ABESE SURESİ

Ayet Getir

عَبَسَ وَتَوَلَّى

Abese ve tevellâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.


Cemal Külünkoğlu

(1-2) (Peygamber) kendisine kör adam geldi diye yüzünü ekşitti ve çevirdi.


Diyanet İşleri (eski)

(1-2) Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.


Diyanet Vakfi

(1-4) (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.


Edip Yüksel

Surat astı ve döndü;


Elmalılı Hamdi Yazır

Ekşidi ve döndü


Muhammed Esed

O, suratını astı ve uzaklaştı,


Mustafa İslamoğlu

O (kibirli adam) surat astı ve sırtını dönüp uzaklaştı,


Seyyid Kutub

Surat astı ve döndü.


Süleyman Ateş

Surat astı ve döndü;


Süleymaniye Vakfı

Yüzünü ekşittin ve sırtını döndün.


Tefhim-ul Kuran

Surat astı ve yüz çevirdi;


Yaşar Nuri Öztürk

Yüzünü ekşitti ve öteye döndü;


أَن جَاءهُ الْأَعْمَى

En câehul a’mâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.


Cemal Külünkoğlu

(1-2) (Peygamber) kendisine kör adam geldi diye yüzünü ekşitti ve çevirdi.


Diyanet İşleri (eski)

(1-2) Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.


Diyanet Vakfi

(1-4) (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.


Edip Yüksel

O kör adam geldi diye.


Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü ona a'mâ geldi


Muhammed Esed

çünkü kör bir adam o'na yaklaşmıştı!


Mustafa İslamoğlu

yanına âmâ geldi diye...


Seyyid Kutub

Yanına âma geldi diye.


Süleyman Ateş

Kör geldi diye.


Süleymaniye Vakfı

O kör [1*], sana geldi diye [2*]. [1*] Surenin iniş sebebi ile ilgili rivayet şudur: Abdullah b. Ümmü Mektum, Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme gelerek “Ya Muhammed, beni yanına al ve bilgilendir” dedi. Peygamberin yanında müşriklerin büyüklerinden biri vardı. Peygamber ondan yüz çevirip müşrike yöneliyor ve şöyle diyordu: ‘Ey falanın babası, sözümde bir sakınca görüyor musun? O da, (putlara akıtılan) kanlar hakkı için hayır, sözünde bir sakınca görmüyorum diyordu.’ (Muvatta, Kur’ân, 8; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’an, 72. (beni bilgilendir) ifadesi Tirmizî’de geçer.) [2*] Bir yazıda veya konuşmada “Sen…” veya “Siz …” yerine “O…” veya “Onlar…” denmesi, Arap edebiyatında ifadeye güzellik katar. Buna iltifat denir. Burada da iltifat olduğundan “Yüzünü ekşitti ve sırtını döndü, o kör, ona geldi diye” ifadesinden sonra “Ne biliyorsun, belki o kendini geliştirecekti” denerek üçüncü şahıstan ikinci şahsa geçilmiştir. Türkçede iltifat sanatı olmadığından tercüme bu sanata göre değil, cümlenin akışına göre yapılmıştır.  


Tefhim-ul Kuran

Kendisine o kör geldi diye.


Yaşar Nuri Öztürk

Yanına kör adam geldi diye.


وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى

Ve mâ yudrîke leallehu yezzekkâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.


Cemal Külünkoğlu

(3-4) (Resulüm!) Onun halini sana hangi şey bildirdi? Belki o, (senden öğrenecekleriyle cehalet kirinden) temizlenecekti yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecekti.


Diyanet İşleri (eski)

Ne bilirsin, belki de o arınacak;


Diyanet Vakfi

(1-4) (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.


Edip Yüksel

Ne bilirsin, belki de o arınacak;


Elmalılı Hamdi Yazır

Ne bilirsin o belki temizlenecek


Muhammed Esed

Nereden bilebilirsin (ey Muhammed,) belki de o arınacaktı,


Mustafa İslamoğlu

"Ve (sana gelince ey Nebi!) Sen nereden bileceksin o (müşrikin) arınacağına dair bir ihtimal bulunduğuna;


Seyyid Kutub

Ne bileceksin sen belki o arınacak?


Süleyman Ateş

Ne bilirsin belki o arınacak?


Süleymaniye Vakfı

Ne biliyorsun, belki o kendini geliştirecekti,


Tefhim-ul Kuran

Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip arınacak?


Yaşar Nuri Öztürk

Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek.


أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ الذِّكْرَى

Ev yezzekkeru fe tenfeahuz zikrâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.


Cemal Külünkoğlu

(3-4) (Resulüm!) Onun halini sana hangi şey bildirdi? Belki o, (senden öğrenecekleriyle cehalet kirinden) temizlenecekti yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecekti.


