ALAK SURESİ


Ayet Getir
96-ALAK 7. Ayet

أَن رَّآهُ اسْتَغْنَى

En raâhustagnâ.

Bayraktar Bayraklı

Çünkü kendini yeterli görür.


Edip Yüksel

Kendini yeterli görerek.


Erhan Aktaş

Kendisini yeterli gördüğü için.


Muhammed Esed

ne zaman kendini yeterli görse:


Mustafa İslamoğlu

kendi kendine yettiiğini sandığında!


Süleyman Ateş

Kendini zengin (kendine yeterli) gördüğü için,


Süleymaniye Vakfı

Kendini yeterli görürse eğer.


Yaşar Nuri Öztürk

Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür.


Ayetin Tefsiri

MEAL

7.) kendi kendine yettiğini sandığında!8
(M.İ)
7.) Kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığını sanır.
(M.Ö)
6-7.) “Hayır hayır, muhakkak ki insan azgınlık edip tâğutlaşır. Çünkü o kendisini müstağni saymaktadır.”
(A.K)
TEFSİR
Müfessirlerin çoğunluğu 6. âyette eleştirilen “insan” ile bilhassa İslâm’ın en azılı düşmanlarından olan Ebû Cehil’in kastedildiğini belirtirler. Rivayete göre Ebû Cehil, “Lât ve Uzzâ’ya yemin olsun, Muhammed’i namaz kılarken görürsem mutlaka ensesine binip yüzünü toprağa sürteceğim!” diyerek onun namaz kılmasını engellemeye karar vermişti. Hz. Peygamber’i namaz kılarken gördüğünde yeminini yerine getirmek isteyince hemen geri döndüğü ve garip bir şekilde elleriyle kendini korumaya çalıştığı görülmüş; niçin böyle tuhaf hareketler yaptığı sorulunca, “Benimle onun arasında ateşten bir hendek, korkunç bir varlık ve bazı kanatlı şeyler meydana geldi” demiştir. Hz. Peygamber, “Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu kapıp parça parça edeceklerdi!” buyurmuş, bu olay üzerine 6-19. âyetler inmiştir (bk. Müslim, “Münâfik^n”, 38; İbn Kesîr, VIII, 461).

