BAKARA SURESİ

Ayet Getir

الم

Elif, lâm, mim.

Bayraktar Bayraklı

Elif, lâm, mîm.


Cemal Külünkoğlu

Elif Lâm Mim.


Diyanet İşleri (eski)

Elif, Lam, Mim.


Diyanet Vakfi

Elif. Lâm. Mîm.


Edip Yüksel

A1L30M40


Elmalılı Hamdi Yazır

Elif, Lâm, Mîm.


Muhammed Esed

Elif-Lam-Mim.


Mustafa İslamoğlu

Elif-Lam-Mim!


Seyyid Kutub

Elif Lâm Mim


Süleyman Ateş

Elif lâm mim.


Süleymaniye Vakfı

ELİF! LÂM! MÎM![*] [*] Bu harflere  “huruf-i mukattaa” yani tek tek okunan harfler denir. Birlikte okunsa “Elif, Lâm, Mîm” yerine “elem” şeklinde okunurlar. Bu gibi harfler bazı surelerin başında bulunur. Nebî’mize bu konuda bir soru sorulmamış olması, anlamının bilindiğini gösterir. Bilinmeseydi müşrikler bunu dillerine dolarlardı. Anlamları ile ilgili sahih bir rivayetin olmaması da gösteriyor ki asıl neden, bu harflerin arkasından okunacak âyetlere dikkat çekmektir. 


Tefhim-ul Kuran

Elif, Lâm Mîm,


Yaşar Nuri Öztürk

Elif, Lâm, Mîm.


ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn(muttekîne).

Bayraktar Bayraklı

Kendisinde hiç şüphe olmayan bu kitap, sakınanlar için bir rehberdir.


Cemal Külünkoğlu

Bu, kendisinde kuşku, çelişme, tutarsızlık olmayan (ilahi bir) kitaptır. Muttakiler (Allah'a karşı gelmekten sakınan ve O'na karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar) için bir yol göstericidir.


Diyanet İşleri (eski)

Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'dır.


Diyanet Vakfi

O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.


Edip Yüksel

Bu, erdemliler için yol gösterici, kuşku içermeyen bir kitaptır.


Elmalılı Hamdi Yazır

İşte o kitap, bunda şüphe yok, ayni hidayet, korunacaklar için


Muhammed Esed

Üzerinde hiçbir şüpheye yer olmayan bu ilahi kelam Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlara bir rehber (olarak indirilmiş)tir,


Mustafa İslamoğlu

İşte kendisi hakkında hiçbir kuşkuya yer olmayan bu ilahi kelam, takva sahipleri için bir hidayet rehberidir;


Seyyid Kutub

Doğru olduğu kuşkusuz olan bu kitap, takva sahipleri için hidayet kaynağıdır.


Süleyman Ateş

İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.


Süleymaniye Vakfı

İşte o Kitap[1*] budur; içinde şüpheye yer yoktur. Müttakîlere (kendini koruyanlara)[2*] doğruları gösterir. [1*] Âdem aleyhisselamdan beri her nebîye verilen Kitap budur (En’âm 6/83-90) . Ufak tefek farklılıklar dışında önceki kitapların aynısıdır. (Bakara 2/106) ve Arapça Kur'ân haline getirilmiştir. Aslı, Allah katındaki Ana Kitap’tadır. (Zuhruf 43/3) (Zuhruf 43/4) [2*] Müttakî, kendi yapısını koruyan kişidir. 


Tefhim-ul Kuran

Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için de kılavuz olan bir kitaptır.


Yaşar Nuri Öztürk

İşte sana o Kitap! Kuşku,çelişme, tutarsızlık yok onda. Bir kılavuzdur o, korunup sakınanlar için.


الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).

Bayraktar Bayraklı

Onlar, gayba inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar.


