BELED SURESİ

Ayet Getir

لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ

Lâ uksimu bi hâzâl beled(beledi).

Bayraktar Bayraklı

(1-3) Senin yaşamakta olduğun bu beldeye; doğurana ve doğana yemin olsun ki,


Cemal Külünkoğlu

(1-2) Yemin ederim bu beldeye (Mekke şehrine) ki, sen bu şehirde oturacaksın!


Diyanet İşleri (eski)

(1-2) Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun.


Diyanet Vakfi

(1-4) Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.


Edip Yüksel

Bu kente dikkat et,


Elmalılı Hamdi Yazır

Yo... Kasem ederim bu beldeye


Muhammed Esed

Ben bu beldeyi tanıklığa çağırırım,


Mustafa İslamoğlu

Ötesi yok, işte Ben yemin ediyorum bu beldeye,


Seyyid Kutub

Hayır, and içerim bu şehre.


Süleyman Ateş

Yoo, and içerim bu kente,


Süleymaniye Vakfı

Hayır! Bu şehre dikkatinizi çekerim


Tefhim-ul Kuran

Hayır; bu şehre yemin ederim,


Yaşar Nuri Öztürk

Yemin ederim bu kente ki, iş onların sandığı gibi değildir!


وَأَنتَ حِلٌّ بِهَذَا الْبَلَدِ

Ve ente hıllun bi hâzâl beled(beledi).

Bayraktar Bayraklı

(1-3) Senin yaşamakta olduğun bu beldeye; doğurana ve doğana yemin olsun ki,


Cemal Külünkoğlu

(1-2) Yemin ederim bu beldeye (Mekke şehrine) ki, sen bu şehirde oturacaksın!


Diyanet İşleri (eski)

(1-2) Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun.


Diyanet Vakfi

(1-4) Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.


Edip Yüksel

Ki sen bu kentte oturmaktasın.


Elmalılı Hamdi Yazır

Sen hıll iken bu beldede


Muhammed Esed

senin serbestçe yaşadığın bu beldeyi,


Mustafa İslamoğlu

-ki sen de bu beldenin (şerefli) bir sakinisin-


Seyyid Kutub

Ki sen bu şehre girmektesin.


Süleyman Ateş

Ki sen bu şehire girmekte (burada yaşamakta)sın.


Süleymaniye Vakfı

Sen bu şehirde korumasız iken bile.


Tefhim-ul Kuran

Ki sen, bu şehirde oturmakta iken,


Yaşar Nuri Öztürk

Sen bu kente mahremsin/bu kente gireceksin.


وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ

Ve vâlidin ve mâ veled(velede).

Bayraktar Bayraklı

(1-3) Senin yaşamakta olduğun bu beldeye; doğurana ve doğana yemin olsun ki,


Cemal Külünkoğlu

(3-4) Ve andolsun babaya (İbrahim'e) ve ondan meydana gelen çocuğa (İsmail'e) ki, biz insanı (hayatında karşılaşacağı) birtakım zorluklar, zahmetler ve sıkıntılar içinde yarattık.


Diyanet İşleri (eski)

Doğurana ve doğurduğuna and olsun ki;


Diyanet Vakfi

(1-4) Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.


Edip Yüksel

Doğurana ve doğurduğuna da.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve bir validle veledine ki


Muhammed Esed

ve (tanıklığa çağırırım) anne babayı ve çocukları:


Mustafa İslamoğlu

ve babaya ve oğula:


Seyyid Kutub

Doğurana ve doğurduğuna andolsun ki,


Süleyman Ateş

Ve (and içerim) doğurucuya ve doğurduğuna ki,


Süleymaniye Vakfı

Ana-babaya[*] ve evladına bakın da düşünün, [*] Âyette geçen (َوَالِد) Vâlid وَلَدَ  = velede fiilinin ismi failidir. “وَلَدَ  = doğum yaptı” demektir. Erkek doğum yapamayacağı için el-Kamusu’l-muhît’e göre anaya hem valid hem valide denir.  Lisan’ul-arab’a göre valide والِدَةٌ doğuran kadın َوَالِد valid ise soyundan gelinen kadın demektir. Kur’ân’da ana ile baba bir arada zikredilince anaya valide, babaya da mevlûdün leh denir. (bkz. Bakara 2/233). Baba daوَلَدَ  = velede fiilinin fâilidir. Allah’ın baba olmadığını ifade için “لَمْ يَلِد” (İhlâs 112/3) buyrulmuştur. Öyleyse vâlid; yerine göre baba, yerine göre ana anlamındadır. Bu âyette geçen vâlid her iki anlamı da içerir.


Tefhim-ul Kuran

Babaya ve doğan çocuğa da.


