ALAK SURESİ


Ayet Getir
96-ALAK 2. Ayet

خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ

Halakal insâne min alak(alakın).

Bayraktar Bayraklı

O, insanı bir yapışkan döllenmiş yumurta hücresinden yarattı.


Edip Yüksel

O, insanı bir embriyodan yarattı.


Erhan Aktaş

İnsanı alaktan1 yarattı. 1- Döl yatağına tutunan, döl yatağında asılı olan.


Muhammed Esed

insanı bir yumurta hücresinden yaratan!


Mustafa İslamoğlu

O insanı sevgi ve alakadan yarattı.


Süleyman Ateş

O, insanı alaktan (embriyodan) yarattı.


Süleymaniye Vakfı

O insanı alaktan[*] yaratmıştır. [*] Döllendikten sonra rahim cidarına yapışan yumurtadan.


Yaşar Nuri Öztürk

İnsanı, embriyodan/ilişip yapışan bir sudan/sevgi ve ilgiden/husûmetten yarattı.


Ayetin Tefsiri

MEAL

2.) O insanı sevgi ve alâkadan yarattı.3
(M.İ)
2.) Ki senin rabbin insanı [anne rahmine yapışan ve kan pıhtısını andıran] bir maddeden yarattı.
(M.Ö)
2.) “Yaratan Rabbinin adına oku ki, O Allah insanı bir alakadan, pıhtılaşmış bir kandan yaratmıştır.”
(A.K)
2.) Sana bu peygamberlik görevinin verilmesine şaşırma! Zira seni ana rahminde bir damlacık sudan yaratıp mükemmel bir insan haline getiren yüce kudret, elbette ki sana vahyi bahşetmeye de kâdirdir.
(H,E;M,C)

TEFSİR


"O, insanı bir kan pıhtısından yarattı". Evet Allah insanı, bu donmuş ve rahime yapışan bir damlacık kandan yarattı. İşte bu son derece sade ve küçük kaynaktan yaratılmıştır insanoğlu. Bu bir damlacık kan pıhtısı da Yaratıcının gücünü göstermekle birlikte ondan da öte O'nun keremini, ihsanını gösterir. Çünkü onun lütfu ile bu kan pıhtısı öğretilebilen ve buna dayalı olarak da, öğrenen insan seviyesine yükselmiştir.
(S.KUTUB)

Kainatı genel olarak zikrettikten sonra insanın ne gibi hakir bir başlangıç ile yaratıldığı belirtilmiştir. "Alak", "Alaka"nın çoğuludur. Manası, "pıhtılaşmış kan"dır. Bu durum hamileliğin ilk birkaç günü içinde meydana gelir. Daha sonra et şeklini alır. Ve tedricen insan şekillenmeye başlar. (Bkz. Hac 5 an. 5'ten 7'ye)
(MEVDUDİ)

Burada insanın zikri tekrim içindir, insanı şereflendirmek içindir. Zira Allah sadece insanın hâlikı değil tüm varlıkların hâlikıdır. Ama dikkat ederseniz burada sadece insanın yaratıcılığından söz edilmektedir. Bu insanın şerefini anlattığı gibi, bir de bilhassa bu âyette emredilen “Oku” emrinin muhatabının insan olduğunu ortaya koyar. Bu emrin muhatabı insandır.
Vahyin ilk bölümünde, Kur’an’ın ilk gelen âyetinde insanın "Alak’tan" yani bir kan pıhtısından yaratıldığı gündeme gelmektedir. Alâk, kan pıhtısı demektir. Daha sonra gelecek 39. sûrede ancak insanın topraktan yaratıldığı bildirilecektir. Bunun ikisi de doğrudur. Yani insan hem bir kan pıhtısından hem de topraktan yaratılmıştır. Ama insanın topraktan yaratılması konusu gaybî bir konudur. Herkesin bilmediği bir konudur. Eğer Rabbimiz insanların henüz vahiyle yeni tanıştıkları bu ilk dönemlerde böyle gaybî bir konuyu, yani insanların topraktan yaratıldıklarını gündeme getirseydi, belki de o günün Mekkelileri ortalığı velveleye verebileceklerdi. Onun içindir ki her ikisi de doğru olmakla birlikte Rabbimiz ilk vahiyle kimsenin inkar edemeyeceği bir şeyle karşılarına çıkarıyordu konuyu. Güneş gibi, ay gibi açık ve net, kimsenin itiraz edemeyeceği, insanların reddedemeyecekleri bir yönüyle insanın yaratılışını gündeme getiriyor ve ötekisini insanların îmanlarının, teslimiyetlerinin kökleşeceği bir döneme erteliyordu.
Herkes biliyor ki insan ana rahmine atılmış bir damla sudan meydana gelmektedir. Bunu kimse reddedemez. Ama ötekisi ancak gayba inanan bir kimsenin kabullenebileceği bir şeydi ve bundan bahis henüz erkendi. Evet, Allah insanı bir kandan yaratmıştır. Bunun zikri bize şunu hatırlatır: Allah karşısında bilgi iddiasında bulunanlar, Allah karşısında güç iddiasında bulunarak Allah’a kafa tutmaya kalkışanlar şu gerçeği hiçbir zaman unutmamalıdır. Sen ki basit bir varlıktın, hiçbir şey bilmiyordun, akılsız, idraksiz, elsiz, ayaksız bir damla su idin. Ana rahmine atılmış bir damla kan. Bu durumdayken seni orada koruyan, seni yaratan, sana seni tanıtan, sana çevreni tanıtan, sana şuur ve bilgi veren, Allah’ı tanıma imkânı veren, seni adam eden, Rabbini ve Rabbinden gelen bilgilerle bilgilenmeyi bırakıp ta başkalarının bilgilerini bilgi mi kabul ediyorsun? Düşünsene basit bir kan pıhtısının gücü ne ki? Bir damla basit kan parçasının gücü, değeri ne olabilir ki? Anlama gücü yok, düşünme gücü yok, söz söyleme gücü yok... Böyle bir varlığa Allah kendi bilgisini nasip ediyor. Böyle basit bir varlığı muhatap kabul edip Allah ona kendi bilgisini ulaştırıyor. Bu ne müthiş bir şeydir! Bu ne muazzam bir lütuftur!