Cemal Külünkoğlu

Onlar ki, gayba (insan idrakini aşan olguların varlığına) inanırlar ve namazlarında dikkatli ve devamlıdırlar. Kendilerine rızık olarak verdiklerimizi başkalarıyla paylaşırlar.


Diyanet İşleri (eski)

Onlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.


Diyanet Vakfi

Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.


Edip Yüksel

Onlar ki duyularıyla algılayamadıkları gerçekleri de onaylarlar, namazı (salat) gözetirler, kendilerine verdiğimiz rızıktan muhtaçlara verirler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine merzuk kıldığımız şeylerden infak ederler.


Muhammed Esed

Onlar ki, insan idrakini aşa(n olguların varlığı)na inanırlar ve namazlarında dikkatli ve devamlıdırlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar,


Mustafa İslamoğlu

o hidayete erenler ki, idraki aşan hakikatlere bütünüyle iman ederler, namazı istikamet üzre kılarlar, kendilerine sürekli lutfettiğimiz şeylerden (ihtiyaç sahiplerine) harcarlar;


Seyyid Kutub

Onlar görmediklerine inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkalarına verirler.


Süleyman Ateş

Onlar ki gaybde (gizlide, içtenlikle) inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allâh rızâsı için) harcarlar.


Süleymaniye Vakfı

Müttakîler; Allah’a içten[1*] inanan,[2*] namazı tam kılan ve verdiğimiz rızıkları yerli yerince harcayanlardır. [1*] “İçten” diye anlam verdiğimiz kelime (الغيب) El-ğayb’dır. Ondaki el (ال) takısı, muzafun ileyhten ıvazdır; بغيبهم /biğaybihim = gayblarıyla demektir. Kişinin içindeki, başkası için gayb olduğundan ayete "içten inanırlar" meali verilmiştir.  [2*] İnanma, güvenmedir. Allah’ı herkes bilir, ama O’na herkes yeterince güvenip teslim olmaz. İnsanı kâfir yapan budur. Bu yüzden iman yerine bazen “inanma”, bazen “güvenme”, bazen de “inanıp güvenme” kelimeleri kullanılacaktır.  


Tefhim-ul Kuran

Ki onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.


Yaşar Nuri Öztürk

Ki onlar, gayba inananlar, namazı kılanlardır. Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden, başkalarına pay çıkaranlardır.


والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn(yûkınûne).

Bayraktar Bayraklı

Sana indirilene ve senden önce indirilene de iman ederler; âhiret gününe kesinlikle inanırlar.


Cemal Külünkoğlu

Onlar sana indirilen (Kur'an')a da, senden önce indirilen (kitapların asılların)a da inanırlar. (Onların) ahiret hayatının varlığı konusunda da hiçbir şüpheleri yoktur.


Diyanet İşleri (eski)

Onlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.


Diyanet Vakfi

Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.


Edip Yüksel

Sana indirileni ve senden önce indirileni onaylarlar. Ahiret konusunda da hiçbir kuşkuları yoktur.


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler hem senden evvel indirilene, ahırete yakini de bunlar edinirler.


Muhammed Esed

Ve onlar (ey peygamber), sana indirilene de senden önce indirilmiş olana da iman ederler, öteki dünyanın varlığından bütün kalpleriyle emindirler.


Mustafa İslamoğlu

ve onlar sana indirilene de; ahiretin varlığına dair ilahi habere mutmain bir kalple inanmıştırlar.


Seyyid Kutub

Yine onlar gerek sana ve gerekse senden önce indirilen kitaplara inanırlar ve Ahiretten hiç kuşku duymazlar.


Süleyman Ateş

Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; âhirete de kesinlikle iman ederler.


Süleymaniye Vakfı

Sana indirilene de senden önce indirilenlere [*] de inanıp güvenenler onlardır. Onların ahirete olan inançları kesindir [*] Kur’ân, önceki kitapları onaylar ve ana metinlerini korur. Bu sebeple onların ana metinlerine inanmak gerekir.