Yaşar Nuri Öztürk

Ve doğurana ve doğurduğuna da yemin olsun ki,


لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ

Lekad halaknâl insâne fî kebedin.

Bayraktar Bayraklı

Biz, insanı zorluklar içinde yarattık.


Cemal Külünkoğlu

(3-4) Ve andolsun babaya (İbrahim'e) ve ondan meydana gelen çocuğa (İsmail'e) ki, biz insanı (hayatında karşılaşacağı) birtakım zorluklar, zahmetler ve sıkıntılar içinde yarattık.


Diyanet İşleri (eski)

İnsanoğlunu, zorluklara katlanacak şekilde yarattık.


Diyanet Vakfi

(1-4) Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.


Edip Yüksel

İnsanı zorluklar arasında (direnmesi için) yarattık.


Elmalılı Hamdi Yazır

Hakikaten biz insanı bir meşakkat içinde yarattık


Muhammed Esed

Gerçek şu ki, Biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan (ile yüklü bir hayat)a gönderdik.


Mustafa İslamoğlu

Hakikaten Biz insanoğlunu farklı meşakkatlere dayanıklı yarattık.


Seyyid Kutub

Biz insanı birtakım zorluklar, zahmetler ve sıkıntılar içinde yarattık.


Süleyman Ateş

Biz insanı zorluk arasında yarattık.


Süleymaniye Vakfı

İnsanı, zorlukları aşacak güçte yaratmışızdır.


Tefhim-ul Kuran

Andolsun, biz insanı bir zorluk içinde yarattık.


Yaşar Nuri Öztürk

Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.


أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ

E yahsebu en len yakdira aleyhi ehadun.

Bayraktar Bayraklı

İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?


Cemal Külünkoğlu

O, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?


Diyanet İşleri (eski)

İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?


Diyanet Vakfi

İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?


Edip Yüksel

Kendisine güç yetiremeyeceğimizi mi sanıyor?


Elmalılı Hamdi Yazır

O kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor?


Muhammed Esed

İnsan, kimsenin kendi üzerinde güç sahibi olmadığını mı zannediyor?


Mustafa İslamoğlu

Ne yani, şimdi insan kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğinimi sanıyor?


Seyyid Kutub

İnsan hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?


Süleyman Ateş

İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?


Süleymaniye Vakfı

Şimdi o, kimsenin ona sınır çizemeyeceğini mi sanıyor?


Tefhim-ul Kuran

O, hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?


Yaşar Nuri Öztürk

O sanıyor mu ki, hiç kimse ona asla güç yetiremeyecektir!


يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا

Yekûlu ehlektu mâlen lubedâ(lubeden).

Bayraktar Bayraklı

(6-7) “Pek çok mal harcadım” der, kimse onu görmedi mi sanıyor?


Cemal Külünkoğlu

“Ben, yığınla servet tükettim!” diyerek övünüp duruyor.


Diyanet İşleri (eski)

'Yığın yığın mal tüketmişimdir' diyor.


Diyanet Vakfi

«Pek çok mal harcadım» diyor.


Edip Yüksel

(Övünerek) “Çok para harcadım“ diyor.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ben yığın yığın mal telef ettim diyor


Muhammed Esed

Övünüp duruyor: "Ben, yığınla servet tükettim!"


Mustafa İslamoğlu

(Dahası) "Ben (bu konuma gelmek için) kucak dolusu servet harcadım" mı diyor?


Seyyid Kutub

Yığın yığın mal tüketmişimdir diyor.


Süleyman Ateş

(Gösteriş ve övünme için) "Ben birçok mal telef ettim" diyor.


Süleymaniye Vakfı

“Yığınla mal harcadım[*]” mı diyor. [*] İçki üreten birine, Allah’ın içkiyi haram kıldığını söyleyince, “bunca bilgi birikimini, emeği ve yatırımı bırakamam” diyebilir. O zaman o kişi burada belirtilen şeyi söylemiş olur.


Tefhim-ul Kuran

O: «Yığınla mal tüketip yok ettim» diyor.


Yaşar Nuri Öztürk

"Yığınlarla mal telef ettim!" diyor.


أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُ أَحَدٌ

E yahsebu en lem yerahû ehadun.

Bayraktar Bayraklı

(6-7) “Pek çok mal harcadım” der, kimse onu görmedi mi sanıyor?


Cemal Külünkoğlu

Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?


Diyanet İşleri (eski)

O, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor?


Diyanet Vakfi

Kimse onu görmedi mi sanıyor?


Edip Yüksel

Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?


Elmalılı Hamdi Yazır

Onu bir gören olmadı mı zann ediyor?


Muhammed Esed

Peki, kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?


Mustafa İslamoğlu

Yoksa o, kimsenin kendisini görmediğinimi zannediyor?


Seyyid Kutub

Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?