Bu âyetlerin nüzûlüne böyle bir olay sebep olsa da, burada ifade edilen evrensel gerçek, hangi devirde olursa olsun insanın hayat mücadelesinde yalnız kendine güvenmesi, her durumda kendisini yeterli görüp Allah’ın yardım ve tevfikinden kendisini müstağni saymasıdır. Kur’an, Câhiliye putperestleri örneğinde, Allah’a karşı bu küstah tavrı çeşitli vesilelerle eleştirmektedir. “Gerçek şu ki” diye çevirdiğimiz kellâ kelimesi olumsuzluk edatı olup kendisinden sonra anlatılanların aslında olmaması gerektiğini ifade eder. Bu bağlamda, zenginliğine güvenerek şımaran ve kendini yeterli görerek nankörlük eden, azgınlaşıp hakka sırt çeviren insanın böyle yapmaması gerektiğini vurgular. Zira gerçekte insan zayıf ve muhtaç bir varlıktır; sağlık, huzur, sükûn ve emniyet içerisinde hayatını devam ettirebilmesi için öncelikle Allah’a ve kendisinin de üyesi bulunduğu toplumun diğer fertlerine ihtiyacı vardır. İnsanların ellerinde bulunan bütün imkânların gerçek sahibi ise kendileri değil, onu yaratan ve istediği anda ellerinden alma gücüne sahip olan Allah Teâlâ’dır. Buna rağmen insanın sahip olduklarına aldanıp şımararak Allah’a itaatten uzaklaşması, kendini kendine yeterli ve başkalarından üstün görmesi, kaderinin kendi elinde olduğunu iddia etmesi vb. küstahça tutumları bilgi, iman ve basiret eksikliğinden kaynaklandığı için Allah tarafından kınanmıştır.
(DİYANET TEF.)
Yani malı, serveti, izzeti, şerefi ve diğer dünyevî şeyleri ona lutfedilmiştir. Şükretmek yerine haddi aşar ve asi olur.
(MEVDUDİ)
Kendisini müstağni görmektedir bu alçak insan da onun için bunu yapmaktadır. Halbuki dönüş Allah’adır. Bu âyet-i kerime Rasulullah efendimizin Kâbe’nin avlusunda namaz kılmaya başladığı ve Ebu Cehil’in de kendisini bundan menetmeye çalıştığı dönemi anlatır. Bu âyet sebebiyle Firavunla Ebu Cehil mukayese edilmiş, âyetin ifâdeleri doğrultusunda da Ebu Cehil’in Firavun’dan daha şedit bir alçak olduğu ispat edilmiştir. Bunların her ikisi de tâğuttur. Ama Ebu Cehil’in tâğutluğu Firavununkinden daha şiddetlidir. Bunu belirtmeden önce tâğutun ne demek olduğunu açıklayalım: Tâğut, tağa, tuğyan haddi aşmak, sınırı çiğnemek demektir. Haddi aşan, sınırı çiğneyen her şey tâğuttur.
Tâğut kelimesinin şer’î mânâsı ise; Allah ve Resûlü’nün belirlediği ölçülerin dışına çıkarak, Allah’ın belirlediği kanunların, yasaların dışında kanun koyarak insanları kendi kanunlarına uymaya zorlayan, insanları kendisine kulluğa zorlayan ve böylece haddini aşan kişidir. Allah’a karşı isyan edip, azgınlaşıp, zorla veya gönül rızasıyla insanların kendisine ibadet ve itaat etmelerini isteyen gerek şeytan, gerek insan, gerek put, gerek müessese ve kurumların hepsi tâğuttur. Kanunları, görüşleri, hükümleri Allah kanunlarının önüne geçirilen her varlık tâğuttur. Arzu ve istekleri putlaştırılıp insanların ona boyun bükmeleri istenilen her varlık, Firavun, Nemrut gibi tâğuttur. İnsanları Allah yolundan uzaklaştırmak isteyen, insanları Allah dinini öğrenmekten meneden, yani din eğitimini yasaklayan her program, her sistem tâğuttur. Allah’ın insan hayatı için belirlediği kulluk yasalarından habersiz olarak, Kitap ve Sünnete müracaat etmeyerek kendi hayatını belirlemeye kalkışan, kendi kendine bir hayat programı belirleyen herkes tâğuttur.