Tefhim-ul Kuran

Ve (yine) onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.


Yaşar Nuri Öztürk

Hem sana vahyedilene hem de senden önce vahyedilene inananlardır onlar. Âhıreti gereğince kavrayıp anlayanlar da onlardır.


أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).

Bayraktar Bayraklı

İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridirler.


Cemal Külünkoğlu

İşte Rablerinin gösterdiği yolda yürüyenler de, gerçek anlamda kurtuluşa erenler de onlardır.


Diyanet İşleri (eski)

İşte Rab'lerinin yolunda olanlar ve saadete erişenler bunlardır.


Diyanet Vakfi

İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.


Edip Yüksel

İşte, Rab’leri tarafından yol gösterilenler ve mutluluğa erenler bunlardır.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bunlar işte rablarından bir hidayet üzerindedir ve bunlar işte bunlar o murada eren müflihin


Muhammed Esed

İşte Rablerinin gösterdiği yolda yürüyenler onlardır, mutluluğa erişecek olanlarda!


Mustafa İslamoğlu

İşte onlar, Rablerinden gelen kusursuz bir rehberliğe tabidirler; ve işte onlar, evet onlardır sonsuz mutluluğa erenler.


Seyyid Kutub

İşte onlar Rabblerinden gelen hidayet yolundadırlar ve kurtuluşa erenlerdir.


Süleyman Ateş

İşte onlar, Rablerinden bir hidâyet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır!


Süleymaniye Vakfı

Sahiplerinin (Rablerinin) [*] doğru yolunda olanlar onlardır. Umduklarını bulacak olanlar da onlardır. [*] Rab kelimesinin en uygun karşılığı “sahip”tir. Evin sahibine rabb’ud- dâr (Müfredât), sermaye sahibine de rabb’ül-mal denir. Yusuf aleyhisselam, kralın gönderdiği köleye şöyle demişti: “Rabbine diin de sor bakalım, ellerini kesen kadınların derdi neymiş? Benim Rabbim onlann mmnlannı bilir. ” (Yusuf 12/50) Bu âyette rab kelimesinin hem Allah hem de kölenin sahibi olan kral için kullanılması tercihimizin doğru olduğunu gösterir.


Tefhim-ul Kuran

İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de bunlardır.


Yaşar Nuri Öztürk

İşte bunlardır Rablerinden bir hidayet üzere olanlar, işte bunlardır gerçek anlamda kurtuluşu bulanlar.


إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).

Bayraktar Bayraklı

İnkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da, onlar için aynıdır; iman etmezler.


Cemal Külünkoğlu

İnkarcılara gelince, onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez, (inanmamaya kararlı oldukları için) onlar iman etmezler.


Diyanet İşleri (eski)

Şüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.


Diyanet Vakfi

Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman etmezler.


Edip Yüksel

İnkar edenlere gelince, onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; onlar onaylamazlar.


Elmalılı Hamdi Yazır

Amma o küfre saplananlar, ha inzar etmişin bunları ha etmemişin onlarca müsavidir, imana gelmezler


Muhammed Esed

Unutma ki, hakikati inkara şartlanmış olanlar için kendilerini uyarıp uyarmaman fark etmez; onlar inanmazlar.


Mustafa İslamoğlu

Şu bir gerçek ki, küfre şartlanmış o kimseleri ha uyarmışsın ha uyarmamışsın, onlar için (ikisi de) bir: iman etmezler.


Seyyid Kutub

Kâfirlere gelince onları uyarsan da uyarmasan da farketmez; onlar iman etmezler.


Süleyman Ateş

İnkâr edenlere gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir; inanmazlar.


