ALAK SURESİ


Ayet Getir
96-ALAK 19. Ayet

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ*

Kellâ, lâ tutı’hu vescud vakterib. (SECDE ÂYETİ)

Bayraktar Bayraklı

Hayır hayır! Ona uyma! Allah'a secde et ve yaklaş!


Edip Yüksel

Asla, ona uyma; secde et ve yaklaş!


Erhan Aktaş

Hayır, kesinlikle öyle değil! Ona boyun eğme; secde et ve yaklaş1. 1- Allah’a teslim ol, Allah’a boyun eğerek, saygıyla yönelerek, O’na yakın ol.


Muhammed Esed

Hayır, ona kulak verme, ama (Allah'ın huzurunda) yere kapan ve (O'na) yakınlaş!


Mustafa İslamoğlu

Hayır! O (azgın) insana uyma; imdi (Rabbine) secde et ve yaklaşmaya gayret et.


Süleyman Ateş

Hayır, ona boyun eğme; (Rabbine) secde et ve yaklaş!


Süleymaniye Vakfı

Yok, yok… Sen ona boyun eğme; secde et ve Allah’a yakınlaş.


Yaşar Nuri Öztürk

Sakın, sakın! Ona boyun eğme; secde et ve yaklaş!


Ayetin Tefsiri

MEAL
19.) Hayır! O (azgın) insana uyma;22 imdi (Rabbine) secde et23 ve yaklaşmaya gayret et.24
(M.İ)
19.) [Ey Peygamber!] Onun tehditlerine sakın boyun eğme. Rabbine secde et ve böylece O'na yakınlaş.
(M.Ö)
15-19.) “Ama bundan vazgeçmezse, andolsun ki, onu perçeminden, yalancı ve günahkar perçeminden cehenneme sürükleriz. O zaman, kafadarlarını çağırsın, Biz de zebanileri çağıracağız. Ey doğru yolda olan! Sakın ona uyma; sen secde et, Rabbine yaklaş.”
(A.KÜÇÜK)
19.) Ey elçimiz Muhammed! Sen Ebû Cehil gibi müşriklerin tehditlerine aldırmadan tevhidi yaşamaya ve tebliğ etmeye devam et!
(H,E;M,C)

TEFSİR
“Kurultay” diye çevirdiğimiz nâdî kelimesi, “bir konuda istişare etmek üzere toplanmak” anlamına gelen nedve kökünden türemiş olup kurultayda bir araya gelen heyeti ifade eder. Câhiliye döneminde Mekke’de bu tür toplantıların yapıldığı yere Dârunnedve denilirdi. “Zebâniler” diye çevirdiğimiz zebâniye kelimesi ise “itmek, savmak” anlamına gelen zeben kelimesinden türemiş çoğul bir isim olup azap meleklerini ifade eder. Rivayete göre Resûlullah İbrâhim’in makamında namaz kılarken Ebû Cehil, “Ben sana namaz kılma demedim mi!” diyerek onu tehdit edip engellemek istemiş, Hz. Peygamber de ona sert bir şekilde karşılık vermişti. Ebû Cehil, “Sen beni ne ile tehdit ediyorsun? Vallahi ben bu vadide adamları en çok olan kimseyim” demiş, bunun üzerine bu âyetler inmiştir (bk. Kurtubî, XIX, 127).