Diyanet İşleri (eski)

Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.


Diyanet Vakfi

(1-4) (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.


Edip Yüksel

Yahut da öğüt alacak ve ona mesajın yararı dokunacaktı.


Elmalılı Hamdi Yazır

Veya öğüt belliyecek de o öğüt kendine fâide verecek


Muhammed Esed

yahut (hakikat) hatırlatılacak ve bu hatırlatma kendisine fayda verecekti.


Mustafa İslamoğlu

veya alacağı öğütün kendisine yarar sağlayacağını?


Seyyid Kutub

Yahut öğüt alacak da bu öğüt, kendisine fayda verecek.


Süleyman Ateş

Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak.


Süleymaniye Vakfı

Veya bilgi edinecek[*], o bilgi ona yarayacaktı? [*] Bilgi diye çevrilen kelime “zikir”dir. Zikir, sürekli akılda tutulan kullanıma hazır bilgidir. (Müfredat s.237)


Tefhim-ul Kuran

Ya da öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.


Yaşar Nuri Öztürk

Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.


أَمَّا مَنِ اسْتَغْنَى

Emmâ menistagnâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.


Cemal Külünkoğlu

(5-7) Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince; sen, ona dönüp sözüne kulak veriyorsun. Oysa onun arınmaktan geri kalmasının sorumlusu sen değilsin.


Diyanet İşleri (eski)

(5-6) Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.


Diyanet Vakfi

(5-7) Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.


Edip Yüksel

Kendisini zengin görüp önemsemeyene gelince;


Elmalılı Hamdi Yazır

Amma istiğnâ edene gelince


Muhammed Esed

Ama kendini her şeye yeterli görene gelince,


Mustafa İslamoğlu

Fakat, kendi kendine yettiğini sanan kimseye gelince:


Seyyid Kutub

Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince.


Süleyman Ateş

Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince;


Süleymaniye Vakfı

Sana ihtiyaç duymayan adama gelince,


Tefhim-ul Kuran

Fakat kendini müstağni (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan) gören ise,


Yaşar Nuri Öztürk

O, kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görene gelince,


فَأَنتَ لَهُ تَصَدَّى

Fe ente lehu tesaddâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.


Cemal Külünkoğlu

(5-7) Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince; sen, ona dönüp sözüne kulak veriyorsun. Oysa onun arınmaktan geri kalmasının sorumlusu sen değilsin.


Diyanet İşleri (eski)

(5-6) Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun.


Diyanet Vakfi

(5-7) Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.


Edip Yüksel

Sen ona yöneliyorsun.


Elmalılı Hamdi Yazır

Sen onun sadâsına özeniyorsun


Muhammed Esed

sen bütün ilgiyi ona gösterdin,


Mustafa İslamoğlu

Sen bütün ilgini ona yönelttin;


Seyyid Kutub

Sen onunla ilgileniyorsun!


Süleyman Ateş

Sen ona yöneliyorsun.


Süleymaniye Vakfı

Sanki ona değil, duvara konuşuyorsun!


Tefhim-ul Kuran

İşte sen, onda 'yankı uyandırmaya' çalışıyorsun.


Yaşar Nuri Öztürk

Ki sen ona yöneliyorsun;


وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّى

Ve mâ aleyke ellâ yezzekkâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.


Cemal Külünkoğlu

(5-7) Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince; sen, ona dönüp sözüne kulak veriyorsun. Oysa onun arınmaktan geri kalmasının sorumlusu sen değilsin.


Diyanet İşleri (eski)

Arınmak istememesinden sana ne?


Diyanet Vakfi

(5-7) Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.


Edip Yüksel

Onun arınmamasından sana ne?


Elmalılı Hamdi Yazır

Onun temizlenmemesinden sana ne?


Muhammed Esed

halbuki onun arınmaktan geri kalmasının sorumlusu sen değilsin;


Mustafa İslamoğlu

oysa ki, onun arınmamasının sorumlusu sen değilsin;


Seyyid Kutub

Onun arınmamasından sana ne?


Süleyman Ateş

Onun arınmamasından sana ne?


Süleymaniye Vakfı

Onun kendini geliştirmemesinden sana ne!


Tefhim-ul Kuran

Oysa, onun temizlenip arınmasından sana ne?


Yaşar Nuri Öztürk

Sana ne onun arınmasından!


وَأَمَّا مَن جَاءكَ يَسْعَى

Ve emmâ men câeke yes’â.

Bayraktar Bayraklı

(1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.


Cemal Külünkoğlu

(8-10) Ama sana koşarak gelen kimse var ya, işte o, Allah'a karşı gelmekten sakınarak sana gelmişken, sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun (onunla ilgilenmiyorsun).