Süleymaniye Vakfı

Kâfirleri (âyetleri görmezlikten gelenleri) [*] uyarsan da uyarmasan da fark etmez; onlar inanıp güvenmezler. [*] Küfür, örtme; kâfir, örten demektir (Müfredât). Kur’ân’ın Allah’ın kitabı olduğunu anlayan bir kişi, ondaki âyetlerden birini bile görmek veya duymak istemeyince onun üstünü örtmüş ve kâfir olmuş olur.


Tefhim-ul Kuran

Şüphesiz, küfredenleri uyarıp korkutsan da, uyarmayıp korkutmasan da, onlar için farketmez; iman etmezler.


Yaşar Nuri Öztürk

Şu bir gerçek ki, o küfre batmış olanları sen korkutsan da korkutmasan da onlar için aynıdır; iman etmezler.


خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عظِيمٌ

Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâvetun, ve lehum azâbun azîm(azîmun).

Bayraktar Bayraklı

Bu nedenle Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir perde çekilmiştir. Onlar için büyük bir azap vardır.


Cemal Külünkoğlu

(Kendileri öyle istediği için) Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir ve gözlerine de (ilahi hakikatleri görmeyi engelleyen) perde inmiştir. Onlar için (dünyada da, ahirette de) büyük bir azap vardır.


Diyanet İşleri (eski)

Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir.


Diyanet Vakfi

Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır.


Edip Yüksel

ALLAH kalplerini ve kulaklarını mühürler. Gözlerinde perde vardır ve büyük azap onlar içindir.


Elmalılı Hamdi Yazır

Allah kalblerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözlerine bir perde inmiştir ve bunların hakkı azîm bir azaptır


Muhammed Esed

Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir ve gözleri üzerinde de bir perde vardır; dehşet verici bir azap beklemektedir onları.


Mustafa İslamoğlu

Allah onların kalpleri ve kulakları üzerine mühür vurmuştur, gözleri üzerinde de bir tür perde vardır; işte onlardır korkunç bir azabı hak edenler.


Seyyid Kutub

Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, onların gözlerinde perde vardır. Onları büyük bir azap beklemektedir.


Süleyman Ateş

Allâh, onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerine de perde inmiştir. Onlar için büyük bir azâb vardır.


Süleymaniye Vakfı

Sanki kalplerini ve kulaklarım Allah mühürlemiş, gözleri de perdelidir [*] . Onların hak ettiği büyük bir azaptır. [*] Âyette kâfirlerin önyargıları, istiare-i temsiliyye (alegori) denen mecazi anlatımla canlandırmıştır, istiarede benzetme edatı gizlenir ama bu mecaz, gerçek sanıldığı için burada benzetme, tarafımızdan “sanki” sözüyle açığa çıkarılmıştır.  


Tefhim-ul Kuran

Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde de perdeler vardır. Ve büyük azab onlarındır.


Yaşar Nuri Öztürk

Allah onların kalpleri, kulakları üzerine mühür basmıştır. Onların kafa gözleri üstünde de bir perde vardır. Onlar için korkunç bir azap öngörülmüştür.


وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve bil yevmil âhıri ve mâ hum bi mu’minîn(mu’minîne).

Bayraktar Bayraklı

İnsanlardan bazıları inanmadıkları halde, “Allah'a ve âhiret gününe inandık” derler.


Cemal Külünkoğlu

Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki, gerçekte inanmadıkları halde “Biz Allah'a ve ahiret gününe inanıyoruz” derler.


Diyanet İşleri (eski)

İnsanlardan, inanmadıkları halde, 'Allah'a ve ahiret gününe inandık' diyenler vardır.


Diyanet Vakfi

İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde «Allah'a ve ahiret gününe inandık» derler.


Edip Yüksel

Halktan öyle kimseler var ki aslında onaylamadıkları halde “ALLAH’a ve ahiret gününü onayladık“ derler.


Elmalılı Hamdi Yazır

İnsanlar içinden kimisi de vardır ki Allaha ve son güne iman ettik derler de mü'min değillerdir


Muhammed Esed

Ve öyle kimseler var ki, gerçekte inanmadıkları halde "Biz Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyoruz" derler.