İşte Rabbinden gelen bu bilgilerle insan kendisini, dünyayı, çevresini, kulluğu tanıyor. Bu bilgi sayesinde insan ne olduğunu, nereden geldiğini, ne için geldiğini, nereye gideceğini, yaşadığı bu hayatın sonunda başına nelerin geleceğini biliyor. Bu bilgilerle Allah’ı tanıyor, Allah’a kulluğunu tanıyor. Öyle değil mi? Allah bu kan parçasını yaratmasaydı, kendisine vahyini göndermeseydi, kendi bilgisiyle insanı bilgilendirmeseydi bu zavallı kan pıhtısı, bu zavallı insan nereden bilebilecekti bu kadar bilgiyi? Nereden bilebilecekti Allah’ı? Nereden bilebilecekti cenneti, cehennemi, dünyayı, âhireti, kulluğu, hesabı, kitabı?
Allah bilgisiyle bilgilenmeyenlere, vahiyden nasibi olmayanlara bakıyoruz, hiçbir şey bilmiyorlar. Sadece yiyip içen, gezip dolaşan, basit varlıklar olarak gelip geçiyorlar. Hiçbir şeyden haberleri olmayan hayvanlar gibi geberip gidiyorlar. Dünya üniversitelerine bakın. Orada okuduklarının, okuttuklarının konusu ne? İnsan. Peki ne biliyorlar insanla alâkalı? Ne anlatıyorlar insanla alâkalı? Sadece bedenle ilgileniyorlar, insanın organizmasıyla ilgileniyorlar. İnsanın ruhunu reddederek, mânâsını görmezden gelerek onu sadece maddeden ibaret zannediyorlar. Peki bedenle ilgili bildikleri ne kadar? Sadece yüzde elli bilgileri var. Halbuki insan bedeninin yarısı ruhtur, ama bundan haberleri bile yoktur.
(A.KÜÇÜK)

