısı.


جَزَاؤُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَّضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ

Cezâuhum inde rabbihim cennâtu adnin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), radıyallâhu anhum ve radû anhu, zâlike li men haşiye rabbehu.

Bayraktar Bayraklı

Onların, Rableri katında ödülü, içinden ırmaklar akan, içinde süreli kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan memnun olmuşlardır. Bu, Rabbine saygı gösterene aittir.


Cemal Külünkoğlu

Onların Rableri katındaki ödülleri, içinde temelli ve sonsuz kalacakları, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah'tan memnundur. Bu mükâfat, Rabbinin azabından sakınan ve O'na karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan kimseyedir.


Diyanet İşleri (eski)

Onların Rableri katındaki mükafatı, içinde temelli ve sonsuz kalacakları, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah'tan razıdır. Bu, Rabbinden korkan kimseyedir.


Diyanet Vakfi

Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O'na saygı gösterenler) içindir.


Edip Yüksel

Rab’leri katındaki ödülleri, içinden ırmaklar akan bahçelerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. ALLAH onlardan hoşnut olmuş, onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır. Efendisine saygı gösterenin ödülü işte böyledir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Onların mükâfatı rableri ındinde altından ırmaklar akar Cennetlerdir, onlar içinde ebediyyen muhalled olacaklar, Allah onlardan hoşnud, onlar da ondan hoşnud, bu işte rabbına haşyet duyanlara


Muhammed Esed

Onların ödülleri Allah katında (kendilerini bekler;) içinden ırmaklar akan, sonsuza kadar kalacakları sınırsız nimet bahçeleri. Allah onlardan hoşnuttur ve onlar da Allah'tan. Bütün bunlar Rablerini ürpertiyle hissedenler içindir.


Mustafa İslamoğlu

Rableri katında onların ödülleri, zemininden ırmakların çağıldadığı ölümsüz güzelliğin üretildiği tarifsiz cennetlerdir; orada sonsuza kadar kalacaklardır: Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan memnun olmuştur. İşte bütün bunlar, Rablerinin sevgisini yitirmekten korkanlar içindir.


Seyyid Kutub

Onların Rabbleri katındaki mükafatı içinde temelli ve sonsuz kalacakları, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah'tan razıdır. Bu mükafat Rabbinden korkan kimseyedir.


Süleyman Ateş

Rableri katında onların mükâfâtı altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları, Adn cennetleridir. Allâh onlardan râzı olmuş, onlar da O'ndan râzı olmuşlardır. Bu, Rabbine saygı gösterene mahsustur.


Süleymaniye Vakfı

Rableri katında onlara verilecek karşılık, içinden ırmaklar akan kalıcı cennetlerdir (bahçelerdir). Sürekli kalmak üzere oraya gireceklerdir. Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razıdır. İşte bu, Rabbinden çekinerek kendini koruyan kimseler içindir.


Tefhim-ul Kuran

Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir.


Yaşar Nuri Öztürk

Onların, Rableri katındaki ödülleri, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri/sürekli yeşilliklerdeki temizlik/bereketli bahçelerdir. Sonsuza dek kalacaklardır orada. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte bu, içi ürpererek Rabbine saygı duyan kişi içindir.