Mustafa İslamoğlu

İnsanlardan öyleleri de var ki, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" der(ler); ama onlar mü'min değiller.


Seyyid Kutub

Kimi insanlar var ki; «Allah'a ve Ahiret gününe inandık» derler, ama aslında inanmamışlardır.


Süleyman Ateş

İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve âhiret gününe inandık" derler.


Süleymaniye Vakfı

Kimi insanlar da ‘Allah’a ve ahiret gününe inanırız.” derler ama inanıp güvenmezler.


Tefhim-ul Kuran

İnsanlardan öyleleri vardır ki: «Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik.» derler; oysa onlar inanmış değildirler.


Yaşar Nuri Öztürk

İnsanlar içinden bazıları vardır, "Allah'a ve âhıret gününe inandık" derler ama onlar inanmış değillerdir.


يُخَادِعُونَ اللّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُم وَمَا يَشْعُرُونَ

Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû, ve mâ yahdeûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).

Bayraktar Bayraklı

Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışıyorlar. Halbuki onlar kendilerini aldatıyorlar da bunun farkında değillerdir.


Cemal Külünkoğlu

Onlar, (böylece) Allah'ı ve inananları kandırmaya çalışırlar. Hâlbuki kendilerinden başka kimseyi kandıramazlar ve bunun farkında bile olmazlar.


Diyanet İşleri (eski)

Bunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler.


Diyanet Vakfi

Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.


Edip Yüksel

ALLAH’ı ve müminleri aldatmak isterler. Halbuki kendi kendilerini aldatıyorlar. Farkında bile değiller.


Elmalılı Hamdi Yazır

Allahı ve mü'minleri aldatmağa çalışırlar, halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varamazlar


Muhammed Esed

(Aslında) onlar, (böylece) Allah'ı ve iman etmiş olanları kandırmak isterler. Halbuki kendilerinden başka kimseyi kandıramazlar; ve bunu da fark etmezler.


Mustafa İslamoğlu

Allah'ı ve iman etmiş kimseleri aldatmak isterler; halbuki onlar yalnızca kendilerini aldatırlar; ama bunu (Allah'ın ifşa edeceğinin) farkında bile değiller.


Seyyid Kutub

Bunlar Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatıyorlar, ama bunun farkında değildirler.


Süleyman Ateş

Allâh'ı ve mü'minleri aldatmağa çalışırlar, halbuki yalnız kendilerini aldatırlar da farkında olmazlar.


Süleymaniye Vakfı

Allah’a ve müminlere karşı oyun kurarlar, [*] fakat farkında olmadan oyunu kendilerine karşı kurarlar. [*] Âyette geçen hıda’ (الخداع); planlı bir şekilde yanıltma ve aldatma demektir (Müfredat). 


Tefhim-ul Kuran

(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatmaktadırlar da şuurunda değildirler.


Yaşar Nuri Öztürk

Allah'ı ve inanmış olanları aldatma yoluna giderler. Gerçekte ise onlar öz benliklerinden başkasını aldatmıyorlar. Ne var ki, bunun farkında olamıyorlar.


فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضاً وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).

Bayraktar Bayraklı

Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylediklerinden dolayı, onlara acı veren bir azap vardır.


Cemal Külünkoğlu

(Onların) kalpleri hastalıklıdır. (Hastalıklarını tedavi etmek yerine Hakka karşı inkârda direndikleri için) Allah hastalıklarını daha da artırmıştır ve onlar için, ısrarlı yalanlarından dolayı acıklı bir azap öngörülmüştür.


Diyanet İşleri (eski)

Kalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır.


Diyanet Vakfi

Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır.