“Ğâlekâ’l-însêne min 'âlâk” insanı yarattı, min ‘âlâk, ‘alaktan yarattı. Yine “ellezî ğâlâkâ, ğâlekâ’l-însên” “Ellzî ğâlekâ” da da mef’ul yok. Ğâlekâ kûlle şe’y olabilir mi? Mümkindir, belki en doğrusu da budur. Her şeyi yarattı. Çünkü bir sonraki ayette insanın yaratılışı ayrıca dile getiriliyor. Demek ki yaratan Rabbin adına oku, her şeyi varlığı var eden Rabbin adına oku manasına geliyor. Varlığı var eden Rabbin adına oku. Çünkü “ğâlekâ”nın mef’ulü de yok. Onun için biz bunu her şeyi yarattı, ama her şeyin içerisinde özel bir şey yarattı.
Kim o? El İnsan, İnsanı yarattı. Çünkü insan çok özel merdüm-i dide-i ekvân, Kâinatın göz bebeği Ahsen-i Takvim, bir önceki derste işledik ya, en güzel kıvamda yaratılan varlık Ve lekad kerremna beniy Adem.. (İsra/70) ademoğlunu biz mükerrem kıldık yani Azîz kıldık, ikram edilmiş kıldık. Kat kat ikram ettik manasına gelir çok temelde, tek kat değil kat kat. Dolayısıyla Hz. İnsandan bahsediyor Kur’an. İnsan kâinatın göz bebeği. Allah kâinatın gözüne çöp dürter mi, veya dürtülmesine izin verir mi, kâinatın gözü kör olsun ister mi. Onun için merdüm-i dide-i ekvân olan insanın, yani kâinatın göz bebeğinin hep görür halde olmasını istiyor, uyanık olmasını istiyor, diri olmasını istiyor, kendini gözetmesini istiyor, nefsi üzerine basiret olmasını istiyor ‘alâ nefsihi basiyra. (Kıyamet/14) dolayısıyla düşmanı tarafından avlanmasın istiyor. Şeytan ve egosu tarafından avlanmasın istiyor. İşte onun için insanın yaratılışına özel dikkat çekiyor; “ğâlekâ’l-İnsên”
Neden yarattı? “Min ‘âlâk” Öncelikle minel ‘alak değil, belirlilik takısıyla gelmiyor yani aklınızın ermediği bir şey bu. ‘alaka; alaka oradan gelir, alaka kuran demektir, ilgi kuran, yapışan, tutunan, asılan, bitişen manasına gelir. Bunu embriyo olarak tefsir etmiş alimlerimizin hemen hemen tamamı yani emriyolojik düzenin ilk safhası, insanın anne karnında oluşum sürecinin ilk safhası olarak tefsir etmişler. Onun için embriyo ya da ‘alaka, ya da hücre manası verilmiş.
Fakat buna itirazım var, bu mana isabetli değil gibime geliyor. Zira bu ayetlerde insanın embriyolojik yaratılış süreci anlatılmıyor, bu ayetlerde insanın maddi değil manevi tarafı anlatılıyor. İşte anahtar kelimeler belli; ıkra; OKU. Rab, halaka, yaratma, ekram; en keriym olan, ikram sahibi rab. Alemle, taliym; Öğrenme. Bil kalem; Kalem. Bakınız ilk inen vahyin anahtar kelimelerini saydım. Bu anahtar kelimeler insanın cesedine, bedenine değil, insanın manevi tarafına dairdir hepsi.
O zaman niye bu istisna olsun. ‘alak neden embriyo olsun. İnsanın anne karnında ki yaratılış sürecine dahil olsun. Kaldı ki ‘alak kelimesine kök anlam olarak elimizdeki en güzel etimolojik lügat olan İbn. Faris’in mekais-ül lüga sı şu manayı vermiş; Çok ilginç, el hubbül lazım lil kalb. Kalp için gerekli olan sevgi. ‘Alak; sevgi ve alakadır. Allah insanı sevgiden yaratmıştır, alakadan, ilgiden yaratmıştır.
Bu sadece yaklaşık bir yorum olsun diye yapmadım delillerim var. Bir kere burada eğer ‘alak embriyo ile ilgili olsaydı ceninin rahimde ki embriyolojik süreçlerinden birini ifade etseydi insana tahsis edilmezdi. Halakal insan; burada insana tahsis ediliyor. Çünkü embriyolojik süreç sadece insanla alakalı değil ki tüm memeli canlıların embriyolojik süreci aynıdır, niye insana has olsun ki. ‘alak, mudğa, ızam yani anne karnında, anne rahminde bir ceninin oluşum süreçleri tüm memeli canlılarda aynıdır, insana has değildir ki. Oysa ki bu ayet insana has bir yaratılmadan söz ediyor. İnsana özgü olan tamamen insanı insan eden o özel durumdur ve işte insanı sevgiden yarattı manası bunun için tercihe şayandır. Bunun için bu manayı veriyoruz. Allah insanı sevgiden yarattı.
3 'Alak ve 'alaka maddî olarak "embriyo ve hücre", manevî olarak "sevgi ve ilgi-alaka" anlamına gelir. Doğru tercih ikincisidir. Zira hem bu pasaj insanın embriyolojik kökenini değil manevî boyutunu ele almaktadır, hem de âyetin başındaki el-insan' dan dolayı buradaki 'alak'ın, sadece insan soyuna ait bir şey olması gerekir. Oysa embriyolojik mânada 'alak (embriyo, hücre) diğer memeli canlıları da kapsayan ortak bir özelliktir. İbn Fâris el- 'alâka'yı el-hubbu'l-lazım li'l-kalb (kalb için gerekli olan sevgi) diye tanımlar [Mekâyîs). İnsanın anne karnındaki embriyolojik gelişim sürecini ele alan Hac 5, Mü'minûn 14, Mü'min 67, Kıyame 37'den farklı olarak bu bağlamda, embriyolojik olmaktan çok ontolojik olmak durumundadır. Bunu destekleyen bir husus da geçtiği tüm diğer yerlerde (5 kez) dişil formda 'alaka olarak gelirken sadece burada 'alak formunda gelir. İlginç bir tevafuktur ki, Allah isminin mücerredi olan e-le-he1nin tüm formlarının ortak anlamı " sevgi "dir. Bu, gerçekten dikkat çekicidir.
(M.İSLAMOĞLU)