Allah Teâlâ, “O hemen kurultayını çağırsın, biz de zebânileri çağıracağız” buyurarak Hz. Peygamber’e meydan okuyan Ebû Cehil’in aczini ortaya koymak istemiştir. Nitekim Ebû Cehil bu âyetleri dinlediği halde kötü niyetini gerçekleştirme yönünde herhangi bir teşebbüste bulunmaya cesaret edememiştir. 19. âyette tekrarlanan “hayır!” anlamındaki kellâ edatı da, o azgın insanın, Hz. Peygamber’e kötülük etmek üzere taraftarlarını çağırmaya asla cesaret edemeyeceğini gösterir. Burada Resûlullah’a, böyle azgın, Allah ve peygamber tanımaz kimseye boyun eğmemesi, namaz kılmaya ve secde etmeye devam ederek Allah’a yakınlaşma gayretlerini sürdürmesi emredilmiştir. Şüphe yok ki Allah’a yaklaşmak, O’nun emirlerine itaat etmekle ve bu itaatin en anlamlı ifadesi olan secde ile mümkündür. Nitekim Hz. Peygamber, “Kulun rabbine en yakın olduğu an secdede bulunduğu andır” buyurmuştur (Müslim, “Salât”, 215).
(DİYANET TEF.)
Bu sert ve şiddetli bir ifade ile tam zamanında yapılmış bir tehdiddir. "Hayır eğer bundan vazgeçmezse onu perçeminden yakalarız." İşte böyle yakalarız. Tehdid şiddetli ve ses tonu ile anlamını canlandıran bir sözcükle yapılmaktadır.
Ayet metninde geçen "Saf" sözcüğü şiddetle yakalamak demektir. "Nasiye" sözcüğü ise alın demektir. Alın azgın ve kibirli bir insanın yukarı diktiği en yüksek organıdır. Başın yukardan en ön tarafına nasiye denir ki yakalayıp yere çarpmaya elverişli olan organ bu organdır, bu kısımdır. "O yalancı günahkar perçeminden." Gerçekten bu yakalayıp yere çarpma anıdır. Belki o anda, akrabalarından ve arkadaşlarından kendisine kuvvet ve güç katan kimseleri imdadına çağırmak bu kişinin aklından geçebilir. "O zaman gitsin de taraftarlarım çağırsın." Biz ise evet biz "Zebanileri çağıracağız." Katı ve şiddetli zebanileri çağıracağız. O halde savaşın sonucu bellidir.
Bu korkunç ve yukarda canlandırılan akıbetin ışığı altında sure itaatkar mü'mini imanında ve itaatında ısrarlı olmaya ve onlardan ayrılmayıp dayanmaya çağırarak son buluyor.
Sakın, islam çağrısını ve namazı engelleyen şu azgına boyun eğme. Rabbine secde et O'na itaatlerle ve ibadetlerle yaklaş. Bu azgın ve engelleyen kişiyi bırak. Onu zebanilere bırak.
Bazı sahih rivayetlerde ilk bölümü dışında bu surenin Ebu Cehil hakkında indiği belirtilir. Ebu Cehil Hz. Peygamber Kabe'de namaz kılarken ona rastlamış ve demişti ki: "Ey Muhammed! Sana bunu yasak etmemiş miydim?" Sonra Rasulullah'a tehdidiler savurmuştu. Resulallah da ona sert davranarak onu kovmuştu. Belki de Rasulullah'ın Ebu Cehil'in boğazından tutup "Vay başına geleceklere" dediği olay budur. O sırada Ebu Cehil Hz. Peygamber'e Ey Muhammed beni ne ile tehdid ediyorsun? diye sormuş sonra, Allah'a and içerim ki, bu gördüğün vadide en çok taraftarı olan insan benim demişti. Bunun üzerine yüce Allah da şu ayeti indirdi. "O zaman gitsin de taraftarlarını çağırsın." ibn Abbas der ki: "Ebu Cehil taraftarlarını çağırmaya kalksaydı azap melekleri o anda işini bitirirlerdi."
Ama surenin ifade ettiği anlamın genel olduğu da bir gerçektir. Sure itaat eden, ibadet eden ve Allah'a çağıran her mü'mini ve azgın, namazı kılmayı engelleyen, itaat edeni tehdid eden, kuvvet ve zor kullanarak böbürlenen her zalimi kapsar. Yüce Allah'ın son emri de şudur:
"Hayır ona boyun eğme. Rabbine secde et ve yaklaş."
İşte surenin bölümleri böylece birbiri ile ahenk içinde oluyor ve her bölümün bıraktığı etkiler birbirini tamamlıyor.
(S.KUTUB)
"Secde"den kasıt, namazdı. Yani "Ey Nebi! korkma namaz kılmaya devam et ve bu vasıtayla Rabb'ine yaklaş. "Bir kulun Rabb'ine en yakın anı, secde ettiği andır." Müslim'de yine Ebu Hureyre'den şu rivayet de mevcuttur: "Rasulullah bu ayeti okuduğunda tilavet secdesi yapardı."
(MEVDUDİ)
Böyle yapanlar, böyle yaşayanlar, bu şekilde namaza engel olanlar, namaz kılanları, Allah’a kul olmaya çalışanları engellemeye çalışanlar eğer buna bir son vermezlerse, eğer bu tavırlarından vazgeçip Allah’la savaşa bir son vermezlerse, mü’minlerin namazlarını engellemeye devam ederlerse, bu Ebu Cehiller, bu çağdaş tâğutlar Müslümanları takvayı ve namazı icradan alıkoyma işini sürdürecek olurlarsa andolsun ki biz onu ve onun gibileri alınlarından tutup sürükleyeceğiz. O yalancı, o günahkar perçemlerinden tutup yerden yere vuracak ve rezil rüsva edeceğiz onları. Onlar o zaman tüm güçlerini, tüm dostlarını, tüm avenelerini, tüm bakanlarını, dekanlarını, tüm askerlerini çağırsalar da biz yapacağımızı yaparız. Onlar yandaşlarını çağırsınlar, biz de Zebanilerimizi çağırırız.