Allah karşısında bilgi iddiasında bulunan, “Allah bilirse biz de biliriz! Bizim de bilgimiz var! Bizim de aklımız var! Bizim de keyfimiz var! Biz de biliriz kılık-kıyafetin nasıl olacağını! Biz de biliriz eğitimin nasıl olacağını! Biz de biliriz nereden kazanıp nerelerde harcayacağımızı! Biz de biliriz nasıl bir hukuk yapacağımızı, biz de biliriz nasıl bir hayat programı belirleyeceğimizi!” diyerek Allah karşısında bilgi iddiasında bulunan her insan tâğuttur. “Sen öyle diyorsan biz de böyle diyoruz! Sen kılık-kıyafetiniz şöyle olsun diyorsan biz de böyle olacak diyoruz! Sen mirasınız şöyle olsun diyorsan biz de böyle olmalı diyoruz!” diyerek Allah karşısında bilgi iddiasında bulunan herkes tâğuttur.
Ya da Allah karşısında güç iddiasında bulunanlar da tâğuttur. “Allah varsa biz de varız! Allah’ın gücü varsa bizim de gücümüz var! Allah’ın cehennemi varsa bizim de kodeslerimiz var! Allah’ın melekleri varsa bizim de silahlılarımız var! Biz de asar keseriz! Biz istedik mi asarız! Biz istedik mi keseriz! Biz istedik mi açarız! Biz istedik mi kestiririz!” diyerek Allah karşısında güç ve kuvvet iddiasında bulunanlar da tâğuttur. Allah’a ve Allah’ın emirlerine isyan edip kendi kendine uyup, kendi hevâsını, kendi düşüncesini ve aklını putlaştırıp kendi kendisini mabûd yapmış kişi de tâğuttur.
“Kendi hevâ ve hevesini İlâh edineni görmedin mi?....” (Câsiye: 23) Kendi hevâsını, havasını putlaştırıp arzuları ve keyifleri istikâmetinde bir hayat yaşayarak Allah’ın kitabına ve Resûlü’nün Sünnetine karşı müstağni davranan, ihtiyaçsız ve eyvallahsız davranan kişi de tâğuttur. Parasına, malına, makamına, çevresine, kredisine güvenerek kendi kendine yeteceğini zanneden, “ben bana yeterim! Benim malım, mülküm, makamım, koltuğum, çevrem, kredim var. Benim hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacım yoktur! Kitaba da, Sünnete de, dine de, diyânete de ihtiyacım yoktur! Ben kazanmayı bilirim! Ben kazanacak ve harcanacak yerleri bilirim! Ben hangi mesleği seçeceğimi bilirim!
Ben ev tefrişini bilirim! Çocuklarımı nasıl eğiteceğimi pekâla bilirim! Ben hayatımı nasıl yaşayacağımı bilirim! Başka hiçbir şeye ihtiyacım yoktur! Ne Kitaba ne de Sünnete ihtiyacım yoktur” diyerek kendisini putlaştıran insan da tâğuttur. Bakın burada Rabbimiz Ebu Cehil’in tâğutlaştığını anlatıyor. Nâziât sûresinde de Firavun’un tâğutlaştığı anlatılıyordu. Oradaki âyet de şöyleydi: Rabbimiz, elçisi Hz. Mûsâ’yı Firavun’a gönderirken şöyle buyuruyordu: “Ey Mûsâ! Firavuna git; doğrusu o azmıştır.” (Nâziât 17) Dikkat ederseniz bu âyet-i kerimede Firavun’un tâğutluğunu anlatırken Rabbimizin kullandığı ifâdeyle Alak sûresinin bu âyetinde Ebu Cehilin tâğutluğuyla alâkalı kullandığı ifâde farklıdır.
Birincisinde sadece “İnne” te’kid edatı kullanılırken, ikincisinde hem “Kellâ” te’kid edatı, hem “İnne” te’kid edatı, hem de “leyatğa”daki “Lam” te’kidleri kullanılmıştır. Hem de birincisinde geçmiş zaman ifâdesi kullanılırken, bu berikisinde ise şimdiki zaman ifâdesi, yani devamlılık ifâdesi kullanılıyor. Bundan da anlaşılıyor ki, Ebu Cehil, Firavun’dan daha şedit bir tâğuttu. Allah diyor ki, hayır hayır bu gidişat farklı. Bu gidişat bozuktur. İnsan tuğyan ediyor. Nankör insan azgınlık yapıyor. Bu âciz, bu bir damla kandan meydana gelmiş insan aczini unutuyor, basitliğini unutuyor, kendisini kimin var ettiğini, varlığını kime borçlu olduğunu ve elindekileri kendisine kimin verdiğini unutuyor da müstağnî davranıyor. Kendi kendine yeteceğini zannediyor. Ben bana yeterim! Benim bilgim bana yeter! Ben kazanmayı bilirim! Ben ev tefrişini anlarım! Ben oğluma nasıl bir eğitim vereceğimi pekâlâ bilirim! Ben nasıl bir hayat yaşayacağımı bilirim! Ben nereden kazanıp nerelerde harcayacağımı, nasıl giyineceğimi, nasıl bir hukuk yapacağımı, neleri yiyip neleri içeceğimi, nasıl bir siyasal yapılanmadan yana olacağımı bilirim! Benim aklım var, bilgim var, keyfim var, benim ne Allah’ın Kitabına ne de Peygamberin uygulamalarına ihtiyacım yoktur! diyen Ebu Cehil ve Kıyâmete kadar onun yolunun yolcusu kâfirler, acizliklerini, basitliklerini unuturlar da Allah’a karşı, Allah’ın dinine ve Allah’ın elçisine karşı müstağnî davranırlar, müstekbir davranırlar. Hep aynı kategoridedir bunlar. Kendi kendilerine yeteceklerini zannederler. Kendi bilgilerini, kendi anlayışlarını, kendi yasalarını Allah’ınkinden üstün görürler.