Süleyman Ateş

Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?


Süleymaniye Vakfı

Yoksa kimsenin kendini görmediğini mi sanıyor?


Tefhim-ul Kuran

Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?


Yaşar Nuri Öztürk

Hiç kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?


أَلَمْ نَجْعَل لَّهُ عَيْنَيْنِ

E lem nec’al lehu ayneyn(ayneyni).

Bayraktar Bayraklı

(8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?


Cemal Külünkoğlu

(8-9) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?


Diyanet İşleri (eski)

(8-9) Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?


Diyanet Vakfi

(8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?


Edip Yüksel

Ona vermedik mi: İki göz,


Elmalılı Hamdi Yazır

Vermedik mi biz ona iki göz


Muhammed Esed

Biz ona iki göz vermedik mi?


Mustafa İslamoğlu

Ona iki göz vermedik mi?


Seyyid Kutub

Biz ona iki göz vermedik mi?


Süleyman Ateş

Biz ona vermedik mi: İki göz


Süleymaniye Vakfı

Ona iki göz verdik değil mi?


Tefhim-ul Kuran

Biz ona iki göz vermedik mi?


Yaşar Nuri Öztürk

Biz ona vermedik mi iki göz,


وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ

Ve lisânen ve şefeteyn(şefeteyni).

Bayraktar Bayraklı

(8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?


Cemal Külünkoğlu

(8-9) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?


Diyanet İşleri (eski)

(8-9) Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?


Diyanet Vakfi

(8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?


Edip Yüksel

Bir dil ve iki dudak?


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve bir dil ve iki dudak;


Muhammed Esed

Bir dil ve bir çift dudak,


Mustafa İslamoğlu

Dahası bir dil ve bir çift dudak?


Seyyid Kutub

Bir dil, iki dudak vermedik mi?


Süleyman Ateş

Bir dil, iki dudak?


Süleymaniye Vakfı

Bir dil ile iki dudak da verdik.


Tefhim-ul Kuran

Bir dil ve iki dudak?


Yaşar Nuri Öztürk

Bir dil, iki dudak?


وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

Ve hedeynâhun necdeyn(necdeyni).

Bayraktar Bayraklı

(8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?


Cemal Külünkoğlu

Biz ona (eğri ve doğru) iki yol göstermedik mi?.


Diyanet İşleri (eski)

Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?


Diyanet Vakfi

(8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?


Edip Yüksel

Ona iki yolu göstermedik mi?


Elmalılı Hamdi Yazır

İki de tepe gösterdik


Muhammed Esed

ve ona (kötülüğün ve iyiliğin) iki yolunu da göstermedik mi?


Mustafa İslamoğlu

Ve ona (iyilik ve kötülüğün) açık seçik iki yolunu da göstermedik mi?


Seyyid Kutub

Biz ona eğri ve doğru iki yol göstermedik mi?


Süleyman Ateş

Ona iki tepeyi (anasının iki memesini emmenin veya hayır ve şerrin yolunu) gösterdik.


Süleymaniye Vakfı

Ona apaçık iki yol[*] gösterdik. [*] النَجْدُ  yükseltilmiş apaçık yol (الطريقُ الواضِحُ المُرْتَفِعُ el-Kamus c.1 s.324) anlamına gelir. Her insan, hangi yolun doğru, hangisinin yanlış olduğunu, kendi bilgisi ve vicdanıyla anlar ve bilir. Onun için her ikisi de apaçıktır.


Tefhim-ul Kuran

Biz ona 'iki yol/iki amaç' gösterdik.


Yaşar Nuri Öztürk

Kılavuzladık onu iki tepeye.


فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ

Fe lâktehamel akabete.

Bayraktar Bayraklı

(11-16) Fakat insan, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Köle âzat etmektir veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır.


Cemal Külünkoğlu

Fakat o, çetin işe atılmadı.


Diyanet İşleri (eski)

Ama o, zor geçidi aşmaya girişemedi.


Diyanet Vakfi

(11-16) Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır.


Edip Yüksel

Ne var ki zor yola katlanamadı.


Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat o göğüs veremedi o (akabeye) sarp yokuşa


Muhammed Esed

Ama o, sarp yokuşa tırmanmayı denemedi...


Mustafa İslamoğlu

Fakat o, (ucunda cennet olan) sarp yokuşu tırmanmak için hiçbir bedel ödemedi.


Seyyid Kutub

Fakat o zor geçidi aşmaya girişmedi.


Süleyman Ateş

Fakat o, sarp yokuşa atılamadı.


Süleymaniye Vakfı

Ama o, sarp geçidi göze alamadı.


Tefhim-ul Kuran

Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi.


Yaşar Nuri Öztürk

Akabeye, sarp yokuşa atılamadı o.