Zebani Ez-zeben’den alınmıştır. İtmek ve atmak manasındadır. O Zebaniler ki, kafirleri cehenneme sürükleyip atarlar. Bir şeyi şiddetle alıp tutarak atmaktır. Bir rivâyete göre vurmaktır deniliyor. Yani yüzünü avuç ayasıyla vurup tokatlamak mânasına. Son derece iri, sert ve şiddetli meleklerdir. Araplar zorbası, şiddeti çok olana bu zebani ismini verirler. İtmek-kakmak manasında olan (ez-Zeben)’den alınmıştır. Haydi Ebu Cehil meclisindekileri, kavminden ve aşiretinden olan yardımcılarını çağırsın. Biz de zebanileri çağırırız. Ey peygamberim ve ey Peygamber yolunun yolcuları! Sakın ha sen böylelerine itaat etme! Sakın ha bunlara uymayın! Bunlara itaat etmeyin! Bunları dinlemeyin! Bunların emirlerine itaat edip yasalarını uygulamayın! Zaten namazı engelleyene asla itaat edilmez. Namazı engelleyene itaat, bu âyet gereği haramdır.

Bu sûre ile alâkalıda bu kadar söz yeter. Rabbim gereği gibi iman edip amel işleyen kullarından eylesin. Ve âhiru da’vana enil hamdü lillahi
Rabbi’lâlemîn.
(A.KÜÇÜK)
“Kellê” yo..! Bu böyle gitmez, azgın insanın azması böyle gitmez, bir yere toslar. Mutlaka ve mutlaka bir sonu var azgınlığın. Onun için “lê tûtî'hû vescûd vâkterib” sen onları bırak “lê tûtî'hû” bu tipe itaat etme, bu tipe uyma her iki manayı da verir uyma dersek. Yani zorbalara teslim olma manası da var, onlara uyma bırak onları kendi hallerine. Onlar senin gündemini belirlemesin. Onlar gitsinler başlarını duvara vuruncaya kadar gitsinler manasını verir. “Vescûd” ve secde et. Yani Allah’ın huzurunda yere kapan, yani Allah’a tam teslim ol. Secde tam teslimiyetin ifadesidir aslında sembolüdür.
“Vâkterib” ve yaklaş, Allah’a yaklaş aslında yaklaşmaya gayret et manasını verir. Çünkü “îkterâbe” iftial babından gayret içerir iftial babının lafza kattığı yan anlam budur, bir şey için gayret göstermek, gayret göstererek bir şeyi elde etmek veya. Onun için rabbine yaklaşmaya çalış, gayret et.
22 Zımnen: Zorbalara teslim olma! İlk muhatabın ve tüm muhatapların, ibadetten engelleyen zorba tiplerden korkmamalarına dair ihtar.
23 Zımnen: Tam bir teslimiyet göster. Secde de teslimiyetin simgesidir. Müstakil rüku yoktur, fakat şükür, dua, tilavet, sehiv secdeleri gibi müstakil secde vardır.
24 "Gayret et" karşılığı, ifti'al kalıbının lafza kattığı yan anlamdır.
[Ek bilgi; İbn Abbas'tan diğer bir rivayette şöyledir: "Rasulullah, Makam-ı İbrahim'de namaz kılmaktaydı. Ebu Cehil yanına gelerek şöyle dedi: "Ey Muhammed! Ben seni bundan menetmedim mi? ve ResulAllah’ı tehdit etmeye başladı. ResulAllah ona sert bir şekilde "Sen kim oluyorsun?" karşılığını verdi. Bunun üzerine Ebu Cehil. "Ey Muhammed! Sen kime güvenerek beni korkutuyorsun? dedi. Ve devam etti: Tanrıya yemin ederim ki, burada en fazla yardımcısı olanlardanım. (Ahmed, Tirmizî, Neseî, İbn Cerir, İbn Ebi Şeybe, İbn Münzir, Taberanî, İbn Merduye)
Bu olay üzerine surenin "kella inne'l insane le yetğa(6)" ile başlayan kısmı nazil olmuştur. Bu kısmın yeri doğal olarak Kur'an'ın bu suresindedir. Çünkü Rasulullah İslâm’ı ilk kez namaz ile açığa vurmuştu. Kâfirlerle karşı karşıya gelmesinin başlangıcını bu oluşturmuştu. (Tefhimu-l Kur’an- E.A. Mevdudi)]
Sadakallahulazıym. Allah hakikati beyan etti. Rabbim kendi kendine yettiğini zanneden azgın tiplerden değil, Allah’ın var neye muhtaçsın, Allah’ın yok neyin var diyen mü’min ve muti’ kullarından kılsın bizleri inşaAllah.
Ve êğîrû dâvêhûm eni’l-hamdû lillêhi Rabbil alemîn. Çağrımız ve davamız Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd’adır.
(M.İSLAMOĞLU)