Ben de bilirim! Biz de biliriz kazanmayı harcamayı! Ben de bilirim kılık-kıyafetin nasıl olacağını! Benim de zevkim var! Ben de bilirim karımı, kızımı nasıl giydireceğimi! Ben de bilirim çocuklarımı nerelerde ve nasıl eğiteceğimi! Ben de bilirim ev tefrişini, soframın tanzimini, soframda nelerin bulunması gerektiğini! Ben de bilirim nasıl bir hayat yaşamam gerektiğini! Bütün bu konularda benim ne Allah’ın kitabına, ne de Resûlü’nün Sünnetine zerre kadar ihtiyacım yoktur! diyerek kendilerini müstağni gören, kendilerini putlaştıran, Allah’a, Allah’ın Kitabına ve Resûlü’nün Sünnetine müracaat etmeden bir hayat yaşayan insanların tümü tâğuttur ve Kıyâmete kadar bunların hepsi aynı kategoridedir. Allah diyor ki, siz bilirsiniz. İsterseniz öyle yaşayın. İsterseniz Allah’ı hesaba katmadan bir ömür tüketin. Ama şunu unutmayın ki:(Bir sonraki ayet)
 (A.KÜÇÜK)
“En-râêhûstâğnê” kendi kendine yettiğini zannettiğinde. Evet, “En-râêhûstâğnê” müstağni davrandığında, müstağni olarak gördüğünde kendini. Ne demek? Allah’a ihtiyacım yok havasına girdiğinde demek.
Gerçekten insan kendi kendisine yeter mi? Asla. Bırakınız insanın kendi kendisine yetmesini, inek yavrusu doğar doğmaz bakarsınız 3-5 dakika sonra kalkmış yürüyor. Ama insan yavrusu aylar boyunca annesine muhtaçtır, bu kadar muhtaçtır. Nasıl kendi kendisine yetecek, söyleyin kalbine söz geçiremeyen insan nasıl kendi kendine yettiğini zanneder. Bana şirk nedir diye sorsanız tarifim; şirk insanın kendi kendine yettiğini zannetmesidir derim. Yani burada maksat Allah’a ihtiyacım yok havalarıdır.
Evet, güzel bir söz öyle diyordu ya “Â’mel ed-dünyêke bi-kâderî bekâikê fîhê” Dünyaya dünyada kalacağın kadar çalış, “Ve â’mel li êğretike bi-kâderî be-kâike fîhê” Ahirete de ahirette kalacağın kadar çalış. İkisi arasında bir hesap yap, kitap yap nerde ne kadar kalacaksan oraya o kadar yatırım yap. “Ve â’mel lin-nâri bi-kâderi sabrike ileyhê” ateşe dayanacağın kadar günah işle “Ve â’mel lin-nârî bi-kâderi hâcetike ileyhî” Allah’a da muhtaç olduğun kadar kulluk et. (Hadis)
Dersen ki ey Allah sana hiçbir ihtiyacım, hiçbir borcum yok, ne verdin ki ne istiyorsun (haşa) diyorsan buyur, ayağın göl başın pınar. Ama yok bunu diyemiyorsan, ben bana ait değilim, ben zaten verilmiş bir kredi ile doğdum, ne gözümün ne kulağımın ne dilimin ne dudağımın ne elimin ne ayağımın ne yüreğimin ne aklımın ne aldığım nefesin hiç birinin hakkını ödemedim ben, bunlar verilmişti bana, ben verilmiş bir vergi ile doğdum diyorsan o zaman ey insan nankörlük yapma, Allah’a borçlusun. Borçlu olduğunu itiraf et, Allah borcunu ödemeni istemiyor borcunu ödeyemezsin. Çünkü her yeni aldığın nefes borç. Fakat borcunu itiraf etmeni istiyor. Borcunu itiraf edersen borcunu ödemiş kabul edecek. Evet, işte bu ayetin hatırlattıkları.
“înne’l-însêne leyêtğâ en-râêhûstâğnê” insan kendi kendine yettiğini zannettiğinde mutlaka azar.
8 İnsanın kendi kendisine yettiğini zannetmesi tuğyanın sebebidir. Zira insan, ancak kendini kaybettiğinde bu zanna kapılır. (M.İSLAMOĞLU)