Edip Yüksel

Kalplerinde hastalık var. ALLAH da hastalıklarını arttırır. Yalanları yüzünden acı bir azabı hak ederler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Kalblerinde bir maraz vardır da Allah marazlarını artırmıştır, ve yalancılık ettikleri için bunlara elîm bir azab vardır


Muhammed Esed

Kalpleri hastalıklıdır, Allah hastalıklarını daha da artırmıştır ve ısrarlı yalanlarından dolayı onları şiddetli bir azap beklemektedir.


Mustafa İslamoğlu

Kalplerinde hastalık vardır; Allah da onların hastalığını arttırmıştır; ve ısrarlı yalanları yüzünden can yakıcı azabı hak ederler.


Seyyid Kutub

Onların kalplerinde hastalık vardır, Allah da bu hastalıklarını arttırmıştır, bu yalancılıkları yüzünden onları acı bir azab beklemektedir.


Süleyman Ateş

Onların kablerinde hastalık vardır. Allâh da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemelerinden ötürü onlara acı bir azâb vardır.


Süleymaniye Vakfı

Bunların kalplerinde hastalık vardır; Allah bir hastalık daha vermiştir. Yalan söylemelerine karşılık hak ettikleri acıklı bir azaptır. [*] [*] Allah’a tam güvenememe hastalığına ekledikleri yalancılık hastalığı ikinci bir azaba sebep olur.  


Tefhim-ul Kuran

Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acıklı bir azab vardır.


Yaşar Nuri Öztürk

Kalplerinde bir hastalık vardır da Allah onları hastalık yönünden daha ileri götürmüştür. Ve onlar için, yalancılık etmiş olmaları yüzünden acıklı bir azap öngörülmüştür.


وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).

Bayraktar Bayraklı

Onlara, “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edici kimseleriz” derler.


Cemal Külünkoğlu

Onlara: “Yeryüzünde yozlaşmaya ve bozgunculuğa yol açmayın” denildiğinde: “Biz sadece iyileştirmeye çalışıyoruz” derler.


Diyanet İşleri (eski)

Kendilerine: 'Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın' dendiği zaman, 'Bizler sadece ıslah edicileriz' derler.


Diyanet Vakfi

Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, «Biz ancak ıslah edicileriz» derler.


Edip Yüksel

Kendilerine, “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın“ denildiğinde “Bizler sadece düzeltenleriz“ derler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Hem bunlara yer yüzünü fesada vermeyin denildiği zaman biz ancak ıslahcılarız derler


Muhammed Esed

Onlara "Yeryüzünde yozlaşmaya ve çürümeye yol açmayın!" dediklerinde "Biz sadece düzeltmeye ve iyileştirmeye çalışıyoruz!" diye cevap verirler.


Mustafa İslamoğlu

Kendilerine "Yeryüzünde fesat çıkarmayın!" denildiğinde, "Biz sadece ıslahatçılarız" derler.


Seyyid Kutub

Onlara «yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın» denildiği vakit «Biz yapıcı, düzeltici kimseleriz» derler.


Süleyman Ateş

Onlara: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın," dendiği zaman: "Biz sadece düzelticileriz," derler.


Süleymaniye Vakfı

11. Onlara: “Tabii düzeni bozmayın!” [*] denince, “Biz sadece düzeni sağlayan kimseleriz.” derler. [*] Her varlık Allah’ın âyetidir. Şu âyette yer alan din tanımı, yaratılan âyetlere göredir: “Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah ’ın fıtratına çeıir. 0, insanları ona giire yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur işte sağlam din bu dindir Ama insanların çoğu bunu bilmezler. ” (Rum 30/30). Fıtrat, tabiatta geçerli kanun ve kurallar bütünüdür.


Tefhim-ul Kuran

Kendilerine: «Yeryüzünde fesat çıkarmayın» denildiğinde: «Biz yalnızca ıslah edicileriz» derler.


Yaşar Nuri Öztürk

Onlara, "Yeryüzünde bozgun çıkartmayın" dendiğinde, "Tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz" demişlerdir.