Diyanet İşleri (eski)

(8-10) Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.


Diyanet Vakfi

(8-10) Fakat koşarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.


Edip Yüksel

Oysa, sana büyük bir hevesle gelen,


Elmalılı Hamdi Yazır

Ve amma sana can atarak gelen


Muhammed Esed

ama sana büyük bir istekle geleni


Mustafa İslamoğlu

fakat sana büyük iştiyakla gelen var ya:


Seyyid Kutub

Fakat koşarak sana gelene;


Süleyman Ateş

Fakat koşarak sana gelen,


Süleymaniye Vakfı

Oysa bir gayretle sana gelen kişi,


Tefhim-ul Kuran

Ama koşarak sana gelen ise,


Yaşar Nuri Öztürk

O, koşarak sana gelen var ya;


وَهُوَ يَخْشَى

Ve huve yahşâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.


Cemal Külünkoğlu

(8-10) Ama sana koşarak gelen kimse var ya, işte o, Allah'a karşı gelmekten sakınarak sana gelmişken, sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun (onunla ilgilenmiyorsun).


Diyanet İşleri (eski)

(8-10) Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.


Diyanet Vakfi

(8-10) Fakat koşarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.


Edip Yüksel

Saygı gösterdiği halde,


Elmalılı Hamdi Yazır

Haşyet duyarak gelmişken


Muhammed Esed

ve (Allah) korkusu ile (yaklaşanı)


Mustafa İslamoğlu

-ki o Allah'a saygıda kusur etmez-


Seyyid Kutub

Allah'tan sakınarak gelmişken.


Süleyman Ateş

Saygılı olarak gelmişken,


Süleymaniye Vakfı

(Allah’tan) korkuyor,


Tefhim-ul Kuran

Ki o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır;


Yaşar Nuri Öztürk

Odur içine ürperti düşen.


فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّى

Fe ente anhu telehhâ.

Bayraktar Bayraklı

(1-10) Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.


Cemal Külünkoğlu

(8-10) Ama sana koşarak gelen kimse var ya, işte o, Allah'a karşı gelmekten sakınarak sana gelmişken, sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun (onunla ilgilenmiyorsun).


Diyanet İşleri (eski)

(8-10) Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun.


Diyanet Vakfi

(8-10) Fakat koşarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.


Edip Yüksel

İlgi göstermedin ona.


Elmalılı Hamdi Yazır

Sen ondan tegafül ediyorsun


Muhammed Esed

sen görmezden geldin!


Mustafa İslamoğlu

işte sen onu ihmal ediyorsun.


Seyyid Kutub

Sen onunla ilgilenmiyorsun!


Süleyman Ateş

Sen onunla ilgilenmiyorsun.


Süleymaniye Vakfı

Ama sen onunla ilgilenmiyorsun[*]! [*] Allah Teâlâ bu davranışı Nebimize yasakladı. “Bir şey isteyene ve sorana ilgisiz davranma.” (Duhâ 93/10)


Tefhim-ul Kuran

Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.


Yaşar Nuri Öztürk

Sen ona aldırmazlık ediyorsun.


كَلَّا إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ

Kellâ innehâ tezkiratun.

Bayraktar Bayraklı

(11-12) Hayır! Yaptığın doğru değil, âyetlerimiz bir öğüttür, dileyen ondan öğüt alır.


Cemal Külünkoğlu

(11-12) Hayır! (Böyle yapman doğru değil.) Çünkü o (Kur'an) bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır.


Diyanet İşleri (eski)

Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür.


Diyanet Vakfi

(11-16) Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.


Edip Yüksel

Doğrusu, bu bir hatırlatmadır.


Elmalılı Hamdi Yazır

Hayır hayır zinhar, çünkü o bir tezkiredir


Muhammed Esed

Elbette, bu (mesaj)lar yalnızca birer hatırlatma ve öğütten ibarettir:


Mustafa İslamoğlu

Elbet bu hitap bir öğüt ve uyarıdan ibarettir.


Seyyid Kutub

Asla olmaz böyle şey! Kur'an ayetleri birer hatırlatmadır öğüttür.


Süleyman Ateş

Hayır (olmaz böyle şey); o (âyetler), bir hatırlatmadır.


Süleymaniye Vakfı

Yok, yok… Bunlar hatırlatılacak şeylerdir[*]. [*] Ayete,  إن هذه أشياء تذكرة أي ستذكر   (bu şeyler hatırlatılacaktır anlamı verilmiştir.)


Tefhim-ul Kuran

Hayır; çünkü o (Kur'an), bir öğüttür.


Yaşar Nuri Öztürk

Hayır, hiç de öyle değil! O, bir düşündürücüdür.